GeriKeyif Didem Gürçay “Çocuklar hayvanların koruyucu meleği”
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Didem Gürçay “Çocuklar hayvanların koruyucu meleği”

Didem Gürçay “Çocuklar hayvanların koruyucu meleği”

İkinci romanı “Tılsımlı Köpek Momo” ile gündemde olan yazar Didem Gürçay, kısa sürede ikinci baskısını yapan romanıyla bir hayalini gerçekleştirmiş. Kitabın gelirinin bir kısmını Ye-dikule Hayvan Barınağı’na bağışlayan Gürçay’ın hayvan dostluğu ta küçüklük yaşlarında başlamış. Hatta öyle ki, ilk söylediği kelime “köpek” olmuş! İş stresinden uzaklaşmak için fantastik dünyalarda gezerek kendi köpeği Momo’nun hikayesini kaleme alan Didem Gürçay ile yazarlık serüvenini konuştuk.

Tılsımlı Köpek Momo”, “Yenmeyen Sebzeler Ülkesinden” sonraki ikinci romanınız… Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?
Aslında ilk romanım “Tılsımlı Köpek Momo”… Ben Momo’yu 2004-2006 arası İngilizce yazmıştım. O sırada yeni bir iş kuruyorduk ve ben bu stresi kaldıramıyordum, stresten kaçmak için akşamları bu fantastik hikayeyi yazmaya başladım. Benim bu yeteceğimi ilk keşfeden İsviçre’deki tarih öğretmenim Mr. Neal’dır. Ben ortaokul ve liseyi İsviçre’de yatılı okudum ve en sevdiğim öğretmenim de Mr. Neal’dı. “Sen konuştuğun gibi çok akıcı ve sürükleyici yazıyorsun, yazar olmalısın” derdi. Tabii o zaman başımda kavak yelleri… Hiç oralı olmuyordum ama zaten üniversiteyi okuduğum Londra’da, Shakespear’in tüm kitaplarını edebiyat derslerinde büyük bir zevkle yutarak okuyordum. Herkesin özleyip pöf’lediği derse koşarak girer ve büyük bir mutlulukla dersi dinlerdim.

Neden çocuk edebiyatı? Çocuklarla/çocuklukla nasıl bir bağ var aranızda?
Özellikle seçmedim. Ama illa neden diye sorarsak çünkü içimde ki çocuk hiç ölmedi bilakis gittikçe daha da köklendi. Yaş aldıkça, yetişkinlerin dünyasının ne kadar sıkıcı, ne kadar renksiz ve ne kadar kalpsiz olduğunu gördüm.

Didem Gürçay “Çocuklar hayvanların koruyucu meleği”

“YAZARKEN ÇOK EĞLENDİM”

“Momo”nun hikayesini yazmaya nasıl karar verdiniz?
Karar vermedim aslında. Yani bu oturup düşünüp planladığım bir şey değil. Aynı kitapta anlattığım gibi Momo ve kız kardeşi Koko’yu, 2003’ün şubat ayında çok karlı bir günde Tarabya Sümer Korusu’nda buldum. Momo’da beni en etkileyen şey, gözlerinin ne kadar parlak olduğuydu. Sanki biri gözlerinin içine yıldızlar serpiştirmişti. O akşam eve bunları getirdiğimde eşim, “Didem sen bir kitap yaz dünyaca ünlü olsun ancak yetişiriz biz bu kadar kedi ve köpeğin masrafına” demişti. Aslında bunu kafama sokan eşim. Bundan bir yıl sonra bir akşam iş dönüşü masaya oturdum ve hikaye başladı. Karakterler gelip, masanın üzerinde belirdiler ve bana bu sihirli masalı anlatmaya başladılar. Ben onlardan bu masalı dinledim ve yazdım. Yazma süresi 2 yılı buldu.

Kitabın öyküsünü biraz anlatır mısınız?
“Kutsal Kemik” kitabında yazan bir kehanete göre Tarabya’da, kalbinde çok önemli bir tılsımın yarısını taşıyan bir Türk sokak köpeği dünyaya geliyor. Bu sokak köpeğinin görevi diğer dünyalara seyahat ederek tılsımın diğer yarısını bulup aktive edip evreni ve tüm iyi kalpli yaratıkları, damarlarında mavi kan akan kötü köpek Edmund’dan kurtarmak. Hikayemiz Tarabya’da başlıyor ama daha sonra diğer dünyalarda devam ediyor.
Kitap 400 sayfa, bir sürü insanlaştırılmış hayvan karakterlerini ve fantastik varlıkları içeriyor. Kitapta Momo’yla birlikte baş rollerde küçük bir kız var; Aylin. Momo tılsımın diğer yarısını bulmaya insan arkadaşı Aylin ve kendisini korumakla görevli, kulağında oturan Japon kulak perisi Fumino ile birlikte gidiyor. Daha fazla anlatmayayım heyecanı kaçmasın. Ben yazarken çok eğlenmiştim. Bence okuyucu da çok eğlenecek.

Kitabın misyonu nedir, neden yazdınız sizce bu kitabı?
Bu kitabın büyük bir misyonu var; gelirinin büyük bir bölümü Yedikule Hayvan Barınağına kalacak. Tüylü çocukların ihtiyaçlarına gidecek. Bunun için öncelikle kitabın basılmasını sağlayan sevgili Tara Kitap’ın sahibi Selcen Gür’e ve kitabı her yerde duyurmak için saçlarını süpürge eden sevgili dost çevreme de çok teşekkür etmek istiyorum.

“BEĞENDİĞİM KİTAPLARI DEFALARCA OKURUM”

Yazma ritüelleriniz var mı? Hangi ortamda yazmayı seversiniz ya da yanınızda size ilham veren neler olur?
Yazma ritüelim yok. Enerjim düştüğünde yazamıyorum. Eğer o gün oturup yazacaksam asla ve asla enerjimi emen hiç kimseyle telefonda bile görüşmem. Ama çok enteresan çok güneşli havalarda da yazamıyorum, ancak gotik ve karanlık havalarda veya geceleri daha rahat ve hızlı yazıyorum. Ben dağ insanıyım, dağları, o göğe uzanan muhteşem ağaçlara hayranım. Tabii ki doğada, muhteşem bir göletin önünde veya karlı dağlara bakarken çok daha akıcı yazabilirim.

Siz kimleri okumayı severseniz, kütüphanenizde elinizin en çok gittiği kitaplar hangileri?
Ben çok karışık okuyan biriyim. Mesela beni Jackie Collins okurken görürsünüz, sonra bir bakmışsınız Ayşe Kulin elimde geziyorum, aa sonra hoop elimde 60’ların büyük mistiği Neville Goddard’ın kitabı hatim indiriyorum, o biter Reşat Nuri Güntekin başlar, oradan Gülse Birsel’e geçerim, oradan Kerime Nadir’in “Hıçkırık” romanını belki 100 kere tekrar okurum ve tabii ki yüksek fantastik kitap koleksiyonumda unutmayalım. Ben beğendiğim kitapları defalarca okuyan biriyim.

Didem Gürçay “Çocuklar hayvanların koruyucu meleği”

“ÇOCUKLARIN HEPSİ HAYVAN SEVİYOR”

Yeni roman fikirleri var mı? Ya da daha interaktif projeler var mı kafanızda?
Var yeni roman fikirleri var. Bir tanesi yurtdışına açılmak üzere, yine çocuk, diğer 4 adet daha okul öncesi ve ilkokul seviyesi, masa üstümde duruyorlar geçen sene yazmıştım korona karantinası sırasında. Asıl kafamda kendi hayatımdan esinlendiğim muhteşem bir aşk romanı var. Ama onu henüz detaylandırmadım.

Çocuklara, bu röportaj vesilesiyle hayvanlarla ilgili vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Benim gözlemim çocukların neredeyse hepsi hayvan seviyor ve hayvanlara karşı çok korumacılar. Çocuklara vereceğim mesaj; çocuklar muhteşemsiniz, o saf enerjinizle, o yüksek titreşiminizle… Muhteşem renklerinizle… Sizler hayvanların koruyucu meleklerisiniz, bence görevinizi harika yapıyorsunuz. Devam!

False