‘Üzen bir müzisyenim ben’

Güncelleme Tarihi:

‘Üzen bir müzisyenim ben’
Oluşturulma Tarihi: Haziran 08, 2025 07:00

Bir kent ozanı Can Güngör. Son teklisi ‘beni burda üzen bir şey var’da dinleyicilerini müzikal bir yolculuğa çıkarıyor. “Dünyaya katlanabilmek için bir ölçüde müziğe sığınıyorum. Orada kendimi, kurtuluşumu buluyorum” diyen Güngör’le kendi deyişiyle terapi gibi söyleşi gerçekleştirdik.

Haberin Devamı

Kadıköy, Yeldeğirmeni’nin dar sokaklarından birindeyiz. Sokağın köşesinde, Hatay’daki gençler ve çocuklar için kitap bağışı kabul eden bir yer dikkatimi çekiyor. İnsanlar duvarına minik notlar bırakmış. Yeşil dalların arasına gizlenmiş bir tanesinde Edip Cansever’in şu dizeleri yazıyor: “Gökyüzü gibi bir şey şu çocukluk/Hiçbir yere gitmiyor”... Sonra sıcak elmalı tart kokusunu takip edip Can Güngör’le buluşacağım kafeyi buluyorum. Sohbetimize söz yazarlığını konuşarak başlıyor, o ‘hiçbir yere gitmeyen’ çocukluğa kadar
uzanıyoruz.

Daha önce hiç dinlememiş birine sizi anlatırken “Alternatif müzik yapıyor” diyorum. Ardından şu soru geliyor: “Alternatif müzik nedir?” Siz nasıl açıklıyorunuz?

Anaakıma alternatif olmak diyebilirim. Kendi yolunu çizen, ticari saiklerle hareket etmeyen, kendi sözünü yazıp bestesini yapan müzisyenlerin bu şekilde tanımlandığını düşünüyorum. Müzikal tarzı değil, bir tavrı anlatıyor.

Haberin Devamı

Duyguları hepimiz hissediyoruz ama onları kâğıda dökebilmek müthiş bir şey. Sırrı nedir?

İhtiyaçtan geldiğini düşünüyorum. 7-8 yaşlarındayken de şair olmaya özenirdim. Hayatta ve kendi içimde gizemli, tuhaf bulduğum şeyler hep vardı. Tam açıklayamadığım, anlatamadığım... Onları bir kanal, kendi içimde bir çatlak bulayım sızdırayım duygusuyla başlayan bir şey belki de. O eğilim hâlâ da devam ediyor. Birkaç gündür kendimi çok iyi hissetmiyorum mesela. O da bir şeye dönüşecek, biliyorum. Belki yolda biriyle karşılaşacağım ya da yerde yatan bir köpek göreceğim ve “Gördüğüm şey, bendeki şeyin aynası olabilir” diyeceğim. Ve sözler bir anda örülmeye başlayacak...

“İyi hissetmiyorum ve bu bir şarkıya dönüşecek” dediniz. Mutluluk hissi de şarkıya dönüşüyor mu?

O da dönüşüyor ama daha az. Hep söylüyorum, insanlar soru sormaya sorun yaşadıkları zaman başlıyorlar; “Niye böylesin”, “Bu ilişki neden yürümüyor”... Mutluyken zaten mutluluğu yaşayıp geçiyorsunuz. Ama mutluyken yaptığım şarkılarım da var. Gerçi adım melankolik olarak çıktı benim, üzen bir müzisyenim ben.

Şarkı sözü yazarları nasıl insanlardır?

Haberin Devamı

Sevdiğim ozan arkadaşlarımı düşünüyorum da hepsi birbirinden farklı. Ama bir duyarlılık, reseptörlerin açık olması durumu var tabii. Ama herkesin reseptörleri başka yerlerde çalışıyor. Kimi toplumsal olaylara daha duyarlı, kimi kendini kazmaya meyilli. Kimi ikili ilişkileri algılayıp yorumlayabiliyor. Hepsinin varlığı beni mutlu ediyor. “Vay be, ne güzel sözler yazıyorlar” diyorum.

İsim verelim mi?
Adamlar grubundan Tolga Akdoğan’ı çok seviyorum. Dilhan Şeşen, Dilan Balkay çok güzel şarkılar yazıyor. Eskilere gidersek Yasemin Mori, Korhan Futacı... Büyük Ev Ablukada’dan Bartu (Küçükçağlayan), Gülinler... İrfan Abi (Peyk’in kurucusu İrfan Alış) rahmetli oldu, o da çok büyük bir ozandı.

Haberin Devamı

İrfan Alış’ın değeri sanki ölümünden sonra anlaşıldı...

Konu, Türkiye’de müziğin bir sektör olamayışıyla ilgili sıkıntılara geliyor. Aslında biz sektörmüş gibi yapmaya çalışan, pastası çok küçük olan bir ortamda üretim yapmaya çalışıyoruz. Birçok arkadaşımın esas işi müzik bile değil. Yani hayatta kalmak için başka şeyler yapmak zorundalar. Benim için de geçerli. Solo kariyerim hayatımı geçindirmeye yetecek ekonomiyi asla sağlamıyor. Keşke pazar daha büyük olsa, kültür-sanata yatırımlar daha fazla olsa. Herkesin gözü kulağı yeni şeylere daha açık olsa. Biraz kültürel olarak kısır bir yerdeyiz.

Hit şarkı yapmanın formülü var. Bunu bildiğinizi tahmin ediyorum. Ama tercih etmiyorsunuz, neden?

Haberin Devamı

Hit olsun diye yapmadığım ama hit olan şarkılarım var bu arada. Bu zamana kadar yaptıklarım müzikal olarak maceralı, zengin ve özel olmasına özendiğim şarkılar. Benim gibi insanların dinleyip seveceği falan... Bunu idealize ettiğim bir yerdeyim. Hatta şu sıralar çok dalga geçiyorum “Beni müzisyenler seviyor. Ben müzisyenlerin şarkı yazarı oldum” diye. Tamam artık müzisyenler sevmesin, yeter. Halk da sevsin ya (gülüyor)... Yazdığım her şarkıyı sanki kim dinlerse dinlesin anlar ve hisseder gibi bir düsturla yazıyorum aslında.

Sözcüklere ve müziğe dönüştüremediğiniz bir konu var mı?

Kesin vardır.

Savaş mesela...

O konularda didaktik olmadan, şiirsel olarak dert anlatmak bence çok zor bir şey. O tuzağa düşmek istemem; bir şey öğretiyorum falan. Benim tavrım değil. Bunu güzel yapan insanlar da var. İşte İrfan Abi çok iyi anlatıyordu o konuları. Maden faciasına da şarkısı var, Ege’de batan bir tekneye de... Benim çalışmam gerekiyor. Biraz daha oraları kazmam lazım. Küçük küçük şarkılarla dokundurduğum yerler var elbette ama konusu o olan, başka birisinin hikâyesini, dünyada olup biten, kendinden gayri bir şeyin hikâyesini anlatma meziyeti bence bende eksik.

Haberin Devamı

Yaptığınız müzik üzerinden Bülent Ortaçgil’le, Fikret Kızılok’la aranızda bağ kurulması hoşunuza gidiyor mu?

Kesinlikle gidiyor. Dinlerim de ama bende müzik sevgisi metal müzikle başladı.

İstanbullusunuz değil mi?

İstanbul’da doğdum. Büyük bir kısım Bakırköy’de geçti. Annemle babam ayrıydı, üç kuşak kadınla yaşadım; anneannem, annem, ablam. Hafta sonlarını babamla geçirirdim.

Nasıl bir çocuktunuz?

Kendi dünyasında bir çocuktum. Hayatla öyle baş edebilmişim. Zor zamanlar yaşadık ailece.

Maddi zorluklar mı?

Yok, duygusal şartlar olarak... Musmutlu bir çocukluğum olmadı. Kendi dünyasında mutlu olmayı başarabilen birisi oldum. 7 yaşındayken legolardı beni mutlu eden. Dünyadan kaçıp yarattığım şeyler beni iyi hissettiriyordu. Ergenlikte davul çalmak oldu, sonra gitar çalmak... Şimdi de hâlâ aslında aynı duyguyla, dünyaya katlanabilmek için bir ölçüde müziğe sığınıyorum. Orada kendimi, kurtuluşumu
buluyorum.

Yeni teklinizin adı ‘beni burda üzen bir şey var’. Nedir sizi üzen şeyler bu aralar?

Büyük bir belirsizlik, önümüzü görememe hali, adaletsizlik duygusu... İnanılmaz kaygan bir zeminde bir hayat yaşıyoruz. 

‘Ah aklımda silik düşler” diyorsunuz bir şarkınızda. Geçmişin hayaletleriyle mücadele eder misiniz?

Terapide gibi hissettim bir an (gülüyor). Düşünüyorum da içinde çocuk kelimesi geçen çok şarkım var. Hep kabuğunu kırmaya çalışan bir halim var ve geçmişimle boğuşuyorum. Bir şeyleri anlayabilmem için kendimi kazmam gerekiyor. Kazarken illaki geçmişe gidiyorum. Beni böyle bir insan olmaya iten şeyler nelerdir diye... O tahlilleri yapmaya çalışıyorum. Ciddi mücadelelerim var. Dönüp baktığımda da o mücadeleler beni gururlandırıyor. Ailem müzikle uğraşmamı istemediği halde üniversitede müzik bölümünü kazanmış olmam gibi...

‘Oyun oynamayı seviyorum’

Müzik dışında nasıl bir hayatınız var?

Yaptığım birçok şey müzikle alakalı. Müzik dinlerken bile kendime katabileceğim şeyleri düşünüyor oluyorum. Hep evde olan biriyim. Bir şeyleri izlemeyi seviyorum. Kız arkadaşımla çok vakit geçiriyorum. Oyun oynuyorum.

Kız arkadaşınız da müzisyen mi?

Hayır, illüstratör (Merve Mehmet).

Şu sıralar hangi oyunu oynuyorsunuz?

‘Diablo’ya sardık. Merve’yle birlikte oynuyoruz. Oyun oynamayı seviyorum. Beni bu dünyadan kopartan, zamanı unutturan bir şey.

Yakın zamanda konserler var mı?

18 Haziran’da İngiltere’de solo konserim olacak. Büyük Ev Ablukada’nın artık bir üyesiyim, onlarla üretmek için çok heyecanlanıyorum. Bir de bir müzikal projesine dahil oldum, o da heyecan verici.

BAKMADAN GEÇME!