GeriKeyif Kedimi Gören Var mı? Sahne Beşiktaş'ta çocuklar için perde açıyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kedimi Gören Var mı? Sahne Beşiktaş'ta çocuklar için perde açıyor

Kedimi Gören Var mı? Sahne Beşiktaş'ta çocuklar için perde açıyor

Ayça Warner'ın kaleme aldığı Kedimi Gören Var mı? adlı oyun Sahne Beşiktaş'ta perde açmaya hazırlanıyor. Oyun, 26 Ocak ve 2, 9,16 Şubat tarihlerinde seyirciyle buluşacak. Oyunun yazarı ve aynı zamanda Sahne Beşiktaş'ın kurucularından olan Ayça Warner, oyununu anlattı.  

Uluslarası ilişkiler üzerine interaktif multimedia eğitimi alan Ayça Warner, sonra uzun yıllar televizyon programcılığı yaptı. Bu süreçte de kendi deyimiyle "kendi kendine yazıp kenara koydu." Çünkü yazmak, yazar olarak anılmak onun için bir özlemdi. Bunun yanı sıra dekor ve kostüm de onu hep heyecanlandıran konular oldu. O süreci şöyle anlatıyor Warner  "Görevim olmamasına rağmen içinde olduğum projelerde hem metin hem dekor kostüm işlerini zevkle üstüme aldım. Şimdi, 40 yaşımdan sonra, yapımcılığı geri plana alıp yazmayı ve dekor ve kostümün önde olduğu projeler üretmeyi kendime iş edindim. 50li yaşlarım için, eğer hayatta olursam, bunları da arka plana alıp yapmak istediğim başka şeyler var. Onları da yapabilirsem bir dinlenmek istiyorum."

Tiyatronun yer alanıyla böylesine ilgili olan Ayça Warner, oyunu Kedimİ Gören Var mı? ve tiyatro anlayışı hakkındaki soruları cevaplandırdı.

Sahne Beşiktaş’ın kurucularındansınız. Tiyatro ile de bir ilişkiniz var ancak neden çocuk oyunu?

Sahne Beşiktaş hem bizim ekip olarak çeşitli projeler ürettiğimiz hem de farklı sahne sanatlarına açık bir salon. Orada sadece tiyatro değil, illüzyonistler, müzisyenler, motivasyon konuşmacıları, sirk sanatçıları, her türlü sahne insanı gelip geçiyor. Çocuk oyunu ise bizim sahnede hiç yapılmamıştı. Bir yurt dışı seyahatinde harika bir çocuk oyunu seyrettim. Oyun bizim alışık olduklarımızdan çok daha uzundu ve buna rağmen çocuklar hiç sıkılmadan izlediler. Dekor ve kostümler çok özenli ve çocuklara ilham verecek şekilde tasarlanmıştı. Senaryo bir sürü şarkıyla doldurulmamış, çok iyi yazılmıştı. Benim ülkemin çocukları da bu tiyatro deneyimini yaşasın istedim. Doğrusu yazdığım şeyleri kimseye göstermeden kenara koymaya o kadar alışmışım ki, bu senaryo da iki sene bilgisayarımda durdu. Sonra yönetmen arkadaşım Çağrı Şensoy’la sohbet ederken gündeme geldi. O da farklı bir iş yapma fikrinden heyecanlandı ve sahneye koydu...O da aynı hassasiyetle, ödül hedefleyen büyük oyunu sahneliyor gibi yaklaştı.

 Çocuklar da aslında bizler gibi tablet ve sosyal medyanın esiri oldular. Oyunda da Deniz karakterinin eve kapanması ve arkadaşlarından uzak kalması konu ediniyor. Hatta kedisi Mıstık’la bile artık oynamadığı için evden kaçışını görüyoruz…

Eskiden, insan teknolojiyi değiştirirdi. Şimdi teknoloji insanı değiştiriyor. Gelecekte akıllı robotların dünyayı istila edeceğinden korkuyoruz ama yapay zeka zaten bizi esiri haline getirmiş vaziyette. Yapay zeka bizim neyle ilgileneceğimizi hesaplıyor ve gözümüzü alamayacağımız kadar ilginç içerikler sunarak bizi kendine mahkûm ediyor, düşüncelerimizi şekillendiriyor. Bu durumu fark edip bir teknoloji detoksu yapmamız gerekli. Ben bu oyunda çocukların dikkatini, o büyülü ekranı kenara koyarlarsa, sokakta çok daha fazla eğlenebileceklerini hatırlatmak istedim. Tabii, biz büyükler onların sokağa çıkmalarına izin vermez olduk. Komşuluk ilişkilerini güçlendirip, mahallelerimizde kendimizi güvende hissederek çocuklara yaşam alanı yaratmak da bizim sorumluluğumuz. 

Çocukluk anılarınızdan bu oyuna yansıyan, esin kaynağı olanlar var mı? Abiniz Osmantan Erkır’la ilgili hatırladığınız, unutmadığınız çocukluk anılarınız var mı?

Elbette ben çocukluğumu sokakta oynayarak geçirmesem bu oyunu yazamazdım. Ben çocukken sürekli koşup oynadığım için dizlerimde yaralar hiçbir zaman tam olarak iyileşmezdi. Osmantan küçükken de sakin, dingin bir insandı. Çok koşturmazdı ama sokakta arkadaşlarıyla futbol oynamayı severdi. Ben de boyumun onun arkadaşlarının yarısı ve kız olmamı umursamadan onlarla futbol oynamak isterdim ama tabii kimse takımında cılız bir kız çocuğu istemezdi. O zaman halı sahalar yoktu. İki taş koyduğun yer kale, sokak da saha olurdu. Osmantan da çok zeki olduğu için bana, takımda çok önemli bir görev olduğunu söyleyerek kale direği olma görevi verirdi. Sıkılırdım ama gurur duyardım. Küçük kardeşlerin böyle kandırılmasını esefle kınıyorum. Abim bunun gibi çeşitli kandırma başarılarından dolayı hâlâ bana güler. Tabii yine de, iyi ki kamburum çıkmış tek başıma cep telefonumda oynamak yerine o günleri yaşamışım diyorum. 

İzlemeye gelen minikler neler bulacaklar oyunda? Oyundan çıktıktan sonra düşünmelerini, farkına varmalarını istediğiniz bir ana fikir var mı?

Çocuklar Deniz’in kayıp kedisini bulmasına yardım ediyorlar. Metin’in roketini yapmasına yardımcı oluyorlar. Pastacının doğru beslenmesi gerektiğini ona hatırlatıyorlar. İllüzyonistin hırsız olmadığını kanıtlamasına yardım ediyorlar. Mahallenin kötü çocuğunu alt etmek için beraber oyunlar oynuyorlar. Yani sadece ekranda kendine verileni izleyen etkisiz ve önemsiz biri değil, bir ekibin önemli bir parçası, gururlu, mutlu bir birey olarak salondan çıksınlar istiyorum. Bol bol da eğlensinler istiyorum.

Tiyatronun çocuklar üzerindeki etkisi üzerine görüşleriniz nedir?

Bu oyunu beş, on iki yaş arası için yazdım. Aslında daha büyük çocuklar da izleyebilir ama günümüzde on üç yaşında bir çocuk kendini pek çocuk gibi hissetmiyor ve çocukça eğlenmeyi kendine yakıştıramıyor. Üzerinde büyük gibi görünme ve davranma baskısı var. Çocuklar oyunu çok dikkatle izliyorlar. Sahnede söylenen her sözü, verilen her mesajı alıyorlar. Oyunda geçen bir konudan ilham alıp, bir alana daha heyecanla sarılabilir o alanda yükselebilirler veya yanlış bir mesajdan hayatla ilgili yanlış beklentilere kapılabilirler. Bu büyük bir sorumluluk. Bunun için senaryoyu çok iyi bir pedagoga gösterdim. Kaş yapayım derken göz çıkarmayayım diye. Dekor, kostüm, müzik ve dansların da özenli, üzerine düşünülmüş, işinin ehli insanlar tarafından yapılması çok önemli. Bu özen onların sanattan beklentilerini arttırıyor, estetik duygularını geliştiriyor. Stres artık çocuklar arasında da ciddi bir problem. Bunun için eğlenmek de çocuklar için büyük bir ihtiyaç. Tiyatro, doğru bir oyunsa, çocuk gelişimi için son derece kıymetli bir araç.

Bir kedisever olduğunuzu biliyoruz. Hatta oyuna da konu oluyor…

Kedi ilginç bir canlı. Ben kedilerle büyüdüm ve hâlâ evde ve ofiste bir sürü kedim var. Yılda bir kere böcek yakalamaktan başka hiçbir faydaları yok gibi görünür. Tek yaptıkları şey size sevgi vermektir ama bunu da çoğu kedi bin bir naz niyazla gösterir. Bir sarılmak istersiniz, o sırada canları istemezse basarlar patiyi! Böylece kediler insana karşılık beklemeden paylaşmayı ve karşılıksız sevmeyi öğretir. Belki bu anlamda kedi aslında çok da faydalı bir hayvandır. Bunun için çocukları kedilerle tanıştırmayı önemsiyorum. Bu arada boynuma sarılarak sevgilerini gösteren, sevmesi çok kolay kedilerim de oldu. Onlar alınmasın...

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle