GeriKeyif Aşka inanmamak yaşama inanmamaktır
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aşka inanmamak yaşama inanmamaktır

Aşka inanmamak yaşama inanmamaktır
Abone Olgoogle-news

Birol İnan yeni romanı Kalbim Pera ile bir kez daha okurları sürükleyici bir hikayeye davet ediyor. Sayım Çınar yazarla yeni romanını, yazarlık serüvenini konuştu.

Yeni kitabınız için sizi kutlarım. Şehirli hikayeler anlatıyorsunuz. Bu kurguların ne kadarı gerçek ne kadarı sizin hayatınızdan, bunu sormak isterim önce.

Evim diye tarif ettiğim yer, Bodrum Bitez. Ama, kış aylarında İzmir, Alsancak’taki evimde yaşıyorum. Uyduruk bir kentliyim anlayacağınız. Karşıdan karşıya geçerken halimi görseniz bunu anlarsınız. Bildiğiniz gibi mimarlık eğitimi aldım ve çok seyahat eden biriyim. Bizim zavallı, çaresiz, ihanete uğramış, içinde yaşayan insanları mutsuz eden kentlerimizi ve gittiğim yabancı ülkelerdeki kentleri mimari dokuları ve içinde yaşayan insanların yaşamlarını bir mimar yazar olarak analiz ediyorum.

İzmir, çok farklı bir kent. Bunca göç almasına rağmen, gelen insanlar içinde yaşamaya bir İzmirli gibi alışıyorlar ve kentin bilincine saygı gösteriyorlar. Neredeyse İzmirli olmak bir ayrıcalık onlar için. Bunun nedeni; İzmir’deki hoşgörü ve özgürlük, herkesin kendini ifade edebildiği demokratik ortam.

Bir İzmir romanıyla karşı karşıyayız.

Aklım Pera, bir İzmir romanı. İzmirliler, İzmirli olmayan bir yazar olarak İzmir’i, kıyılarını, İzmir’deki yaşamı benim gözlemlerimle nasıl yazdığımı, okuyup, değerlendirecekler. Tepkileri ben de merak ediyorum doğrusu. Romanın ana karakteri Sinan, Atatürk Lisesi’ndeki öğretmenin sorusunu, “kış formalite icabı konmuş, giyinmeyi gerektiren saçma sapan bir mevsimdir. Yaz iyidir. Çıplaklık güzeldir, sizi hiç yanıltmaz,” diye yanıtlıyor. Sinan’ın birlikte seyir yaptığı kaptanı Mustafa, Senegalli ve şehirli olmayan biri. Yani romanda sadece şehirli karakterler yok. Birbirine zıt pek çok karakter iç içe ve gerçek hayat gibi doğal. Sinan, Kaptan Mustafa’ya, Ege’den bahsederken, “Cenneti aramaya gerek yoktu ki, zaten cennette yaşıyorduk,” diye tarif ediyor yaşadığı her dalı yemiş dolu Ege’yi.

Sorunuzun yanıtını açık ve net vereyim. Roman karakterlerinden hemen hepsi ve sahneler tamamen benim hayal dünyam. Lucy ve Hone sahici ve benim dostlarım. Hone ’nin yirmi yedi dakika ile en uzun süre ölü kalmış ve mucize eseri hayata dönüş hikayesi var. Ama bu hikayesi dışında romandaki olaylar kurmaca. Ayrıca sevgili dostum Özkan Gülkaynak, 2006-2009 yılları arasında Kayıtsız III, adlı kendi yaptığı teknesiyle elektronik hiçbir alet kullanmadan dünyayı dolaştı. Sinan’ın seyir rotasında ve benim deniz sahnelerimde onun bu yolculuğunun büyük payı var. Bir de tabii, yine sevgili dostum, İzmirli Doktor Murat Kılıç, bir karaciğer nakli uzmanı, onun desteğine teşekkür etmemek olmaz. Ama, romandaki Doktor Murat, tamamen başka bir karakter ve gelişen olaylar kurmaca.

Aşk, Kalbim Pera ‘da başrolde, tüm karakterleri değiştiriyor, dönüştürüyor. Aşkın böyle bir gücü gerçekten var mı sizce?

Aşka inanmamak yaşama inanmamaktır

‘Aşka inanmamak yaşamın kendisine inanmamak,’ olur. Aşk olmasa ne şiir ne roman ne sinema ne de müzik olurdu. Hayat tatsız tuzsuz olur, yaşam ölümsüz kıyılarını, İzmir’deki yaşamı benim gözlemlerimle nasıl yazdığımı, okuyup, değerlendirecekler. Tepkileri ben de merak ediyorum doğrusu. Romanın ana karakteri Sinan, Atatürk Lisesi’ndeki öğretmenin sorusunu, “kış formalite icabı konmuş, giyinmeyi gerektiren saçma sapan bir mevsimdir. Yaz iyidir. Çıplaklık güzeldir, sizi hiç yanıltmaz,” diye yanıtlıyor. Sinan’ın birlikte seyir yaptığı kaptanı Mustafa Senegalli ve şehirli olmayan biri. Yani romanda sadece şehirli karakterler yok. Birbirine zıt pek çok karakter iç içe ve gerçek hayat gibi doğal. Sinan, Kaptan Mustafa’ya, Ege’den bahsederken, “Cenneti aramaya gerek yoktu ki, zaten cennette yaşıyorduk,” diye tarif ediyor yaşadığı her dalı yemiş dolu Ege’yi.

Sorunuzun yanıtını açık ve net vereyim. Roman karakterlerinden hemen hepsi ve sahneler tamamen benim hayal dünyam. Lucy ve Hone sahici ve benim dostlarım. Hone ’nin yirmi yedi dakika ile en uzun süre ölü kalmış ve mucize eseri hayata dönüş hikayesi var. Ama bu hikayesi dışında romandaki olaylar kurmaca. Ayrıca sevgili dostum Özkan Gülkaynak, 2006-2009 yılları arasında Kayıtsız III, adlı kendi yaptığı teknesiyle elektronik hiçbir alet kullanmadan dünyayı dolaştı. Sinan’ın seyir rotasında ve benim deniz sahnelerimde onun bu yolculuğunun büyük payı var. Bir de tabii, yine sevgili dostum, İzmirli Doktor Murat Kılıç, bir karaciğer nakli uzmanı, onun desteğine teşekkür etmemek olmaz. Ama, romandaki Doktor Murat, tamamen başka bir karakter ve gelişen olaylar kurmaca.

 

Hikâyenin açılışında bir ofis ve iki kan kardeşi dost görüyoruz. Sizin böyle bir dostunuz var mı?

Çocukken bir kan kardeşim oldu. Ama koptuk, görüşmüyoruz. Ben Samsunluyum, üniversite iş hayatı derken köklerimden istemeden koptum. Bizim ülkede çoğunluk böyle, kimse doğduğu yerde ölmüyor. Mezarlıklar bile bölük pörçük, neredeyse aile mezarlığı kalmayacak. 100. Yıl Kutlamaları için Samsun’a gittim. Bir günüm mezarlıkta geçti o kadar çok sevdiğim insan, genç yaşta ölmüş ki. Ama, yaşayanlarla bıraktığımız yerden devam ettik. Şükrettim bu kadar çok insan biriktirdiğim için. Evet çok dostum var ama, kaç tanesi Sinan ve Murat kadar birbirine yakın kıyaslayamam. Ne de olsa o, bir roman ve romanın yalanı olmaz, değil mi? Ama şunu söylemeliyim ben iyi bir insan olmak için iyi dostlarımı örnek alıyorum ve bunun için gayret gösteriyorum. Hayat dostlarla güzel…

Kadınlar da erkekler de çok doyumsuz kitabınızda, oysa görünürde her şeyleri var. Neye bağlıyorsunuz bu modern zaman mutsuzluklarını?

Buna katılmıyorum. Maddi şeyleri elinin tersiyle iten kahramanlar da var romanda; Kaptan Mustafa, Sinan, biraz Alya… Sercan biraz doyumsuz bir de Pınar; Sercan’a genetik olarak yapışmış bir özellik bahsettiğiniz doyumsuzluk. Hırslı biri ve Sinan’la yarışıyor. Onu suçlayamam. Harika bir yardımcı karakter oldu. Pınar, zaten kendisini ve ailesini ona özel çevreyle uyumlu Sinan’ın projesiyle kurtarıyor. Burada mimarinin ve şehirciliğin insan psikolojisine etkisini yazmaya çalıştım. Beton yığınlarıyla kaplı, yeşil oranı yüzde sekiz diye hava atan şehirlerimizi yönetenlere “selam” yolladım bu romanımla.

Kentlerimizde yaşayan insanların çıldırma noktasına gelen psikolojilerine, atık dolu nehirler gibi akan trafiğine, cam kaplı gökdelenlerin radyasyon etkisi yaratıp, kentin normal ısısını en az iki derece arttırdığına atıfta bulundum. Ya hastaneler? Sinan neden bu yolculuğa çıkıyor sizce? Neden zamanın rölatif olduğunu yaşamın bu rölatif hayata göre uzun veya kısalığının değerlendirilebileceğini söylüyor? Mutluluk da farkında olmadan bu acımasızlık içinde kaybolup gidiyor kentlerde. Ranta yenik düşmüş kentlerdeki acımasız vahşi kapitalizm insanları da doyumsuz ve mutsuz ediyor bana göre.

Hayalimdeki kent, iş çıkışı parmaklarına asılı topuklusuyla yalınayak salınarak evine dönen iş kadınlarının, elinde bir çocuk, bebek arabasında bebeği ile yürüyüşe çıkmış annelerin sokaklarında caddelerinde rahatça dolaştığı bir kent olurdu. Bir gün masal kitabı yazarsam, bunu yazarım. Kahramanlarımın hepsinin dudaklarına asla sönmeyen ay gibi bir gülümseme asarım. Ve bu karamanlar, doyumsuz hırslar yerine mutluluklarını ve yaşamlarını takas etmez, azla yetinip mutlu olurlar. Asıl zenginliğin yaşamın zenginliği olduğunu savunurlar. Okuyanlar gülerler elbet, gerçekçi bulmazlar. Böyle bir kitap satar mı sizce?

Ne kadar sürede yazıldı Kalbim Pera?

Aşka inanmamak yaşama inanmamaktır

Altı ay. Sonra birkaç ay dinlendi, demlendi. Arada bir tadını, rengini kontrol ettim. Sonraki birkaç ayda da üstünden geçtim. Son süreçte bazı karakterlerin adını bile unutmuştum.

 

Yine farklı şehirler ve müzikler var Kalbim Pera ‘da. Bu detayların hikayesini anlatır mısınız?

Benim karakterlerim müziklerle canlanıyorlar. Çünkü dinlediğiniz müzik sizin ruh halinizi ve kişiliğinizi yansıtıyor. Sonra sahneler ve o sahnelerde kahramanlarımın davranışları. Sinan’ın yolculuğu bilinçli ve rotası kendisi tarafından çizilmiş bir yolculuk, müzikler de öyle. Onun görebilen gözleri, hissedebilen bir ruhu ve kendi yarattığı bir dünyası var. Detaycı bir insan, insan eliyle yapılmış güzellikleri Tanrı tarafından yaratılmış güzelliklerle kıyaslayabilecek ve değerlendirebilecek kadar vizyon ve yetenek sahibi. Bu arada gerçekçi, müzik konusunda icra yeteneğinin olmadığını biliyor. Alya’ya “Michelanjelo’yu kastederek onu kıskandığını söyleyebiliyor ve zeytin ağaçlarına bakarak, “David’i yaparken taşın fazlalıklarını attı tamam ama, Tanrı zeytin ağacını yaratırken neyini attı sence?” diye soruyor. Tabi fonda müthiş bir müzik var. Okuyucularım lütfen müzikleri dinleyerek yolculuk yapsınlar Aklım Pera’yı okurken.

Yalnızlığı çok güzel anlatmışsınız Kalbim Pera’da. Bu kadar derinlikli bilgi nereden geliyor?

Yazmak eylemini sevdiğim için yazıyorum. Başka bir amacım, yarışan bir halim yok. Yazarken ve izlerken, en kalabalık halimde bile en yalnız halimi yaşıyorum. Bu konuda Sinan’la benzeşiyoruz. Bu hal derinlik mi bilemem, bana biraz iddialı geliyor ama, böyle düşündüğünüz için teşekkür ederim. Demek ki iyi yazmışım; ilk olumlu eleştiri sizden geldi.

Roman dışında türler denemeyi düşünüyor musunuz ilerde?

Amacım iyi bir romancı olarak anılmak. Çok çalışıyor ve çaba gösteriyorum. Zaman gösterecek. Her yazar gibi taktir görmek, beğenilmek istediğim bir şey ve beni mutlu eder.

sayimcinar@gmail.com


Dereotlu & Zeytinli Poğaça | Mucize Lezzetler

Dereotlu & Zeytinli Poğaça | Mucize LezzetlerMucize Lezzetler'in bugünkü menüsünde Dereotlu & Zeytinli Poğaça var! Gülçin Çavdarcı'nın enfes tarifi ile sizlerle... (Sponsorlu İçerik)



 

 

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle