GeriKeyif Yaşayan en pahalı Türk ressam Taner Ceylan: 'Kan revan içinde kaldık ama o son yumruğu hâlâ yemedik'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yaşayan en pahalı Türk ressam Taner Ceylan: 'Kan revan içinde kaldık ama o son yumruğu hâlâ yemedik'

Yaşayan en pahalı Türk ressam Taner Ceylan: 'Kan revan içinde kaldık ama o son yumruğu  hâlâ yemedik'

Türkiye’de galerilerden ret üstüne ret yedi, ders verdiği üniversitelerden atıldı, ‘rahatsız edici’ bulunan işleri basılmadı, 35’ine kadar tek tablo bile satamadı. ‘Duygusal realist’ ressam Taner Ceylan ‘aykırı’ bulunan sanatından, çizgisinden ödün vermedi. Karşılığını ‘yaşayan en pahalı Türk ressamı’ unvanıyla aldı. Şimdi, kariyerinin en parlak döneminde, Londra’daki ilk sergisi, ‘I Love You’nun heyecanında. Londra’da buluştuk, açılış öncesi sergiyi gezdik, Türkiye’yi konuştuk.

Son serginizi izledikçe Sotheby’s’in çağdaş Türk sanatı müzayedesinde 175 bin liraya alıcı bularak rekor kıran boksör resminiz ‘Ruhani’yi anımsıyor insan. Bilinçli bir bağlantı var mı aralarında?

- Bir önceki boksör resmimde baskın olan direnişti. Savunmaya hazır bir adam, ‘Ayaktayım, her türlü yumruğa hazırım, vur vurabilirsen’ diyordu. Bu sergideki boksörse artık vazgeçmiş, teslim olmuş.

 İki tablo arasında 8 sene var...

- Ve 8 sene içinde dünya hiç olmadığı kadar şiddetli, kanlı bir yere dönüştü. Terörden, savaşlardan, göçmen krizinden dolayı ölenlere karşı koymuyoruz. Yapacak bir şey de yok. Öylece seyrediyoruz. Hayatımız seyretmekle geçiyor. Şirin Payzın ile Ahmet Hakan arasında bir yerde sıkıştık kaldık. Ötesi yok. Ne dünyada ne de ülkemizde olup bitene müdahale edebiliyoruz. Yumruğu yiye yiye bu resimdeki adama dönüştük işte. Hareket edecek halimiz kalmadı.

 Hiç mi yok ümit?

- Ümit her zaman var. Can çıkmamış hâlâ. Tamam, dövüşecek hal kalmadı gerçekten. En fazla bir-iki yumruk kaldıracak daha mecalimiz var. Durum bu. Bir sürü arkadaşım ülkeyi terk etti çoktan.

 Hep aksini, kalmak gerektiğini savundunuz. Fikriniz değişti mi zamanla?

- Gemiyi terk etmem kolay kolay. Ülkemi çok seviyorum. Ailem, atölyem, geçmişim orada. İstediğin kadar entelektüel bir kariyer yap, tüm sanat camiası karşında saygıyla eğilsin, günün sonunda  göçmen statüsündesin burada. Bastığın toprak, içtiğin su senin değil, sana ait değil.

 O küskünlüğü, yılmışlığı anlayabiliyor musunuz?

-1923’ten bugüne memlekette kaç devrim, darbe oldu. Yıl, 2016. Tam gaz devam ediyor. Tüm olanlara rağmen Kadıköy’ün, Galata’nın, Karaköy’ün sokaklarından fışkıran genç enerjiye, yeni sanat ruhuna bir bakın. Çiçek açıyor tüm galeriler. İzmir ve Ankara da keza öyle. Hepsi müthiş yetenekli çocuklar; saf enerjilerine hayran olursunuz. New York’ta, Berlin’de göremeyeceğiniz türden bir saf enerji bu. Onları gördükçe, herkes ve her şeye rağmen içimi müthiş bir ümit kaplıyor.

KİM BİLİR, BELKİ DE TUHAF BİR HAZ ALIYORUZ BU ACIDAN

 Oysa serginin genel ruhu, tam aksine, içinden geçtiğimiz karanlık dönemin bir yansıması. Bahsettiğiniz umudu yakalamak güç.

- Umut ertelenmiş olabilir. Biraz acıdan haz alma durumu var. ‘Gönüllülük’ hikâyesi var. Ben ve çoğunluktaki “Ülkemdeyim ve hiçbir yere gitmeyeceğim” ısrarı biraz da efendisinin kamçısı olmadan yaşamayan insan psikolojisine benziyor. İnsanın, doğası gereği, bir tür savunma psikolojisi olarak kaçması gerek belki de. Her an herhangi bir sebepten dayak yiyeceğini bile bile gitmiyorsun, adeta bir sonraki kamçıyı bekliyorsun. Kim bilir, belki de tuhaf bir haz alıyoruz bu acıdan.

 Korkutucu bir tablo değil mi?

- Asıl korkutucu olan alışmamız, tüm olanların sıradan ve olağan gelmesi. Alışmamamız lazım. Alışmak yerine anlaşmayı öğrenmemiz lazım. Her zaman bağışlamaktan yanayım. Başka türlü senden olmayanla aynı masayı, hayatı, ülkeyi paylaşamazsın. Uzlaşarak huzur bulmak lazım. Herkesle, kendinle, ruhunla, belki acınla...

 

İYİ BİR SANATÇI, İŞE TÜM AKRABALARINI ÖLDÜRMEKLE BAŞLAMALI

Yaşayan en pahalı Türk ressam Taner Ceylan: Kan revan içinde kaldık ama o son yumruğu  hâlâ yemedik

 

Rönesans göndermeleriniz hiç olmadığı kadar yoğun, baskın.

- Tüm bunları yaparken sanat tarihine gömüldüm. Sanat tarihinde resmedilmiş en mükemmel İsa’lara imza atmış Mantegna ile Michelangelo ile boğuştum. “Onların üzerine çıkmayalım” diye diye çalıştım. Sürekli üzerine çıkmak zorundasın ve bu da kanlı, yıpratan bir savaş. Ressam olarak hayatta kalmak için o sanat tarihi duvarına bir tuğla da senin eklemen gerekiyor. Zor, çok zor. Neredeyse mümkün değil. 

 “İçimden geldi, yaptım ve tarihe geçti” durumu değil, iz bırakmak uğruna yapılmış müthiş bir ego savaşının sonuçları yani tüm bunlar....

- Tabii ki. Tersini söyleyen yalan söylüyordur. Daha da büyümek, güçlenmek ve hayatta kalmak adına anneni, babanı geride bırakmaktan pek bir farkı yok. Ayakta kalmak için geçmişini sileceksin, hatta öldüreceksin. Velázquez benim babam, Johannes Vermeer dedem... Hepsi resmen akrabalarım. Onlarla yaşıyorum. Ve sürekli onlarya konuşma halindeyim. Ressam ruhu bu. Sürekli “Ben senden daha iyi yapacağım” diyerek bir savaş halindesin. Kolay bir durum değil. Özellikle dünya metropollerinde, en saygın galerilerde sergi açmaya kalkınca hiç kolay değil.

 

BURAYA GELMEK İÇİN BAZI BEDELLER ÖDEDİM

Yaşayan en pahalı Türk ressam Taner Ceylan: Kan revan içinde kaldık ama o son yumruğu  hâlâ yemedik

Taner Ceylan’ın ‘I Love You’ sergisi, 28 Ekim’e kadar Londra’daki Sotheby’s S2 Galeri’de.

 

35 yaşına kadar tek tablo bile satmamış bir ressamken bugün bu noktaya geleceğinizi düşünüyor, hissediyor muydunuz?

- Ailesiyle yaşayan, tek bir işini satamamış, beş kuruşa beş takla atan, aynı anda yüz tane iş yapan, bin tane ders veren bir adamdım. Zor koşullardan geçtim. Varlıklı olmasına rağmen benim iyiliğim için bir ara desteğini kesen bir aile... Herkes, hayatım boyunca kendi doğrusunu empoze etmeye çalıştı bana. Reddettim. Aksine kendi gerçeğimi anlatmaya çalıştım. Zor oldu ama başardım. Şu an cennette gibiyim. Ailem, sevdiklerim ve sanatımla hiç olmadığı kadar mutluyum. Travmatik günlerim de oldu. Sevgililerim, eşlerim dostlarım gitti. Bittim sandım. Her sabah uyandığımda tek bir şey vardı yanımda: Resim. Rüyalarımı, düşlerimi, hayatımı, her şeyimi sanata borçluyum. O olmasaydı yaşayamazdım.

 Duygusal, kırılgan mısınız çok?

- Başka nasıl resim yapabilirsiniz  ki... Matematikle olmuyor bu iş. Koşullar ne olursa olsun hayatımın merkezi, geminin direği. Gençken, tesadüfen, çok karanlık bir günde Gülsün Karamustafa ile karşılaştım. Anladı, gördü. “Çocuğum, yanmış bir kibrit çöpü ve bir parça gazete parçası bile sanatını yapmaya yeter” dedi. O laf kulağıma, ruhuma öyle derinden damladı ki kendi kendime ürettiğim tüm bahaneler buhar oldu uçtu.

TEK BAŞIMA, KALABALIK VE GÜRÜLTÜLÜ BİR AİLEYİM

Yaşayan en pahalı Türk ressam Taner Ceylan: Kan revan içinde kaldık ama o son yumruğu  hâlâ yemedik

HER ŞEYİ BAŞLATAN TABLO: İlk, internette imajını gördüm. Büyülendim. Fikre bayıldım. Önce resim zannettim. Fotoğraf olduğunu anlayınca hemen fotoğrafçısına ulaştım. 600 yıl önce yapılmış bir heykel bu. Heykelin, bir sanatın resmini yapmak beni baştan çıkardı. Baksana... Hiç savunmuyor artık kendisini. Ellerini uzatmış, bundan sonra olacak her şeye hazır. Dudakları hafif aralık, hafif erotik bir tını, gözleri baygın baygın bakıyor. Çizdikçe fark ettim: Yüzyıllardır insanlar bu resimlere bakıp mutluluk medet umuyor. Bolluk, bereket, huzur istiyor. Bu resim sonrası serginin hikâyesi iyice oturdu kafamda: Gönüllü acı çekmek, acı çekerek mutlu olmak ve hayatı mutlulukla acı arasında geçirmek. (The Man of Sorrows, 2016, kanvas üzerine yağlıboya.)


Yani: Hayatta yapmak istediklerimizi yapamıyorsak, bunun asıl sorumlusu biziz. Engelleri kendimiz yaratıyoruz.

- Kesinlikle. Yaratıcılık ve üretim için hiçbir şeye ihtiyacın yok. Nefes aldığın sürece sanat yapabilirsin. Beni sanat kurtardı, sanat ayağa dikti. Tüm üzüntülerimden, depresyonlarımdan arınmamı sağladı. Resim, beni hayatta olmak istediğim yere getirdi. Ülkenin hali bir öyle, bir şöyle. Bugün böyle olur, yarın bambaşka...  Bizi huzura ancak sanat götürebilir. En kötü sanatı destekleyin, ilgilenin, okuyun, izleyin. İlaç gibi gelecek. 

 Türkiye gibi bir ülkenin “yaşayan en pahalı ressamı” olmak nasıl bir his?

- Her şeyin bir bedeli var. Buraya gelmek için bazı bedelleri ödemeyi baştan kabul ettim.

 Ne mesela?

- Sosyal hayatı sıfırlamak, günde 10 saat tuvalin başında oturmak... Resimlerimde görülen hayatla hiç ilgim yok. Onlar kurgu, yer yer belgesel.  Sabahtan akşama kadar tuvalimin başındayım. Başka hayatım yok. Görüştüğüm iki insan var. Biri sevgilim, diğeri dostum. O kadar.

 

Yaşayan en pahalı Türk ressam Taner Ceylan: Kan revan içinde kaldık ama o son yumruğu  hâlâ yemedik

Boksörü o hale getiren, İsa’yI paramparça eden, ötekini asan, acı çektiren sergideki tüm kan revan içinde kalmış portrelerin yaratıcısı, efendisi, mastırı. Aynı zamanda savaş tarihindeki o kanlı savaşından biraz olsun mutlu ayrılmış; yüzünde hafif bir tebessüm, keyif sigarasını yakmış, geride bıraktığı kamçılı adamlara, yere serdiği büyüklerine bakıyor. Evet, resimden de anlayacağınız gibi, keyfim yerimde. Yaptığım işler hiç bu kadar içime sinmemişti. (I Love You, 2016, kanvas üzerine yağlıboya.)

 

Neden? Farklı bir hayat tarzınız olsa bu noktaya gelemez miydiniz?

- Benim tercihim bu. Ayakta durup, inatla çalışmaya devam ettikçe istediğin noktaya geliyorsun.

 Kalabalıkları sevmediğinizi, lekelenmekten korktuğunuzu söylüyorsunuz. İyi gelmez mi arada hayata karışmak, dokunmak?

- Yapamıyorum onu. Gittim, Antalya’da, Toros Dağları’nın tam ortasına bir atölye kuruyorum kendime. Kalabalık içindeyken daha da yalnız hissediyorum kendimi. Tek başımayken de kalabalığım ve kendi kalabalığım bana yetiyor. Solumda Leonardo Da Vinci var, bir yandan Dali kafama vurup duruyor, arkamda Frida sürekli vıdı vıdı yapıyor. Tek başıma, kalabalık ve gürültülü bir aileyim.

 Çalışma disiplininiz çok sıkı. Nereden geliyor bu disiplin?

- Alman ekolünden. Oralarda büyüdüm. Anaokulundan itibaren başlıyor o disiplin. Çocukken oyun oynuyorum demezsin, çalışıyorum dersin. Kumla oynarken bile...

 Yormaz mı o kadarı da?

- Aksine, çalışmadığımda çekilmez birine dönüşüyorum. Etrafıma sarıyorum. Milleti üzmemek için resim yapmam lazım.

NE OLURSA OLSUN SUSMA VAZGEÇME 

Elinden geleni yapıyorsun ama nereye ulaşacağını bilmiyorsun. Yine de ne olursa olsun, susma, vazgeçme.  Ne zaman yere çöp atan birini görsem sürekli, ısrarla uyarıyorum mesela. Türkiye’de olunca tuhaf olabiliyor tabii. Geçen, Antalya’da asistanımla yoldayız. Önümdeki kamyonu kullanan şoför, elindeki pet şişeyi ormanın içine doğru fırlattı. İrkildim. Hemen arkada, ‘Şikâyet için arayın’ yazan numarayı çevirdim; şirketinize bağlı olan şoför şu an böyle böyle yapıyor dedim. Asistanım döndü, dedi ki: “Şu an şoförün kendisiyle konuştuğunun farkındasın, değil mi?”

 

 

En lezzetli yemek tarifleri burada

False