Tiyatro ilk göz ağrım

Tiyatro ilk göz ağrım

Bülent Çolak, bu sezon bir tiyatro oyunu, iki sinema filmi ile seyirci karşısında... “Güven” filminde suçluyu, nisanda vizyona girecek “Suç Unsuru”nda başkomiseri canlandıran oyuncu, tiyatrodan da asla kopmayacağını söylüyor: “Tiyatro ilk göz ağrım ve onun sayesinde nefes alabiliyorum.”

Haberin Devamı

Yeni filminiz “Güven”in çıkış öyküsünü ve rolünüzü biraz anlatır mısınız?

- Daha ilk günden bu filmin çıkış öyküsünün tanığıyım. Çünkü o zamanlar filmin yazarı ve yönetmeni Sefa Öztürk ile evliydik. “Güven”in senaryosuna çok kafa patlattı Sefa. Onlarca versiyonun ilk okuyanı bendim haliyle. Film, bir aşk üçgeni içinde, bir cinayetin etrafında şekilleniyor, değersizlik hissiyle, güvensizlikle ve kuşkuyla gezinen insanlara odaklanıyor. Evli bir çift Zonguldak’ta, uçurumun kenarındaki evlerinde çocuklarıyla birlikte yaşarken, geçmişten gelen davetsiz bir misafirle hayatları değişiyor. Üçüncü sayfa haberlerinde gördüğümüz ve başımıza gelmeyeceğini düşündüğümüz mevzular bunlar. Ben de pasif agresif, özgüvensiz güvenlik görevlisi Ali karakterini canlandırıyorum.

Gerçek hayatta benzerlerine rastlanacak türde olaylar mı işlendi filmde?

Haberin Devamı

- Evet, her gün böyle haberler duyuyoruz. Aşk cinayeti diye duyuyoruz ama eşelesen altından ne mevzular çıkar; kuşku çıkar, güvensizlik çıkar, riya çıkar, en fenası da suskunluk çıkar. Ve kafa sesinle hayatı kendine dar edersin. Bence herkes bir şekilde bu duygulardan, bu yollardan geçiyor. Duygusal şiddetimize bağımlıyız biz. Önce yaşama sevincini öldürüyorsun, sonra bir başkasını. Bu kadar basit.

Bu filmde suçluyu, nisanda vizyona girecek “Suç Unsuru”nda ise komiseri canlandırdınız. Bu tezatlık sizi yormadı mı?

- “Suç Unsuru”nda Başkomiser Baran, “Güven”de ise durmadan başkomisere ifade veren Ali’yi oynadım. Hayatın cilvesi ya da ironisi diyelim. “Güven”in çekimleri yeni bitmişti “Suç Unsuru”na başladığımda. Ali karakterinin ezikliğinden Komiser Baran’ın sert mizacına geçiş iyi geldi aslında, terapi gibi oldu.

Tiyatro ilk göz ağrım

MISIR-BİLET SAVAŞININ HİÇBİR TARAFINDA DEĞİLİM

“Marko Paşa” oyunu devam ederken iki de film çektiniz. Bu enerjinin sırrı nedir?

-  Heyecan duyduğum hikayelerin içinde olmak istiyorum, hepsi bu. Tiyatro ilk göz ağrım ve onun sayesinde nefes alabiliyorum. O yüzden hayatımda hep olacak.

Proje ve rol anlamında çok seçici misinizdir?

- İş seçiyorum tabii. Komediyle tanındığım için yapımcılar ve televizyon beni komedi işlerine uygun görüyor. Bense daha hayata dokunur işler derdindeyim. Bu filmleri, bu oyunları o yüzden yapıyorum.

Haberin Devamı

“Geniş Aile”nin Ulvi’sinden bugüne Bülent Çolak nasıl bir yol izledi, hayatında neler değişti? Hâlâ Ulvi’nin unutulmaz repliklerinin aklınıza geldiği oluyor mu?

- “Geniş Aile” her yaştan seyirciyi ekrana kilitleyen son işti maalesef. Şimdi anne zapping yaparken baba telefonunda son like takibinde, çocuklar zaten hep çevrimiçi! Salonun ortasında onları bir araya getirecek yaratıcı, keyifli bir iş ne yazık ki yok. O tatta bir iş olsa hemen atlarım. Ulvi karakteriyle tanındım ve sevildim, eyvallah. Hâlâ sosyal medyadan hayran gönderileri gelmeye de devam ediyor. Bakıyorum içeriklere, “ne acayip bir iş yapmışız” diyorum. Ama zaman geçti ve olgunlaştık, insan bambaşka hikayelerin tadına varmak istiyor artık.

Haberin Devamı

Siz sinema sektöründe yaşanan mısır-bilet polemiğinin hangi tarafındasınız?

- Mısır-bilet savaşının hiçbir tarafında değilim. Bu da kutuplaştırıcı bir dayatma çünkü. Büyük dağıtım şirketleri, yapımcılar ve bir elinde mısır patlağı bir elinde bilet kolayla salona girecek olan her şeyden habersiz seyirci! Esas derdi kaçırıyoruz. Esaslı hikayelere el atan, çoğu kez destek bile alamayan yapımcılar filmlerini çekip ne yapsın peki? Mısır patlatıp çekim ekibiyle birlikte evde mi seyretsinler? Büyük dağıtım şirketleri ile büyük yapım şirketlerinin flörtünden salon bulamıyorlar. Filmlerini gösterebilecekleri bir mecra bulalım, fırsat eşitliğini sağlayalım önce, sonra hep beraber mısır patlatıp filmimizi izleriz.

Haberin Devamı

Tiyatro ilk göz ağrım

KORKU FİLMİNİN EN KÖTÜSÜ BİLE İŞ YAPIYOR

◊ Rol adlığınız filmlerin çok fazla seyirciye ulaşmaması sizi korkutuyor mu?
- Yoo korkutmuyor şimdilik. Bir gün film çekme gafletine düşersem beni dürtün de korku filmi çekeyim! Çünkü en kötüsü bile iş yapıyor.

◊ Netflix’e üye misiniz? Sizce sektöre darbe mi yoksa teşvik mi?

- Netflix’e üyeyim tabii. Kaliteli dramaları, kaliteli bir görüntü formatında seyredebiliyorum. Ama nasıl tiyatro oyunu tiyatroda izleniyorsa, sinema filmini de sinema salonunda izlemeyi tercih ediyorum.

◊ Ufukta yeni projeler var mı?

- Sinema ve televizyon anlamında projeler var tabii... Yakında kokusu gelir diyelim. Önümüzdeki sezon underground bir oyun sahnelemek istiyorum.

Tiyatro ilk göz ağrım