GeriKelebek Kitap
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kitap

Abone Olgoogle-news

haftanın yenileri
Hazırlayan: Çağlayan ÇEVİK
ccevik@hurriyet.com.tr

Çocuk

Kendini Arayan Ornitorenk
Yeşim Paktin

AÇEV

Deyim yerindeyse ‘varoluşçu’ bir çocuk kitabı ‘Kendini Arayan Ornitorenk’. Ornitorenk gerçekten üzerine konuşulması gereken ilk canlı belki de. Şimdiye kadar hiç görmediyseniz nasıl bir canlı olduğundan söz etmeli. Öncelikle ornitorenklerin tanımlarına bakalım. Türkçe sözlükte ‘gagalı memeli’ diye geçiyor. Uçan memeli, şakasının sona erdiği noktadayız sanki! Bilimsel tanımında ise ‘doğum yapmak yerine yumurtlayan memeliler olan tek deliklilerin hâlâ var olan beş tanesinden biri’. Diğerleri ise ‘dikenli karıncayiyenler’ yani ekidneler! İşler daha da karışacak. Çünkü ekidneler karada yaşayan bir canlı! Yüzmek gibi bir maharetlerin yok diyor şair burada! Zira ornitorenkler yüzebiliyorlar. Adeta bir susamuru. Bu fantastik canlı, ornithorhynchidae familyasının ve ornithorhynchus cinsinin yaşayan tek temsilcisi. Asıl genel tanımı ise yumurtlayan, ördek gagalı, kunduz kuyruklu, erkeklerinin arka ayağında zehirli bir mahmuzu olan bir memeli! Size de II. Yeni şiiri gibi gelmiyor mu bu tanım?
Bu eşsiz türün, dünya üzerinde rastlanabileceği tek yer Avustralya. Ve ülkenin 20 sentinin arkasında resmi yer alır! Yeşim Paktin’in yazıp resimlediği ‘Kendini Arayan Ornitorenk’ bir çetrefil sorunun peşine düşmek zorunda kalan bir ornitorenkle ilgili: “Ben neyim?”
Çünkü huzur içinde yüzdüğü bir gün kafasını kayaya çarpıp hafızasını kaybeden bir ornitorenkin bu soruyu sormasını anlatıyor Yeşim Paktin. Düşünsenize suda kafanızı çarpmışsınız ama gözünüzü karada açıyorsunuz. Islaksınız, ama karadasınız ve gözünüzün önünde bir gaga uzanıyor. Gözünüzü ovuşturmak istiyorsunuz ve ellerinizin perdeli olduğunu fark ediyorsunuz. Etrafınızda gördüğünüz ilk canlı bir ördek! Hemen tercihe göre bir hitap biçimi seçerek ‘merhaba ördek kardeş’ diye yanaşırız. Ördek tüm samimi karşılamasına rağmen ama ağır ol, biz kardeş değiliz. Çünkü sen uçamazsın, diye tersliyor sizi. Haliyle peki beni niye tersledi bu ördek dediğiniz anda yine ördek yardım ediyor size. Bak kardeş, senin kuyruğun da farklı bizden. Tıpkı kunduzun kuyruğu gibi. Şuradaki kunduza bir sor istersen, ben kimim diye. Dediği anda soluğu önce kunduzun, sonra su samurunun yanında aldığımız, onların da bize yardım etmesiyle karışık terslemesiyle nihayet diğer ornitorenkleri bulup, ‘ben meğer ornitorenkmişim’ dediğini. İşte Yeşim Paktin’in örneğinin başına bu tuhaf öğretici karşılaşmalar silsilesi geliyor.

Roman

Saf
İsmail Güzelsoy

Mephisto Kitaplığı

“Bir rüyada yürüyeceksin dedi Mahimah. Böyle dedi, üzengimi öptü ve beni yola saldı” cümlesiyle başlayan ve gerçekten sıradışı bir yolculuk/yol romanı Saf. Yolun nereye vardığının değil yolda olmanın, yolda gördüklerinin, yolda yaşayıp öğrendiklerinin daha önemli olduğunun altını çizen bir serüven! Uzun bir rüyayı anlatıyor adeta Güzelsoy. Mistik, zamansız ve mekânsız bir roman ‘Saf’. Her ne kadar Selçukîler’den söz edilip, Horasan, Semerkant gibi yer adları verilse de dünyanın herhangi yerinde herhangi bir zaman diliminde geçmesi muhtemel bir serüven. Şiirsel olduğu kadar tuhaf dilli bir roman. Aslında sözcüklere adanmış, kelimelerin büyüsünü anlatan bir roman. Anlatmak üzerine belki de. Mahimah isimli bir şamandan olağan ve olağanüstü bildiği her şeyi öğrenip, sonra bu öğrendikleri unutulması istenen bir ‘safdil’dir Subala. Kimseye bir şey sormaması gereken, yeni bir şey öğrenmemesi gereken ama kendi sırrını da kimseye açmaması gereken bir safdil! Maharetleri övmekle bitmez. Sıfıra varmış ama hâlâ sıfırın peşinde bir yolcu. İsmail Güzelsoy ‘Saf’ romanıyla bizi kadim masallar diyarına, büyük söylenceler coğrafyasına götürüyor. Kervan ritmiyle ilerleyen ama tuhaf maceralar ve sırlarla dolu bir roman. Kimi dil kullanımları zaman zaman bizi tereddüde düşürse de bazı kelimeler fazla bugünden yazılmış gibi dursa da Subala’nın kişiliğinde huzur veren iyi bir roman.

Sinema

Aşktan da Üstün 50 Film Daha
Kolektif

Kırmızı Kedi Yayınları

“Sinema bir şenliktir” demişti Onat Kutlar. ‘Aşktan da Üstün 50 Film Daha’ kitabı bu şenliği elle tutulur ve en önemlisi yeniden ‘gözle görülür’ hale getiriyor. Belli yıllarda on yılın, kırk yılın, elli yılın filmleri listeleri yapılır ve akabinde tartışmalar alır gider. Sonra birileri çıkar “ölmeden önce bu filmleri izlemelisiniz” der. Daha sonra bir başkası çıkar kendi başyapıtlar listesini sıralar ve bu iş uzadıkça uzar. Belki de sırf bu yüzden sinema bir şenliktir! Çünkü uzmanı olsun olmasın, bir filmi izleyen herkesin o film hakkında söyleyecek sözü olur. Ama ne olursa olsun, sinemadan birçok anlamda ‘anlayan’ birileri yazdığı zaman, o filmler daha güzel olur. İzlediğimiz filmin bütün eksikleri ortadan kalkar, yönetmenin derdi ayyuka çıkar, oyuncunun başarısı ilan edilir ve daha nice film hilesi ifşa edilir. 7 Arka Pencere yazarı, daha önce yaptıkları gibi yine bir araya gelip, ‘Aşktan da Üstün 50 Film Daha’ adlı devam kitabında bunu yapıyorlar. Birisi hayranı olduğu yönetmenden giriyor konuya, diğeri söz konusu filmin sinema tarihindeki öneminden. Ama hepsi döktürüyor, sanki birbirleriyle yarışıyorlar. Sırf övgü olsun diye değil, hasbel kader evimize bir arşiv yapacak olsak, ‘nitelikli içeriğiyle’ dosta düşmana hava atabileceğimiz bir arşiv olur, benden söylemesi. Birbirinden iyi filmlere birbirinden iyi yazılar, yorumlar. Ölmeden önce izlemeniz gereken filmlerin kitabı!

Bilim

Kayıp Kaşık
Sam Kean
Çev.: Bahar Okar, Burçin Duan
Kolektif Kitap

Okul sıralarında aklımın basmadığı bir dersti kimya. Hele o satır ve sütunlardan mürekkep, her biri farklı kısaltmalarla adlandırılan elementlerin olduğu periyodik cetvel, dünyanın en saçma grafik şekli gibi gelirdi bana. Haliyle sınav öncesi ezberlenmiş birkaç cümleyle tehlikeyi savuşturmaktan ibaretti kimya bilgim. Sorun bende sanıyordum. Ama Sam Kean’in ‘Kayıp Kaşık’ kitabını okuduktan sonra sorunun öğretmenlerimde olduğunu anladım. Bir tanesi bana kimyayı Kean’in anlattığı gibi anlatmış olsaydı, en azından periyodik tabloyu onun gibi cazibe merkezi haline getirebilselerdi, bugün elinde deney tüpleriyle laboratuvarda dolaşan, her yanı asit yarası bir kimyacıydım. Tahmin edeceğiniz üzere kimya bilimine dair oldukça lezzetli bir kitap. Kimyadaki ‘saf element’ler gibi saf bir bilim kitabı. Sadece kimya değil, baştan sona sanat, kültür, bilim özetle dünya tarihi... Örneğin, atom numarası 84, atom ağırlığı 210 olan, Marie ve Pierre Curie’nin 1898’de bulduğu ilk radyoaktif elementin adı polonyumdur. Uranyumdan 400 kat daha radyoaktif ve en tehlikeli radyasyon türü olan alfa radyoaktivite saçan polonyum adını tahmin edeceğiniz üzere Polonya’dan almaktadır. 19-20. yüzyılda haritası sürekli değişen Polonya’dan! Kean, Polonya’nın hikâyesini Marie Curie üzerinden, Curie’nin hikâyesini de radyoaktif maddeler üzerinden anlatıyor. Özetle ‘Kayıp Kaşık’ta harikalar yaratıyor Kean.

Araştırma / Belgesel

Gazeteci Gözüyle Silivri Gerçeği
Pınar Türenç

Basın Konseyi Yayınları

3 Mart 2011 tarihinde gazeteci Nedim Şener, ‘Oda TV’ye yönelik Ergenekon soruşturması kapsamında gazeteci Ahmet Şık’la beraber gözaltına alınıp tutuklanmış ve Ergenekon Terör Örgütü’ne yardım gerekçesiyle 15 yılla yargılanmıştı. Tam bir yıl ‘Silivri’de tutuklu kaldı Şener. 12 Mart 2012’de serbest bırakıldı. Suçu hâlâ tam olarak bilinmiyor. Tıpkı kitabı yayımlanmadan toplatılan Ahmet Şık, Soner Yalçın, Müyesser Yıldız, Mustafa Balbay, Barış Pehlivan, Tuncay Özkan... gibi! Her ne kadar Cumhurbaşkanı Abdullah Gül Polonya ziyaretinde tutuklu gazetecilerle ilgili sorulan soruya “Bazıları dışarıda gazeteci olarak geçiyor fakat aslında bizzat illegal örgütlerin içerisinde olan, şiddetin içerisinde olan insanlar” demişse de hiçbiri adam öldürmedi. Hiçbiri eline silah alıp kimseye kurşun sıkmadı, dağa çıkmadı veya kırmızı bültenle aranmadı! Ama hâlâ tutuklular. Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyesi Pınar Türenç, Silivri Cezaevi’nde tutuklu gazetecilerle yaptığı görüşmeleri ‘Gazeteci Gözüyle Silivri Gerçeği’ kitabında bir araya getiriyor. Söyleşiler haricinde, cezaevindeki tutukluluk koşulları ve tutuklu gazetecilerin durumuna dair önemli raporları da okurlarına sunuyor Türenç. Yedikleri yemekten para ödeyerek içtikleri suya, bulundukları ortamdan kaynaklanan sağlık sorunlarından maruz bırakıldıkları açık görüş kısıtlamalarına kadar bilmediğimiz şeyleri de dile getiren bir kitap.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle