GeriHürriyet Pazar ‘Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok’

‘Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok’

29 Nisan 2011’de 252 kişilik ilk Suriyeli kafilesinin Hatay’ın Yayladağı ilçesinden Türkiye’ye girişinin üzerinden 10 yıl geçti. Bu sürecin karnesini çıkardığımız Prof. Dr. M. Murat Erdoğan: “Gönülsüz ortak yaşam pratikte başarıldı ama Suriyelilerle birlikte yaşamaya hâlâ istekli de hazır da değiliz!”

Türk Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan, 2011 öncesinde yurtdışındaki Türkler üzerine çalışıyordu. O yıl, Suriyelilerin ülkelerinde çıkan iç savaş nedeniyle ülkelerini terk etmeye başlamasıyla, bu işin nereye gideceğini en hızlı şekilde fark eden, ‘kokuyu’ ilk alan uzmanlardan biri oldu. O gün bugündür bu ‘yer değiştirme’yi tüm boyutlarıyla inceliyor. Erdoğan’la, Suriyelilerle geçirdiğimiz 10 yılı konuştuk; Danimarka’nın Suriyeli mültecileri para verip ülkeden göndermesi hakkında ne düşündüğünü de sorduk: “Türkiye gönüllü geri dönüşü de üçüncü ülkelere yerleştirmeyi de teşvik etmeli. Ama bunun sınırlı kalacağını, asıl ihtiyacın kapsamlı uyum çalışmaları olacağını bilmeliyiz. Danimarka elindeki mali güç ve az sayıdaki mülteci için bunu yapabilir ama Türkiye’de 4 milyona yakın Suriyeli için çok gerçekçi değil.”

‘Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok’
Türk Alman Üniversitesi Göç ve Uyum Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. M. Murat Erdoğan

1. ‘Bir haftaya döneriz’ modundalardı

29 Nisan 2011 gününü “Felaketten kaçmış, 252 kişilik bir grubun hareketi” olarak yorumlamıştık. Herkeste “Sorun bir şekilde çözülür, insanlar da evine gider” diye bir düşünce olduğunu hatırlıyorum. Hatta Hatay Valisi, “Geçici misafirlerimiz geldi” diye bir açıklama yapmıştı. Nisandan aralık ayına kadar Türkiye’ye gelen Suriyeli sayısı sadece 14 bindi, dolayısıyla kimse bu konuya özel bir önem vermiyordu. O günlerde ilk gelenlerin yerleştirildiği iptidai bir kampı ziyaret etmiştim, “Bir haftaya döneriz” modundalardı. Suriye’de sivillere yönelik saldırılar ve buna bağlı kaçışlar her geçen gün artmaya başlayınca, olayın daha büyük bir şeye dönüşeceğini anladım. 

2. Canları nereye istiyorsa oraya gittiler

2011’de ülkemizde 58 bin mülteci varken, üç sene sonra sayı 4 milyona ulaştı, dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesine dönüştük. Suriyeliler geldi, onları okullara, yurtlara yerleştirdik, kamplar yapmaya başladık. Bir kamp, iki kamp derken, sayı 26’yı buldu ama 250 bin kişilik kapasitesi olan 26 kamp da yetmedi. IŞİD ortaya çıkınca, hem Suriye rejiminin gitmesi yönündeki uluslararası baskı yumuşadı hem de ülkeden kaçan insanların sayısı çok hızlı bir şekilde arttı. Bu dönemde çok farkında olmadan ‘stratejik’ bir dönüşüm yaşandı. Hem de hiçbir resmi karar alınmadan... Kamplarda kapasite dolunca, Suriyelilere “Başınızın çaresine bakın” dedik. Dünya tarihinde görülmemiş bir rahatlıkla, canları nereye istiyorsa oraya gittiler. İstanbul’a, Bursa’ya; bir kısmı yurtdışına… Suriyeliler konusunun Türkiye’nin her bölgesine kontrolsüz yayılmasının temel nedeni bu.

3. Böyle bir kitleye misafir demek...

Küresel ve bölgesel aktörlerin, vahşi terör örgütlerinin cirit attığı bir ülke… Su yok, evler, hastaneler, okullar yıkılmış, iş yok! Her gün ölebilirsiniz. Böyle bir ortamda kim yaşamak ister? 2013’te, IŞİD’in varlığıyla birlikte, Suriye’deki iç savaş artık bir iç savaş olmaktan çıktı. İran, Rusya, Amerika ve Kürtler devreye girdi ve insanlar fark etti ki daha uzun süre barış yok! “Ne zaman ülkeme dönebileceğim belli değilse, geldiğim yerde kendime yeni bir yaşam kurmam gerekiyor” diye düşündüler ve dönüşten umutlarını kestiler. Bir bölümü Avrupa’ya yöneldi, diğerleri kendi yaşamlarını Türkiye’de kurmaya başladı. Türkiye’de 2011 sonrasında doğan Suriyeli bebek sayısı 650 bini aştı, çalışan Suriyeli sayısı 1.4 milyon. Türkçe eğitim alan, okullara giden Suriyeli sayısı 770 bin. Böyle bir kitleye misafir demek her geçen gün zorlaşır.

4. Belediye hangi parayla, kime yetebilir?

Türkiye, bu konuyu geçicilik üzerine inşa etti. “Şam’da rejim değişirse iş değişecek” diye düşündük, gözümüz mültecilerde değil, Şam’da oldu. Türkiye, bir yerleştirme sistemi kurmadığı için farklı illerde, farklı ilçelerde, farklı mahallelerde anormal kümelenmeler oluştu. Bugün Esenyurt’ta 2019 verilerine göre 170 binin üzerinde Suriyeli var, bu sayının 250 bine çıktığı söyleniyor. Düşünün ki Almanya’nın tamamında 550 bin, İsveç’te 130 bin Suriyeli var ve başka hiçbir Avrupa ülkesinde 50 binin üzerinde Suriyeli yok. Esenyurt’taki gibi kümelenmelerin iyi ve kötü tarafları var: Kendi içinde bir gettolaşma getiriyor, kümelenilen yerdeki yönetim süreçlerini felç ediyor. Belediye hangi parayla, kime yetebilir? Ama kendilerini güven içinde hissettikleri yerlerde oluyor, çalışma imkânı yakalıyorlar. Ülkelerinde birlikte olduğu insanlarla yine aynı sosyal çevrenin içindeler, bu da onlara güven veriyor. 

5. Kendi ayaklarının üstünde duruyorlar

Toplumlar kitlesel göçlerde dört temel şeyden korkar.

- ‘İşimi elimden alacak’: Türkiye’de işsizlik artıyor ama Suriyeliler Türklerin işini ellerinden aldılar demek çok doğru olmaz. Suriyeliler kayıt dışı ekonomide kendilerine bir alan açtılar, kendi ayaklarının üstünde duruyorlar. Bu, toplumdaki gerginliği de törpüleyen çok önemli bir husus.

- ‘Suç oranı artacak’: Birkaç eylem dışında Suriyeliler genelde mağdur oldu, kriminal suçlarla doğrudan bir ilgileri yok. İleride artabilir belki, ama on yıllık süreçte Türkleri provoke edecek işlerin içinde yer almadılar.

- ‘Kamu hizmetleri bozulacak’: Kamu hizmetlerinde bozulma sınır illerinde yaşanıyor, o bölgeden çok şikâyet geliyor; özellikle okullarda ve hastanelerde.

- ‘Kimliğimiz bozulacak’: Arapça tabelalara kızıyorlar ama bundan 10 sene önce Laleli’de her yerde Rusça tabelalar vardı, hâlâ var, kimse de rahatsız değildi. Burada kendini üstün kılma halinin de etkisi var.

6. Sosyolojik bir esneklik halimiz var

Gönülsüz ortak yaşam pratikte başarıldı ama birlikte yaşamaya hâlâ istekli de hazır da değiliz. Türk toplumunda Suriyeliler konusunda endişe ve itirazlar var, birlikte yaşam iradesi görülmüyor. Hatta çoğu insan, imkânı olsa onları alıp hemen ülkelerine yollayacak. Suriyelilere sorarsanız, “Her geçen gün daha mutluyuz, kendimizi daha güvende hissediyoruz” diyorlar. “Buraya savaşın içinden çıktım geldim. Şikâyet edemem” diye düşünen çok fazla Suriyeli var. Ama şunu söylemeden geçmem haksızlık olur: Türk toplumu, endişelerine rağmen Suriyelilerle olağanüstü bir dayanışma gösteriyor. Sadece pandemi döneminde toplumun yüzde 75’i Suriyelilere bir şekilde yardımcı olduğunu (ilaç götürme, battaniye verme vs.) söylüyor.

Özellikle 50’li yıllardan itibaren Türkiye toplumunda iç göç bağlamında olağanüstü bir hareketlenme var. Üst katınızda Hakkarili, alt katınızda Rizeli oturuyor ve bu, bize yabancıyı ve sonradan geleni bir biçimde anlama imkânı sağlıyor. Dini-kültürel olmaktan daha çok sosyolojik bir esneklik halimiz var. 

7. En büyük dilekleri Türkiye vatandaşlığı

2014’ten bu yana Suriyelilerin geri dönme eğilimleri azalıyor. Suriye’deki savaş Suriyelilerin savaşı olmaktan çıktı, savaş ne zaman bitecek; kimse söyleyemiyor. Ölmekten kaçmışsınız ve orada hâlâ hiç güvenmediğiniz bir yönetim var. On senedir Türkiye’de bir hayat kurmuşsunuz, dönmeyi düşünür müsünüz? Dönseniz de başınıza bir şey gelmeyecek diyelim. Peki, çocuğunuzu hangi okula göndereceksiniz? Hastaneye gitmeniz gerekecek, hangi hastane? Hangi suyu içeceksiniz? Gelmiş, bir yere tutunmuşsunuz. 1.3 milyon kişi çalışıyor, on binlerce şirket kurmuş, yeni bir ülkede yeni bir yaşam inşa etmişsiniz. Nereye gideceksiniz? Türkiye’deki Suriyelilerin geri dönmesi konusu artık istisna bir duruma dönüşmüştür. Esad’ın gitmesi, uluslararası politika ve Suriye’deki Suriyelileri ilgilendirir ama bu artık Türkiye’deki Suriyelileri ilgilendiren bir konu olmaktan çıktı. Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri, istekleri bence yok. En büyük dileklerinin Türkiye vatandaşlığı olması da bunun kanıtı zaten.

8. Bu nesil büyüdüğünde ne olacak?

Bugün her ailede Türkçe bilen en az bir çocuk var, Türk devlet okullarında Türkçe eğitim alıyorlar. Bazı Suriyeli ailelere göre bu çocuklar asimile oluyor çünkü kendi dillerini unutuyorlar. Bu nesil büyüdüğünde ne Suriyeli ne Türk olacaklar. Ya da hem Suriyeli hem Türk... Üstelik çok travmatik süreçlerden geçtiler. Üniversitelerdeki 37 bin 500 Suriyeli öğrenci mezun olunca nasıl iş bulacak, bulamayınca hayal kırıklıkları ne olacak? Bunları hesaplamalıyız.

9. Arap olmayı politize etmek gibi bir kanal açık

Türkiye’de Suriyeliler şimdiye kadar siyasi tercihlerde çok önemli bir rol oynamadı ama bundan sonra oynayacak görünüyor. Yakın zamanda sadece Suriyelileri dikkate alan siyasi partiler kurulacak. Bunlar, ırkçı partilerin Türk versiyonu olacak. Türkiye’de yabancı olmayı, hele Arap olmayı politize etmek gibi bir kanal açık. Bu kanal açılırsa, diğer merkez partiler de bu pastadan pay almak için daha dışlayıcı bir söyleme yönelebilir. 

10. Tedirgin etmemek için çaba sarf edip içlerine kapanırlar

Suriyeliler Türk toplumunu tedirgin etmemek için çaba sarf etti. Zor koşullarda, az parayla çoğunlukla da kentlerin yoksul alanlarında bir yaşam inşa etme derdindeler. Türk toplumu zaten Suriyelilere ciddi mesafe koyuyor ama her geçen gün Suriyelilerin de Türk toplumundan sosyolojik olarak uzaklaşma riski oldukça yüksek görünüyor. Dünyanın her yerinde, etnisiteden bağımsız biçimde göçmen topluluklar ciddi sayılara sahipse, kendi içlerine kapanır, entegre olmaları çok zor olur. Batı literatüründe buna ‘paralel toplum yapıları’ deniliyor. Bu ayrışma, bir süre sonra politikleşir. Türkiye’deki Suriyelilerin ötekisi Türk toplumu olan kendi milliyetçiliklerini yaratmaları sürpriz olmayacak.

‘Türkiye’deki Suriyelilerin gönüllü bir şekilde geri dönme ihtimalleri yok’
Türkiye’de geçici koruma altındaki kayıtlı Suriyeli sayısı 31 Mart 2021 tarihi itibariyle 3 milyon 665 bin 946 kişi.

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False