İşte ben buyum

İşte ben buyum

Otoportreler, çoğu sanatçı için özel ve hatta bazen hiç yapmak istemedikleri türde çalışmalardır. Yaptıklarında da kimisi kendi figüründen uzak soyut bir kavram olarak çalışır, kimisi de birebir kendini resmeder. İşte tüm bu örneklerin karışımı aynı sergide bir araya geldi Alanİstanbul’da. İrfan Önürmen, Cem Şahin, Arda Yalkın, Ozan Oganer, Ardan Özmenoğlu, Nejat Satı, Huri Kiriş, Beyza Boynudelik, Bahar Oganer, Barış Sarıbaş ve Olgu Ülkenciler’den oluşan 11 çağdaş sanatçı otoportrelerini yaptı. Bakın sanatçılar otoportrelerini nasıl dillendirdi...

Haberin Devamı

Beyza Boynudelik (36-İstanbul)

EN SIRADAN EN GÜNCEL HALİM

Mimar Sinan Üniversitesi Resim bölümünde lisans ve yüksek lisansını tamamlayan Beyza Boynudelik, hâlâ sanatta yeterlik öğrencisi ve tezini yazıyor. Sanatsal üretiminin çoğunluğunu pentür oluşturuyor. İşleri de gündemi inanılmaz bir hızla değişen metropol yaşantısında, bugünün bireyinin tepkisiz, neredeyse belleksiz ve yalnız hale gelişinin izlerini sürüyor.  Boynudelik, kayıtsızlık maskesi altında ‘öteki’ni izleyen ve giydiği maskeler ve ardına sığındığı rollerle var olmaya çalışan bu anti kahramanın gerçekliğinin altını çizmek niyetinde. Bakın, otoportresi için neler söylüyor:
“Otoportre, aslında kaynağı sanatçıya en yakın malzeme. Akademi okuyan her genç sanatçı mutlaka en az bir kere otoportre denemesi veya ödevi yapmıştır. Öte yandan bu girişim, gözle, boya ve kalem ile egzersiz yapma durumundan çıkıp, öze bakma, kendini filtrelemeden ifade etme durumuna da varabilir. Sergi konusu ilk iletildiğinde o kadar çok ve birbirinden farklı düşünce geldi ki aklıma, sanki ne zamandır birinin beni bu konuda harekete geçirmesini bekliyormuşum gibi hissettim. Nihayetinde çetrefilli bir iş, kendine bakışını tüm diğer gözlerin önüne sermek söz konusu olunca, insan çıplak hissediyor kendini. Bir yandan da en iyi şekilde ifade etmek istiyor.
Yapıtlarımı üretirken kendimi ‘yorum katmayı en aza indirgemeye çalışıp gözleyen, ileten, bir tür güne dair bir raportör’ olarak düşünüyorum. Bu kez de kendime bakar konumdayım. Oldukça dolaysız, öz imgemle arama hiçbir şey koymadan, direkt kendimi resmettiğim bir yapıt oldu. En sıradan, en güncel halimle görmeye çalıştım kendimi. Ama baktığım kendim, yine bir şeyleri inceleyen, gözleyen ve sonuçlara varmaya çalışan büyük boyutta bir imgem oldu. Üzerimdeki kıyafet dışında çok da gerçekçi bir renk skalası kullanmadım resimde. Arka planda ise, son dönem işlerimde sıkça kullandığım ve kentsel doku olarak adlandırdığım dokulardan birine, boncuklu naylona yer verdim. Başka bir işimde aynı dokuyu ‘ego’ ile alakalı kullanmıştım. Otoportre yapmak, biraz da kendini önemsemek gibi görünüyor. Patlatılabilecek bir boncuklu naylon yüzeyle, egonun da havasının alınabileceğini ve önemsemek yerine ‘kendini değerli kılmayı’ hatırlatmak istedim kendime ve resmi izleyene.”

Haberin Devamı

Cem Şahin (45-İzmir)

Haberin Devamı

BEN VE RESMİM KARŞILIKLI GÜLÜMSEDİK

Doğa, insan, yaşam ve mekân sorgulamalarına yeni anlatım olanakları getirebilecek, geliştirebilecek deneyimlerle, farklı malzeme ve tekniklerin de getirdiği çeşitlilikle görsel ve düşünsel bir dil oluşturma çabasında sanatçı. Düşünceyi yoğunlaştırma adına figüratif çözümlemelerde yer yer deformasyon ve soyutlama, katkılı renk ve leke yüzeyleriyle gerçeklik yanılsamasını gerektiğinde feda eden doku oluşumları yaratıyor. Aklına gelen ilk düşünceye mesafe koymak ama çok da uzaklaşmamak gibi bir yaklaşımı var Cem Şahin’in. Otoportresinde içinde yer alacağı mekânı belirledikten sonra süreç hızlanmış: “Resim üzerinde çalışırken belirlediğiniz hedefte resim de size karşı bir mücadele başlatır, size karşı koyuşlar yeni yollar sunabilir. Bu bazen kaçmanız gereken kolaylıklar
olarak bazen de üstüne eğilmenizi fısıldayan oluşumlar olabilir. Fısıltıyı duyarsanız ne âlâ, bu size farklı birkaç çalışma daha getirir. Söyleyeceğiniz söz belliyse çalışma süreci, resimle ortak bir noktada buluşup karşılıklı oh çekmeyi sağlar. Bu resimde ben ve resmim karşılıklı gülümsedik.

Haberin Devamı

Nejat Satı (28-İzmir)
RESİM BENİM İÇİN BİR PLASTİK

Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü mezunu Nejat Satı, iki yıldır İstanbul’da yaşıyor. Yaklaşık dört senedir özellikle soyut sanata yoğunlaştığını söylüyor: “Resimle ilgili en büyük derdim, ona kendi üslubum içerisinde modern bir duruş sağlamaktı. Resim bu yaşadığım yüzyıl içerisinde benim için bir ‘plastik’ olmalıydı. Ve bunu gerçekleştirdiğime inanıyorum.”

Arda Yalkın (37-İstanbul)

BU DA BENİM CELLADIM

Arda Yalkın, hiç sanat eğitimi almadı. Özellikle 80’lerden beri bilgisayar ve elektronikle ilgileniyor. Yine aynı dönemde dijital ses ve görüntü üretiminin neredeyse her aşaması ile haşır neşir oldu. 2 ve 3 boyutlu animasyon, stop-motion, sentezlenmiş ses ve görüntüler, canlı video performansları, fotoğraf ve video ve etkileşimli medya başta olmak üzere, hemen hemen her türlü odyovizüel içerik ilgisini çekiyor. Videolarında iktidar-birey çatışması, tüketim toplumu, savaş, asimilasyon, politika, din ya da yok oluş gibi pek de eğlenceli olmayan konuları işliyor. Sergideki farklı tarzdaki otoportresini bakın nasıl anlatıyor:
“Eski bir arkadaşımın bir sözü var ‘İnandıklarınla yaptıkların arasındaki uçurum; işte celladın’ diye. Bu cümle, videomun omurgası. Sergi teklifi, vücudumda kalıcı bazı hasarlara sebep veren, ciddi bir motosiklet kazası geçirdiğim bir dönemde geldi. Kaza sonrası, muhatap olduğum devletimizin bana yaşattırdığı rezillikler bir yana; ölümden dönmenin beni bir iç kavgaya, hesaplaşmaya sürüklediği bir dönem yaşadım. Bu kavganın ekseninde, bir topluluğa körlemesine katıldığımızda, o cemaatin amaçlarını ve isteklerini kendimizinkilerin yerine koyduğumuzda, aslında bir çeşit kendi-kendini-yok-etme eyleminde bulunduğumuzu anlatmaya çalıştım. Videonun adı bu nedenle ‘Cellat’. En iyi bildiğim işi yaptım ve bir kameranın arkasından kendime baktım.

Haberin Devamı

Olgu Ülkenciler (İstanbul)

ASLOLANI GÖSTERİYORUM

Sergi için ilk aklıma gelen fikir otoportremde kendimi ‘I. Elizabeth’ gibi erişilemez bir mermer soğukluğunda betimlemekti. Ama yapım sürecinde kendime dürüstçe baktığımda, duygusal anlamda hiçbir zaman o bakir mermer soğukluğuna ulaşamadığımı hissettim. Bu bağlamda arzum ve aslolan ben arasında seçim yapmam gerekti. Ben de aslolanı seçtim. Eserin arka tarafında kalemlerle çizilmiş Rokoko dönemi saray motiflerini kullandım. Çünkü bence içinde bulunduğumuz bu çağ da Rokoko dönemi gibi yozlaşmışlığı ifade ediyor. Bana her şey çok aşırı ve absürd geliyor. Portredeki ‘vajina’ imgesindeki amaç da daha önce belirttiğim ‘aslolan’ı göstermek. Bir memenin ‘altın varak’larla kaplı oluşu, yaşantımın sahte çekiciliğini ve ‘kadın’ vücudunun metalaştırılmasını ifade ederken, ‘meme’ye hücum eden ‘karga’lar yaşamın soğuk gerçekliğini ve çürümeyi betimliyor. Dikkati çeken ‘mor’ renk de tahmin edilebileceği üzere ‘kadınlık halleri’ni temsil ediyor.

Haberin Devamı

Ardan Özmenoğlu (32)
HEPİMİZ BİR GÜN UNUTULACAĞIZ

Frida Kahlo, otoportrenin en büyük örneğidir. Onu ve eserlerini anlamak otoportre fikrime nasıl baktığımı anlatabilir. Sergide otoportre için renkli post-it notlar üzerine bir çalışma uyguladım. Her yüzün bir gün gelip unutulacağını anlatmaya çalıştım.

Bahar Oganer (32-Ankara)
BİYOGRAFİSİNİ YAZDI

Dokuz Eylül Üniversitesi Resim Bölümü mezunu Bahar Oganer İstanbul’da yaşıyor ve üretiyor. Daha çok büyük boyutlu tuvalleriyle tanıdığımız sanatçı, resimlerinde genellikle kent figürünü kullanıyor. Ona göre otoportre, sanatçı için özel, kendisiyle yüzleşmesi, sorgulaması gereken bir çalışma. Ve genellikle işlerinde kendini figür olarak kullandığı için aslında her çalışması bir otoportre niteliğinde. Ama bu sergiye kadar pek birebir yapmıyordu kendini. Bu yüzden teklif gelince kendi işlerinden çok daha farklı bir taneye imza atmak istedi. Flu bir portre üzerine yine boya ile kendi güncel sanatçı biyografisini yazdı.

Ozan Oganer (39-Manisa)

DANTELLE 99 BÜSTÜNÜ YAPTI

Dokuz Eylül Üniversitesi’nde heykel eğitimi aldı Ozan Oganer. Sekiz aydır İstanbul’da yaşıyor ve üretiyor. Önceki çalışmalarında dantel kullanarak kadının vücudunu, cinselliğini ve kadınlığını örtüyordu. Otoportre çalışmasının da diğer işlerinden farklı olmadığını söylüyor: “Farklı değil çünkü her işimin benim için çok ayrı ve özel bir yeri var. otoportre sergisi için yaptığım iş, sergiden çok daha önce karar verdiğim ve yapmak istedigim bir eserdi. Sergideki işimin adı ‘100’den 1 eksik’. İsminden de anlaşılabileceği gibi 99 tane büstten oluşuyor. Buradaki tüm büstler kendi büstümün 99 ayrı dantelle işlenmiş hali. Her bir büstün ifadesinde, üzerinde uygulanan dantellerin farklılıkları yüzünden değişiklikler var. Ve 99 tane otoportrem olmasına rağmen her biri çok farklı.”

Barış Sarıbaş (32-İstanbul)

10 YILIN BİRLEŞİMİ

Varoluşunu sanatla ifade edenlerdenim. Dünyayı ve hayatı sadece anlamaya çalışmakla yetinmiyorum. Zaman zaman şiir ve edebiyatla ilgileniyorum. Toplumun değişik katmanları arasındaki çelişkiye odaklanıyorum. Günübirlik siyasi olayları, sıradan felsefeleri, çıkar ilişkilerini, tarihsel derinlikten değerlendiriyorum. İnsanlığın ortak ideallerindeki gelecek kurgusu sanatımın temel değerlerinden biri. Bunun gibi basit ama sahici samimi değer yargıları üzerine sanatım ve yaşamım temelleniyor. Eserde geleneksel olan tuval ve kağıdın imkanları üzerine düşünsel, pratik bir dünya kurmaya çalıştım. Bu yıl ‘profesyonel’ sanat hayatımın 10. yılındayım. Bu hem biraz komik hem de kendimle hesaplaşmaya giriştiğim, benim için özel bir yıl. Bu 10 yılda yaklaşık bine yakın tuval üzerine çalışmam oldu. Bunlar her şeyden önce kendime odaklı ama aynı zamanda dünya, insan, teknolojik birikimler, felaket duyguları, resim yapmanın dilleri ve imkanları, dünya sanatının eksiklikleri, insanlığın çıkmazları gibi yarı somut yarı soyut düşünsel sınırlara gittim geldim. Otoportremde de tüm bunların birleştiğini göreceksiniz.

Alanİstanbul’da açılan ve 11 çağdaş sanatçının kendi otoportresini yaptığı sergi 3 Mart’a kadar görülebilir. (212) 252 94 53.

Haberle ilgili daha fazlası: