GeriKeyif Karlovy Vary'den sinematografik açıdan başarılı üç film
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Karlovy Vary'den sinematografik açıdan başarılı üç film

Karlovy Vary'den sinematografik açıdan başarılı üç film
Abone Olgoogle-news

Kerem Akça, 54. Karlovy Vary Film Festivali'nde yarışan 'Monsoon', 'The August Virgin' ve 'Lara'yı analiz etti.

28 Haziran-7 Temmuz arasında düzenlenen 54. Karlovy Vary Film Festivali'nde Kristal Küre için Kıvanç Sezer'in "Küçük Şeyler"i de yarışıyor. Film, bugün galasını yapmadan önce hafta sonu gösterilen üç ana yarışma filmiyle ilgili görüşlerimi sizlerle paylaşıyorum. Hang Khaou, Jonas Trueba ve Jan Ole Gerster'in son çalışmaları nasıl?
'Monsoon': İncelikli ve şiirsel bir Saigon güzellemesi

Karlovy Varyden sinematografik açıdan başarılı üç film
Hou Hsiao-Hsien, Edward Yang ve Tsai Ming-Liang'lı Yeni Tayvan Sineması geleneğine atıfta bulunurken, Vietnam'a giden bir İngilizin 'tutku' yüklü kayboluşunu ele alan bir yapıt. Kamboçya doğumlu olsa da İngiltere'de film çeken Hong Khaou, "Sevgilinin Ardından" ("Lilting", 2014) ile acemi duran, sinematografik açıdan problemli bir kariyer girişi yapmıştı.

Ama burada görüntü yönetmeni Benjamin Kracun'un kademe atlatmasıyla açılıştaki kuş bakışı, motosikletlerin geçtiği Saigon görüntüsüyle anlamlı başlıyor. Karakterin o doğada kayboluşunu, yalnızlığını anlatabiliyor. Onun 'heyecan' arayışına çare olan siyahi sevgisilisyle girdiği tutku dolu ilişki sömürülmemiş ve bize tesir ediyor. Bolca Ming-Liang'ın 90'ların başı ile Hsiao-Hsien'in 80'lerdeki ilk dönemindeki sade minimalizmini yatırlatan bir üslup arayışı var.

Bu durum Vietnam'a kaydığında aslında 'Tran Anh Hung'un şehire kayması' da akla gelebiliyor. Hong Khaou, kameranın kaydırılmasıyla uzun planların anlamlı hale gelmesiyle 2.35:1'i manidar hale getirmiş. Saigon'da incelikli bir LGBTİ+ sineması şiiri yazmış. Bunun etrafını örerken başarılı ve belki de sinemadaki esas başlangıcına imza atıyor.

Ama "Crazy Rich Asians"la (2018) popüler olan Malezyalı Heny Golding, 'popüler surat' dışında işlevsiz kalınca filmin etkisi azalıyor. Açılış sekansından sonra devreye girip 'Monsoon' ismi eşliğinde ilerlemesi onun merkezi konumunu, konuşmadan başlayarak 'kasıntı' hale getiriyor. Özcan Deniz'in minimalist bir filmde başrolde konuşup bütün yükü omuzlarına alması kıvamında bir yapaylık hissi devreye giriyor.

'The August Virgin': İki haftada zoraki bakirelik

Karlovy Varyden sinematografik açıdan başarılı üç film

1980'den beri film çeken Fernando Trueba, kimi kalıcı eserlerine karşın yedinci sanata 'Hollywood geleneğini karton bir şekilde tetikleme' dışında katkı vermemiştir. Onun kardeşi David de bu yolda emin adımlarla ilerlemiştir. Ama Fernando'nun oğlu ve David'in yeğeni Jonas Trueba farkını hissettiriyor "The August Virgin"de ("La Virgen de Agosto", 2019).

Tutarlı ve belli oranda olgunlaşmış bir sinemayla kendi 'Frances Ha'sını, 'Nana Kleinfrankenheim'ını servis ediyor. Itsaso Arana'nın başarılı senaryosu filme bir sahicilik katıyor. 15 günde Madrid sıcaklarında bir ruhun, bir iç benliğin hikayesi anlatılmak istenen...

129 dakikanın sonlarına doğru '13 Ağustos'ta tek planda ilk seks sahnesini de devreye sokabilen bir film karşımızdaki. Linklater kıvamında sahicilik gerçekten tutarlılığıyla dikkat çekiyor ve seyirciden destek istiyor. Bir kadının güncelerini anlatırken, mat renklerin anlamını araştırmaya koyuluyor. Bu da büyük oranda 'sıcak'tan çıkış arayan kendi özgü 'zevkler'in izini sürme anlamına geliyor.

Senaristin başrol oyuncusu olması avantaj olarak yansımış. Sinematografik dolgunluk da filmi yükselten ana öğelerden. İspanyol sinemasına adına Trueba başarılı bir kadın hikayesi anlatmayı beceriyor. Başrol oyuncusuyla müthiş bir uyum içinde günceleri çok net ve bir o kadar da tutarlı bir şekilde servis edebiliyor.

"The August Virgin" ("La Virgen de Agosto", 2019) sanki Martha Meszaros'un "Frances Ha"yı (2012) çekmesiyle ortaya çıkabilecek filmi duyuruyor. "93' Yazı" ("Estiu 1993", 2017) ile akrabalık kuruyor. Ama şiir dizeleriyle start alan epizodik yapısıyla, uzun planların yüklediği anlamların izini sürebiliyor ve benzerlerinde bu sayede ayrılmayı beceriyor. Kendine özgü bir filme dönüşüyor.

'Lara': Ana karakter ve başrol performansıyla hatırlanacak

Karlovy Varyden sinematografik açıdan başarılı üç film

2012'de siyah-beyaz dramedi "Oh Boy" ile sinema piyasasına bir yönetmenlik geleneği sokma derdindeydi Jan Ole Gerster. İkinci uzununda o 'deadpan komedi'den (poker surat komedisi) beslenen stilini ve anlayışını devam ettiriyor. Bu kez merkezde orta yaşlı bir kadın karakter var. Corinna Harfouch'un canlandırdığı Lara, 'Toni Erdmann'ın kız kardeşi gibi.

Tom Tykwer filmleriyle bilinen başarılı görüntü yönetmeni Frank Griebe'nin sinematografisi, "Lara"yı anılacak sinemasal anlarla donatıyor da. Sinemaskop formatında oğlunun piyano konseri dahil çeşitli anları deneyimleyen ana karakter, yüzündeki tuhaf tebessüm ile hayata tutunmaya çalışıyor.

Harfouch'un portreleme gücü onun irade öyküsüne çok şey yüklüyor. Ama filmin 'ritim' anlamında problemleri var. 'Poker surat komedisi'ni tercih edebilen Jaqcques Tati, Aki Karusmaki, Jim Jarmusch, Wes Anderson, Alexander Payne, Jacques Tati gibi gelenek sahibi olmuyor. Aksine 'iki arada bir derede' kalma problemiyle yüzleşiyor.

"Lara", sinemanın '60 yaşındaki kadın karakter' temsilleri arasına yeni bir tipleme ekliyor. Bu karakterin varoluş sancıları iç çekmemizi sağlıyor. Onu izlerken onun için üzülüyoruz. Fakat dokunaklılık sinema matematiğinin önüne geçmiş. Gerster'in ikinci uzunu, tonlamanın iddiası açısından "Toni Erdmann"da görülen problemlerle de yüzleşiyor. Güçlü ve iyi yazılmış bir karakterin ötesine geçemerek 'vasat bir film'e dönüşüyor.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle