Güncelleme Tarihi:

İstanbul’da, Suriçi’nde yaşayan ve buraları terk etmek zorunda kalan Çingeneleri odağına alan bir roman ‘Vaker’. Yazarı Evren Yesari. Bu isim müstear, yazar böyle tercih ediyor. Romanda da isimlerin müstesna bir yeri var, neredeyse kimse resmi adını taşımıyor/taşıyamıyor. Yaşadığı bir olay, yaptığı bir hata ya da fiziksel özellikleri nedeniyle adeta kendiliğinden bir takma isme sahip oluyor; Suzuki, Alçıpan, Jenifır, Tıkalı, Kalempil gibi... Mesela Alçıpan’ın adı, ayağı kırılıp alçıya alındığında gelip onu buluyor. Yazar kullandığı isminin de sonradan onu bulduğunu söylüyor. ‘Vaker’ akıcı, tıkır tıkır işleyen bir dille Çingene dünyasını okura açıyor. Onlara has neşenin arkasındaki hüzne, kaosa şahit oluyor okur. Bir anlamda yazar gibi, okur da yüzleşiyor o neşenin ardındakilerle... Yesari Suriçi’nde yaşanan kentsel dönüşümün de peşine düşüyor, bu konuyu da düşünmeye davet ediyor.
◊ Müstear isim kullanıyorsunuz, neden? Neden Evren Yesari adını seçtiniz? Yoksa sizi tanıyor muyuz?
‘Vaker’de herkesin ismi sonradan veriliyordu, biliyorsunuz. Belki benim ismim de sonradan, yaşadığım bir olayla ya da hak ettiğim bir şeyle verilmiştir diyerek bu soruyu savuşturayım.
◊ İstanbul Suriçi’ni ve orada yaşayan Çingeneleri anlatan ‘Vaker’ adlı bir roman yazdınız. Romanda otobiyografik bilgiler var mı? Siz de Çingene misiniz?
Bildiğim kadarıyla değilim. Suriçi’nde doğup büyüdüm, birkaç göbek Suriçiliyiz. Dolayısıyla Çingenelerle iç içe yaşadım yıllarca. ‘Vaker’i yazarken odağıma aldığım bazı izler ve yaşanmışlıklar elbette var ama romanın çok büyük oranda kurmaca olduğunu söyleyebilirim.
◊ Ailenizin uzun yıllar bahsi geçen semtte yaşadığını söylediniz. Nasıl bir yerdi?
İlkokul yıllarıma kadar aslında onlarla bu kadar iç içe yaşamıyorduk. Çingenelerin büyük çoğunluğu surlara daha yakın bölgede yaşıyordu ama yine de aynı sokaklarda oynuyorduk, aynı esnaftan alışveriş yapıyorduk, aynı tribünde maç seyrediyorduk. Evlerine acele kamulaştırma kararı çıkınca bizim yaşadığımız sokaklara doğru yerleşmeye başladılar. Başlarda biraz korkuyorduk. Bölgelerinde yıllardır sürdürdükleri bir yaşam biçimleri ve ayrı bir kültürleri vardı. Sur dibine doğru pek gitmezdik. Kulağımıza çalınanlar bizi korkutuyordu. Hırsızlık, gasp, uyuşturucu gibi şeylerin artacağını söylerlerdi. Bir olay olacakmış da onu bekliyormuşuz gibi. Sonra hayatın akışında geçip gitti her şey.
◊ Vaker ne demek?
Ne anlama geldiğini tam olarak bilmiyorum. Çingeneler arasında joker bir sözcük bana kalırsa. Daha çok, ‘söyle, anlat, konuş’ anlamına geliyor. Birisinden bir şey isterken; “ver” derken, “gel” derken, “çık” derken de kullanabiliyorlar. Onların herkesten ayrı ama ortak bir dilleri var. Vaker sözcüğünün Karagümrük’te kullanıldığını biliyorum. Gaziosmanpaşa’daki Çingenelerin de kullandığını duydum. O kadar da garipsemedim, sonuçta aynı şehrin insanları. Ama Bursa Mudanya’da bir Çingene kadından duyunca şaşırdım.
◊ Sosyal medyada izleyenleri güldüren bir videoyla başlıyor her şey. Videonun can yakan tarafına odaklanıyorsunuz. Altını çizmeye çalıştığınız durum nedir?
‘Vaker’i yaklaşık 10 yıl önce yazmaya başlamıştım. Kâğıda geçirmemiştim ama kafamın içerisinde dönüyordu bir şeyler. Sonra sosyal medyada bir video düştü önüme. Birkaç Çingene şarkı söylüyordu, kahkahalarla eğleniyorlardı, yorumlarda da herkes gülüyordu. O video kesilip biçilip kullanıldı belki binlerce defa. O videodaki arkadaşlardan biri benim ilkokulda sıra arkadaşımdı. Diğeri onun abisi. Diğerleri mahallede her gün gördüğüm iki arkadaş. Hepsi eğlenceli insanlar ama aynı zamanda bambaşka bir hayatları var. O görüntüleri izlediğimde çocukluğumuz gözümün önüne geldi ve hem sinirlendim hem hüzünlendim. Bu insanlar bu görüntülerden ibaret değil. Bu insanlar evlerinden edildi, mahallelerinden kovuldu, kültürleri çalındı. Bu çocukların hepsi en az bir müzik aleti çalardı, hayranlıkla izlerdik onları. Ama onlar ne yazık ki artık sahnelerde (istisnalar dışında) şarkı söyleyemiyorlar, müzik aletlerini kullanamıyorlar. Şanslı olanlar belediyede işe girdi. Birçoğu uyuşturucuya bulaştı, gözümüzün önünde eridi gitti. Ben hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını bildiğim için üzüldüm. O görüntülerden sonra yazma itkisi daha da alevlendi.
‘ÖNYARGILARLA BÜYÜDÜK’
◊ Romanın anlatıcısı Suzuki’nin siz olduğunu düşündüm, doğru mu?
Romanı yazarken ben de anlatıcının ben olduğumu düşünüyordum ama roman beni de bambaşka yerlere götürdü.
◊ Kahramanlarınız Suzuki, Mokar, Alçıpan, Jenifır ve diğerleri... Hepsi bu adları yaşadıkları olaylardan alıyor. Kimsenin neredeyse resmi adı yok romanda. Gerçekte de Çingene dünyasında böyle midir?
Romanda Kupa Dayım diye biri var. Bizim mahallede de Kupa Dayım diye biri var ama romandakiyle alakası yok. Sadece ismini aldım onun. Genci yaşlısı herkes Kupa Dayım der ona. Ailecek tanırız ama gerçek ismini hâlâ bilmiyorum.
◊ Suriçi kentsel dönüşümden nasıl etkilendi? Çingene kültürüne ne oldu?
O kültür yok oldu. Arada bazı tanıdıklarımın Kumkapı’da falan çalmaya gittiğini görüyorum, biraz olsun seviniyorum. Sadece müzikle ilgili değil. Yüzyıllardır oturmuş bir yaşam düzeni vardı. Düğünleri, sünnetleri, cenazeleri... Küçükken at arabaları görürdüm mesela, sebze-meyve satarlardı. O arabayla bayramlarda çocukları gezdirirlerdi. Şimdi o eğlenceli mahalleden geriye ruhsuz villalar, bomboş sokaklar kaldı. Şu an o evlerde yaşayanlara sorsanız, bence onlar da memnun değildir orada bulunmaktan.
◊ Çingenelere karşı dünyada ve Türkiye’de önyargılar mevcut. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?
Biz de bu önyargılarla büyüdük. Çingenelerle ilgili kısık sesle olmadık şeyler söylendi kulağımıza.
Çok yakın olmamamız konusunda uyarıldık. Ama iç içe girmiştik artık. Yeni yapılan evlerle aramıza duvarlar, dikenli teller çekildiğinde artık çok geç kalmıştık. Keşke birlik olsaydık da o telleri çektirmeseydik oraya.
‘O ARKADAŞIM BENİ BULSA YA DA BEN ONU BULSAM ÇOK SEVİNİRİM’
◊ Suzuki zamanı geldiğinde yaşadığı mahalleyi terk ediyor ama geride bıraktığı Mokar ve Alçıpan’ı hep merak ediyor ve izlerini kaybetmiş. Romanda onlara bir çağrı var; ‘Beni bulun’ diye. Gerçekliği var mı bu çağrının?
Alçıpan’ı ve Mokar’ı yaratırken çocukluk günlerimden kalma iki arkadaşımı odağıma almıştım. Alçıpan’ın yerine koyduğum arkadaşı görüyorum mahallede bazen, evlendi, çoluk çocuk sahibi oldu ama Mokar’ın yerine koyduğum arkadaşımı uzun yıllardır görmedim. Nereye gitti, ne yapıyor, hiçbir şey bilmiyorum hakkında. Soramadım da kimseye. O arkadaşım beni bulsa ya da ben onu bulsam çok sevinirim.
◊ Bu sizin ilk kitabınız mı, devamı gelecek mi?
Evren Yesari’nin ilk kitabı. Şu sıralar yeni bir roman üzerinde çalışıyorum.
