‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’

Güncelleme Tarihi:

‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’
Oluşturulma Tarihi: Mayıs 24, 2026 07:00

Birleşmiş Milletler’in özel oturumunda ‘Geleceğin Nobel adayı’ olarak anons edilen, dünyaca ünlü fizik mühendisi Canan Dağdeviren geçen hafta İstanbul’daydı. Giyilebilir sağlık teknolojilerinin geleceğini şekillendiren biliminsanları arasında gösterilen Dağdeviren şu sıralar tüp bebek tedavisi üzerine çalıştığını söyledi. Geçen yıl beyin kanaması geçiren Dağdeviren hastalığın hayata bakış açısını nasıl değiştirdiğini de anlattı: “Çok iyi bir hoca olmak zorunda değilim. Çok iyi bir eş olmak zorunda da değilim. Ama çok iyi bir evlat ve çok iyi bir arkadaş olmak zorundayım.”

Haberin Devamı

Türkiye’nin en büyük öğrenci kongrelerinden birindeyiz. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencileri tarafından her yıl geleneksel olarak düzenlenen ALIS’in (A Look Into Science-Bilime Bir Bakış) bu yılki konuşmacıları arasında fizik mühendisi Doç. Dr. Canan Dağdeviren de var. Kendisiyle yapacağımız söyleşi öncesi fuayede zaman geçiriyorum. Canan Hanım’ın çevresi heyecanlı gençlerle çevrili. Fotoğraf çektirmek isteyenler, mesleğiyle ilgili sorular yöneltenler... Adeta bir ‘rockstar’ gibi...

‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’

Tabii ki bu ilginin bir temeli var, o da biliminsanının başarılarla dolu kariyeri. ABD’de, Massachusetts Institute of Technology (MIT) Media Lab’de görev yapan Doç. Dr. Dağdeviren, insan vücuduyla uyumlu elektronik sistemler geliştiren öncü biyomedikal mühendislerden biri kabul ediliyor. Giyilebilir ultrason cihazı, elektronik sutyen, pilsiz çalışan giyilebilir kalp çipi, cilt kanseri gibi hastalıkların teşhisini kolaylaştıran yüz pedi ve dahası... Geliştirdiği esnek, ince ve cilde uyum sağlayabilen elektronik cihazlar hastalıkların gerçek zamanlı izlenmesi ve erken teşhisi için yeni nesil tıbbi teknolojilerin önünü açıyor. İnsan dokularından ilham alan, implant edilebilir biyomedikal sistemlerle hastaya özel ve hassas tedavi yaklaşımlarının gelişmesine katkı sağlıyor. Çok sayıda patenti ve 11 bini aşkın atıf alan çalışmasıyla giyilebilir sağlık teknolojilerinin geleceğini şekillendiren isimler arasında gösteriliyor.

Haberin Devamı

Geçen yıl nisan ayında sutyen içine takılarak olası kanser vakalarını erken teşhis edebilen giyilebilir ultrason tarama cihazı uzayda test edildi. Doç. Dr. Dağdeviren cihazın yanına Atatürk’ün fotoğrafını da eklemişti. 31 Mart’taysa Birleşmiş Milletler’in (BM) özel oturumunda “Geleceğin Nobel adayı” olarak anons edildiği sahneye elinde Türk bayrağıyla çıktı. 

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

Bilim dünyasına çalışmalarıyla büyük katkılar sağlayan biliminsanının beyin kanaması geçirmesinin
(9 Haziran 2025) üzerindense neredeyse bir yıl geçti. 12 gün yoğun bakım ünitesinde kaldı, yüzlerce ilaç kullandı. Şimdi iyi. Onu öğrencilerinin yanından kısa süreliğine alıp sohbetimize başlıyoruz...

Haberin Devamı

ALIS’te size yoğun bir ilgi ve sevgi var. Buna tanıklık etmek çok güzel. Sizin de enerji depoladığınız bir buluşmaya mı dönüşüyor bu kongre?

Evet, aynen öyle oluyor. İki yıl önce de buradaydım. Tekrar gelmenin heyecanını, mutluluğunu yaşıyorum. Kesinlikle umut kaynağı buradaki öğrenciler. Ben öyle görüyorum. Hepsiyle buluşmak, onlardan ilham almak... Bugün birlikte çok güzel bir yemek yedik. Kocaman bir masada, farklı alanlarda uzmanlık yapmak isteyen öğrenciler... O genç, enerjik beyinleri görmek gerçekten benim için motivasyon kaynağı oluyor.

Kritik bir rahatsızlık atlattınız. Nasılsınız?

İyiyim, çok iyiyim. Eskisinden daha iyiyim.

O gün laboratuvarda mıydınız?

Haberin Devamı

MIT’deydim. Bir sunum yapmıştım. Sunumdan sonra oldu. Hiç beklemediğim, öngöremediğimiz bir şekilde gerçekleşti. Ama çabuk toparlandım. Çok şanslıydım. Doğru yerdeydim. Doğru zamandaydım.

Kendinize geldiğinizde neler düşündünüz?

Ben hep kendimdeydim ilginç bir şekilde. Beyin cerrahı olan kardeşimle (Hüseyin Emre Dağdeviren) telefonda görüştüğümüzde paralize olmayayım, bilincim kaybolmasın diye sürekli adımı, önemli projeler yaptığımı, MIT’de çalıştığımı tekrar etmemi istedi. MR çekilirken, MR’dan sonra, ilaç verilirken, prosedürler uygulanırken, hepsinde uyanıktım. Zaten 78 saat uyuyamadım, sonlara doğru halüsinasyonlar görmeye başladım. Tedavi bittikten sonra da uzun bir süre uyuyamadım. İnsanlar uyurken ben uyanık kalıyordum, insanlar uyanıkken de uyuyordum. Uyurken bir daha başıma böyle bir şey gelmesini istemediğim için belki de bilinçaltımdan böyle bir mekanizma geliştirdim. Uyku problemlerim oldu uzun bir süre.

Haberin Devamı

İstirahat dönemi nasıl geçti?

Annem ve babam bana bebek gibi baktılar. Biraz böyle şımardığım bir dönem oldu. Tekrar bebekliğe döndüm tabiri caizse.

Nasıl şımarttılar sizi? Türk yemekleri ve çok sevdiğinizi bildiğimiz müzikle mi?

Onların hepsi vardı ama en güzeli telaşsız edilen Türk kahvaltılarıydı. Kahvaltı sonrası saatler süren kahve sohbetleri... Her sabah kahveyi babam yaptı. İçtikten sonra kafamıza göre fallar uydurup kendimizi rahatlattığımız zamanlar oldu. 40 yaşına kadar hep çalışma modunda olduğum için yaz mevsiminin bu kadar uzun bir dönem olduğunu fark etmemişim. Sürekli yürüyüş yapmam gerekiyordu. Bol bol yürüyüş yaptık. Evimin etrafındaki sokakların adını, evleri ezberledim. Çok enteresan, evimizin olduğu sokağın başında bir kiraz ağacı varmış ve ben yıllardır onu görmemişim. Fark ettiğimde hem mutlu oldum hem de hüzünlendim ‘Ben yıllardır bu güzelim ağacı nasıl görmemişim’ diye. Hızlı hızlı adımlarla eve gitmişim hep. ‘Ne büyük bir kayıp’ diye düşündüm. Şimdi yürürken arada durup binalara bakıyorum, insanları dinliyorum.

‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’

Haberin Devamı

‘İkinci şans diyorum ben’

Anneniz (Mine Dağdeviren) ve babanız (Cavit Dağdeviren) zaten hayatınız boyunca en büyük destekçiniz olmuş...

Kesinlikle öyle. Bu süreçte biraz aslında onu tekrar yaşamış oldum. Hatta çok güzel arkadaşlıklar edindiğimi de fark ettim. Evimiz çiçek bahçesine dönüştü zaten. Onların ve ailemin desteğiyle kısa sürede kendime geldim. Doktorlarım “Muhteşem, mucizevi, bravo” diyordu. Fizik tedavi doktorum bile “Ne çabuk düzeliyorsun, nasıl yapıyorsun” diye soruyordu. Ve sonra kendime şunu dedim: ‘Çok iyi bir hoca olmak zorunda değilim. Çok iyi bir eş olmak zorunda da değilim. Ama çok iyi bir evlat ve çok iyi bir arkadaş olmak zorundayım.’ O süreçte o karşılıksız sevgiyi ve desteği görmek... Bir vefa listesi oluşturdum; kim beni merak etti, aradı, merakını nasıl gösterdi?.. Göstermeyenler de oldu, iyi de oldu. Hani pirinci ayıklarken küçük taşları kenara ayırırsınız, biraz ona benzer bir şey oldu.

Yaşam şeklinizde, beslenme-
nizde değişiklik var mı?

Artık kendimi daha iyi dinliyorum. Daha iyi dinleniyorum. Kendime özen gösteriyorum. Yememe, içmeme daha fazla dikkat ediyorum. Hayatıma aldığım insanlara dikkat ediyorum. Sadece mutlu olduğum insanlarla birlikte olmak istiyorum. O bakımdan benim için çok güzel bir aydınlanma dönemi. İkinci chapter (bölüm), ikinci şans diyorum ben. Kötü bir süreç benim için iyi bir şeye dönüştü.

Hastanedeyken bile aklınız yarım kalan projelerinizdeymiş...

Kesinlikle. Bu olay olurken ilginç bir tecrübe yaşadım. Bir taraftan böyle, hayatımda olmadığım kadar huzurlu hissettim. Sanki bambaşka bir yere gidiyormuşum gibi. İnsanlar söylüyordu, inanmıyordum. Çok huzurlu... Ama bir taraftan da beynimin bir başka tarafı bana ‘alert’ (alarm) diyordu. ‘Tehlikeli bir durum, Canan kendini koyverme. Yapacağın çok işler var. Bir oğlun var, öğrencilerin var, annen, baban var’ diye kendime sürekli telkinde bulundum. Zaten hastaneye girer girmez bana “Biraz daha geç kalsan şimdi yoktun” gerçeğini pat diye söylediklerinde dedim ki: “Pardon, benim bir oğlum var. Yapmam gereken milyonlarca iş var. Bu vücut sizin, istediğinizi yapabilirsiniz. Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın.”

Hayata tutunmak, hayatta kalmak için insanın bir amacının olması önemli sanırım...

Bu süreçte bir arkadaşım bana bir kitap hediye etti. Kitapta Naziler döneminde kamplara alınanlar içerisinde hayatta kalan insanları incelemişler ve fark etmişler ki; amaçları olan insanlar survive olmuş (hayatta kalmış). Ben bu rahatsızlığı uyarı olarak kabul ediyorum. Kendime, yaptığım işlere daha özen gösteriyorum. Daha selektif çalışıyorum.

‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’

‘Good job mommy’

BM’nin özel oturumunda ‘Geleceğin Nobel adayı’ olarak anons edildiniz. Heyecanlandınız mı duyunca?

Birleşmiş Milletler kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddeti ve ayrımcılığı gözler önüne serebilmek için geçen mart ayının son günü özel bir oturum düzenledi. Yaklaşık 1.100 kişi katıldı. Oturumda ekranda küçüklük fotoğraflarımızla şu anki halimizin fotoğrafları yan yana kondu. ‘O zaman küçücük olan kızlar şimdi neler yapıyorlar’ diye… Ben de 5 yaşımdaki bir fotoğrafımı paylaşmıştım. Birleşmiş Milletler’deki törene de, çocukken okullarda elimizde tuttuğumuz küçük Türk bayrağı vardır ya, o bayrakla katıldım. Etkinlikte uluslararası arenadan 12 kadına onur ödülü verdiler. Adımı anons eden arkadaşım aynı zamanda cihazımı uzaya götüren kişi; Amanda Nguyen’di. Uzaya giden ilk Vietnam kökenli Amerikalı astronot. Öyle bir jest yapmış anons sırasında. Aslında o sırada kalabalıktan dolayı ne dediğini duymadım. Günler sonra Instagram’da bir genç kız bu konuyla ilgili video hazırlamış, onu gördüm. Anonsu o sırada duysam sanırım strese girerdim.

Nobel ödülü sizin için bir hedef mi?

Ödül almak benim için hiçbir zaman bir hedef olmadı. Zaten Nobel bence çok alabileceğim bir ödül de değil. Çünkü bizim alanda uygulamalı fiziğe veriliyor ama biyomedikal için emin değilim. Çalıştığım konularla çok örtüşen bir ödül değil. Ama olursa da “Hayır, ben Nobel’i almayacağım” demem elbette. Aziz Hoca (Aziz Sancar) gibi ben de alıp Anıtkabir’e koyarım diye düşünüyorum. 

Atatürk’ün fotoğrafı da sayenizde uzaya gitti. Köklerinize bağlı olmak size nasıl bir güç veriyor?

Bana sarsılmama, sağlam kalma gücü veriyor. Rüzgârın nereden geldiği, ne kadar su aldığınız, ne kadar güneş aldığınız önemli değil. Köklerine bağlı bir ağaç olarak ‘survive’ (hayatta kalma) modunda yaşamak güzel. Aynı zamanda geçmişi unutmayıp geleceğe yüzünü dönmek de bambaşka bir duygu. Geçmişin insanlara çok şey kattığını, hani o yapay zekânın değiştiremediği duygu yoğunluğunu alevlendirdiğini, geleceği de ona göre şekillendirdiğini düşünüyorum. Oğluma da aslında bunu aşılamaya çalışıyorum.

Nasıl?

Gittiğim her toplantıya onu da götürüyorum. Güçlü bir annenin bazen sunumlarda tökezleyebileceğini, bazen harika sunumlar yapabileceğini, bazen çok yorgunken bile sayısız soruları yanıtlayabileceğini görmesini; hayatın çok kolay olmadığını, ama çok ödüllendirici, yaşamaya dair bir şey olduğunu öğrenmesini istiyorum,

3 yaşında değil mi? Konuşmalarınızdan sonra yorum yapıyor mu?

Evet. Buraya gelmeden önce Hawaii’deydik. Bir konuşma yapmam için davet edildim. İlk defa Tayga’yla solo seyahat yaptık. Boston’dan Hawaii’ye 14 saatte uçtuk. Sunumumda onu da yanımda götürdüm. Sunumdan sonra bana “Good job mommy” (İyi iş anne) dedi. Çok hoşuma gitti. İnanılmaz, beni dinlemiş ve hoşuna gitmiş herhalde. Bugün de aslında salonda ağladı. Sebebi de önde oturup beni alkışlamak istemiş ama bizimkiler ses olur diye yukarı çıkarmışlar. Normalde de alışık olduğu bir şey değil arkadan izlemek. Genelde önden izler.

‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’

‘Kadınlar işin içine girmezse nasıl data toplayacağım?’

◊ Kimi projelerinizin yakınlarınızın sağlık problemleri sonrasında ortaya çıktığını biliyoruz. Elektronik sutyeni teyzenizi meme kanserinden kaybetmenizden sonra icat etmeniz gibi… Kendi rahatsızlığınız da bir projenin başlamasına sebep oldu mu?

Doktorumla (ünlü beyin cerrahı Dr. Aman B. Patel) birlikte grant (araştırma fonu/proje desteği başvurusu) bile yazdık. Var olan ultrason teknolojimizin bu alandaki hastalar için de işe yarayabileceği üzerine... Çünkü kafatasında bir crack var. Kırık bir nokta. Onunla ultrason probu denk getirip, damar içerisindeki kan flow’unu (akış) ölçüp, gelecek spazmın olup olmama zamanını ölçmeye çalışıyorlar. O sebeple sizi ICU’da (yoğun bakım ünitesi) çok tutuyorlar. Olası bir durumda müdahale etmek daha kolay olsun diye. Bazı teknisyenler bunu 10 dakikada yapa-
bilirken bazılarının 1-2 saatini alabiliyor. Bunu 30 gün boyunca benim üzerimde de denedikleri için şunu dedim: “Bu daha iyi yapılamaz mı?

Hani bir patch’ı (parça) buraya koysak, öyle yapsak. ICU zamanını indirsek, özellikle çocukları olan anneler, babalar için...” Ama sonra harekete geçemedik çünkü bu aralar meme kanseri üzerine yoğunlaşmış durumdayım. Ful enerjimi ve dikkatimi onun üzerine yoğunlaştırdım.

◊ Meme kanseri deyince kadın sağlığı tıpta aslında üzerinde az çalışılmış bir alan. Bunun handikapları oluyor mu?

İlk başlarda, yani 3-4 yıl öncesine kadar “Kadın sağlığı çalışmak istiyorum” dediğimde MIT’deki senior (kıdemli) hocalar dahil “Ya sadece kadın sağlığıyla kendini sınırlama. Fon alman zor olur” diyorlardı. Şimdi ben kendi merkezimi kurdum ve artık onları söyleyen hocalara fon veriyorum. Bazen çok negatif, bazen de çok pozitif feedback’ler (geri bildirim) alıyorum. Ama kadın sağlığının çok az çalışılmış, çok daha az önem verilmiş bir alan olduğunu bildiğim ve kendim de kadın olduğum için başkalarının ne düşündüğü çok da sorun değil. Önemli olan benim ne düşündüğüm. Araştırma portfolyomu kadın sağlığı üzerine yoğunlaştırmak bana birey olarak da
huzur veren bir şey. Yani sadece biliminsanı olarak haz aldığım bir alan değil. Aynı zamanda kişisel olarak da mutlu olduğum bir alan. O nedenle handikaplarını aslına bakarsanız kulak ardı ediyorum. Çok düşünmemeye çalışıyorum.

‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’

◊ Bir araştırmaya göre kan testlerinden karaciğer hastalığını tahmin etmek için geliştirilen yapay zekâ modelleri kadınlarda hastalığı erkeklere göre iki kat daha fazla sayıda tespit edememiş. Bu da kadınlar için bir sorun değil mi?

Hem data az hem de kadınların klinik aşamada çalışmanın içerisine girmesi zaman alan bir şey. Ben genelde erkek ve kadın olarak eşit sayıda denek kullanmaya çalışıyorum ama sosyolojik nedenlerden dolayı; işte kadının ya bebeği var evde, ya boş vaktinde evi temizlemesi gerekiyor ya da işte başka şeyler yapması gerekiyor… Sanki toplum bizi bir çerçeveyle sınırlandırmış, biz de onu takip ediyormuşuz gibi. Ama erkekler mesela, onları dahil etmek daha kolay benim için. “Böyle bir çalışmamız var, gelmek ister misin” dediğimde “Aaa tabii, eşim çocukla ilgilenir evde, ben de gelirim” diyorlar. Ama bu cümleyi şu ana kadar çok nadir bir kadından duymuşumdur.  Veya kadınlar gelir ve şey der: “Çabuk yapabilir miyiz? Evde işlerim var.” Erkeklerden de bu cümleyi çok nadir duymuşumdur. Yani işin bu kısmı da bence çok önemli. Kadınlar işin içine girmezlerse nasıl data toplayacağım? Data toplamazsam yapay zekâ nasıl işe yarayacak?

◊ Bunu nasıl aşmaya çalışıyorsunuz?

McKinsey’nin (pazar araştırmaları yapan, danışmanlık veren küresel şirket) açıkladığı rapora göre önümüzdeki beş yıl içerisinde kadın sağlığı üzerine ürünler ve yapay zekâ algoritmaları geliştirmek dünya ekonomisine 1 trilyon dolar kazandıracak. Bu çok büyük bir rakam. Bazen “Kadın sağlığını çok umursamıyorsunuz, tamam, ama ‘Money talks for everything’ (paranın açamayacağı kapı yoktur)” diyorum; “Hani bakın, çok büyük bir rakam bu. Ekonomik olarak da çok faydaları olacak”... En azından o kısmıyla konuşmaya çalışıyorum ki, diğer kısmıyla pek ilgilenmeyenleri çekebilirim diye.

◊ Siz challenge’ları (meydan okumak) da seviyorsunuz değil mi?

Galiba evet, benim kişiliğim de biraz challenger (meydan okuyan).  Kendimi challenge etmeyi de seviyorum. Ama işte bu hastalıkla birlikte biraz challenge sayımı azalttım. O da bir challenge’tı bu arada, o kafaya gelmek. Genelde özelliklerimi böyle çok dışa vuran bir insan değilimdir ama bu yeni hayatıma adapte olma hızımla gurur duyuyorum. Çünkü benim normalde üzerimde çok yük olurdu. “Onu da yaparım, bunu da yaparım”. Bu normal değil. Şimdi ben kendi sınırlarımı daha iyi koruyorum.  ‘Hayır’ derken artık rahatsız olmuyorum. “Ben yorgunum” demekten imtina etmiyorum. Bir de 40’lı yaşlarda insanlara bir olgunluk geliyormuş. Ben 41 oldum yeni. “Zaten buraya gelesim varmış. Bu hastalıkla birlikte biraz da hızlandı. Öyle bir olgunluk da geldi” diyorum.

‘Yapmam gereken milyonlarca iş var... Beni bir an önce tedavi edin ve buradan çıkmamı sağlayın’

‘İğnelerle değil doğal yolla…’

◊ Son dönemde üzerinde çalıştığınız projelerden de bahsedebilir misiniz?

Tüp bebek kısmına çalışıyorum. Özellikle kadınların karın yoluyla aldıkları hormonal tedavileri vajinadan implant şeklinde alabilmelerini sağlayacak küçük pil şeklinde aletler yapıyorum. İçerisine progesteron hormonlarını koyuyoruz. İğnelerle değil de doğal yolla vajina içerisinde hormonun aktarılabilmesi, yayılabilmesini sağlayan… Bir de kullandığımız ultrason cihazını daha çok endometriozis yani rahim duvarı kalınlaşmasını ölçmek, anlamak ve monitörlemek, izlemek için kullanma üzerine çalışıyoruz. Çünkü bu kadınların büyük bir sıkıntı yaşamasına sebep olan ağrılı bir sürece sebebiyet veriyor.

BAKMADAN GEÇME!