Güncelleme Tarihi:

Spotify’ın 2023 yılından bu yana yeni nesil sanatçıları keşfetmeyi ve onların sesini daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan RADAR programının 2026 için Türkiye özelindeki seçkisi duyuruldu. Bu yılın ilk iki ismi Öykü Dörter ve Zeki Arkun oldu. Biri bağımsız üretim gücüyle kendi yolunu çizen, diğeri müziğin içine doğan biri olarak pop sahnesine yeni bir soluk getiren iki genç isim RADAR Türkiye çatısı altında hem yerel hem de uluslararası dinleyiciyle buluşmaya hazırlanıyor. Seçki yıl boyunca yeni sanatçılarla genişleyecek. Öykü Dörter (30) ve Zeki Arkun (21) sorularımızı yanıtladı.
◊ Radar seçkisine girmek sizin için ne ifade ediyor?
Öykü Dörter: Çok mutlu oldum. Duyulmaya ihtiyaç duyanlar için özel ve küresel bir program. Yalnız olmadığınızı hissediyorsunuz. Yeni şarkılar için desteklendiğinizi bilmek inanılmaz değerli.
Zeki Arkun: Ben de çok mutlu oldum. İçinde olmak bana bu işi doğru yaptığımı hissettirdi.
◊ Müzikle ilişkiniz nasıl başladı?
Öykü Dörter: Daha okuma yazma bilmeden, 6 yaşında piyano çalmaya başladım. Do notası benim için ‘domates’, Re ise ‘resim’di. Yani tamamen içgüdüsel bir yerden gelen bir bağ vardı müzikle aramda. Zamanla cover şarkı yapmak bana yetmemeye başladı, üretmek istedim. O tutkuyla Amerika’ya gittim, Los Angeles’ta hem müzik alanında işletme hem de üretim tarafında eğitim aldım. Orada şunu fark ettim: Bunu yapmak zorundayım. Bu hayatta bunu yapmazsam çok mutsuz, iğrenç birine dönüşeceğim... Türkiye’ye dönünce kendi stüdyomu kurdum, bağımsız bir şekilde üretmeye başladım.
Zeki Arkun: Benim hikâyem biraz daha aileden geliyor. Annem, babam, dayım, amcam herkes müzisyen. Amcam Rubato grubunun solisti Özer Arkun. Aslında benim müzisyen olmamı istememişler ama ben 4-5 yaşında gitar çalmaya başlamışım bile. Müzikle doğup büyüdüm diyebilirim. Küçük yaşta konservatuvara girdim, gitar eğitimi aldım. Ama asıl kırılma noktası artık kendi müziğimi üretmeye karar verdiğim andı. Şarkı yayımlamaya 2024’te başladım.
‘Müziğim aşure gibi’
◊ Günümüzde müzik türleri iç içe geçmiş durumda. Siz müziğinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
Öykü Dörter: Ben kendimi tek bir türe ait hissetmiyorum. Açıkçası çok kısıtlayıcı buluyorum. O an ne hissediyorsam; pop, R&B, rock ya da daha sinematik bir şey, hepsine açığım. O yüzden yaptığım müziği biraz aşureye benzetiyorum. İçinde birçok farklı tat var. Küçüklüğümden beri R&B dinleyerek büyüdüm ama Şebnem Ferah hayranıyım mesela. O yüzden bazen rock’a da kayıyorum.
Zeki Arkun: Ben de farklı türlerle uğraştım aslında. Rock yaptım, klasik müzik çaldım, flamenko çalıştım. Yaptığım şeyi bir sentez olarak görüyorum ama günün sonunda pop diyorum. Çünkü insanlara ulaşmak istiyorum ve bunu en dinlenebilir halde sunmaya çalışıyorum.
◊ Z Kuşağı müzikte nelerden hoşlanıyor sizce?
Öykü Dörter: Bence en önemli şey samimiyet. Gerçek bir hikâye anlatılması. Dinleyici kendini o şarkının içinde bulmak istiyor. Ben sahnede bunu çok net görüyorum. İnsanlar şarkıyı bağıra bağıra söylüyor, o duyguyu yaşıyor. Bir deşarj olma hissi var ya, böyle duygu boşalması gibi. O an bir bağ kuruluyor ve
o bağ çok kıymetli.
Zeki Arkun: Kulağa takılan parçaları seviyorlar. Ama sadece melodi değil, şarkının içindeki anlar da önemli. Ritmiyle, sözleriyle, duygusuyla... Kendilerinden bir parça bulabildikleri şeylere yöneliyorlar. Z Kuşağı olarak bence çok hisliyiz hepimiz. Şarkı bestelerken o hissi aktarabilirsek o kadar mutlu oluyoruz.
◊ Müzikte sesinizi duyururken en çok zorlandığınız şey ne?
Öykü Dörter: Üretim sürecini çok seviyorum ama pazarlama sürecinden nefret ediyorum. Bir noktada o müzik bir ürüne dönüşüyor ve onu insanlara ulaştırmak zorundasın. O kısım benim için bir mücadele. Bunlar işin en yorucu tarafı. Keşke sadece üretsek ve gerisini düşünmesek ama öyle bir dünya yok.
Zeki Arkun: Ben sürecin her kısmını seviyorum aslında. Şarkıyı yapmak, klip çekmek, onu insanlara ulaştırmak, hepsi bir hikâye gibi geliyor bana. Sadece kontrol edemediğim şeyler olduğunda zorlanıyorum. Bir ekip içinde çalışınca bazen aksaklıklar oluyor. O an üzülüyorum ama sonrasında genelde iyi bir yere bağlanıyor.
◊ Şarkı yazarken daha çok kendi deneyimlerinizden mi besleniyorsunuz?
Öykü Dörter: Genelde kendi yaşadıklarımı yazıyorum. Hatta bazen dramatize edip, o duyguya dönüp acısını yaşıyorum. Ama başkalarının hikâyeleri de beni çok etkileyebiliyor. Güzel bir şey duyduğumda hemen yazasım geliyor.
Zeki Arkun: Ben kendi hikâyelerimden besleniyorum. Yaşadıklarımı müziğe dökmek benim için bir kaçış alanı gibi.
O sayede rahatladığımı, arındığımı hissediyorum.
◊ Düet yapmayı ya da birlikte çalışmayı hayal ettiğiniz sanatçılar var mı?
Öykü Dörter: Şebnem Ferah. Hayranım, umarım bir gün aynı sahnede aynı havayı soluruz.
Zeki Arkun: Simge’yle bir düet yaptım, çok güzel oldu. Yakında çıkacak albümün ilk teklisi. Onunla çalışmak uzun zamandır istediğim bir şeydi. Onun dışında Kenan Doğulu ve Sezen Aksu’yla bir gün birlikte şarkı söylemek isterim. Yurtdışından da The Kid Laroi ile düet yapmak isterdim.
‘Trendlerin peşinden gitmeyen yaratıcı sanatçıları tercih ediyoruz’
◊ Spotify’ın RADAR Türkiye programı yeni nesil Türk sanatçıları hem yerel hem de küresel sahnede tanımlayıp belirlemek, desteklemek ve seslerini duyurmak amacıyla hayata geçirildi. Program kapsamında sanatçılara, editoryal çalma listeleri, özel içerik fırsatları ve kendi yolculuklarına göre kişiselleştirilmiş pazarlama kampanyalarıyla hem platform içi hem de dışı destek sağlanıyor.
◊ RADAR sanatçıları seçilirken net bir kimlik algısı olan, özgün bir şeyler ifade eden ve kendine özgü bir sound ya da hikâye yaratan isimlere odaklanılıyor. Trendlerin peşinden gitmekten ziyade, güçlü bir yaratıcı yönelim sergileyen ve kalıcı bir şeye dönüşme potansiyeli taşıyan sanatçılar tercih ediliyor. Programın temelinde, sanatçıların yolculuklarının kritik bir aşamasında devreye girerek erken dönemdeki ivmelerini daha büyük bir şeye dönüştürmek ve dinleyici kitlesini anlamlı ve kalıcı bir şekilde büyütmelerine yardımcı olmak var.
