‘Şunu fark ettim ki süslenmek başlı başına bir ritüelmiş’

Güncelleme Tarihi:

‘Şunu fark ettim ki süslenmek başlı başına bir ritüelmiş’
Oluşturulma Tarihi: Ekim 26, 2025 07:00

Sessiz direnişi, sınıfsal sıkışmışlığı, özgürleşme çabasını ve evin içindeki emek sömürüsünü anlatan bir öykü ‘Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri’. Toplumun ve ailesinin beklentilerini karşılamaya çalışırken kendini unutmuş bir kadının hikâyesi bu… Dün Kadıköy’deki Moda Sahnesi’nde prömiyerini yapan oyunda işte bu kadını Onur Ünsal sahneye taşıyor. Başarılı oyuncuyla buluştuk; kavgalara, dönüşümlere, topluma ve tiyatroya dair konuştuk.

Haberin Devamı

Son dönemde sahnede onu genellikle tek başına izliyoruz. ‘Dıkşın’ ve ‘Babamı Kim Öldürdü’yle seyircinin karşısına iddialı performanslarla çıkan Onur Ünsal bu kez ‘Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri’ adlı oyunda seyirciyi bir kadın rolüyle selamlıyor. Édouard Louis’nin aynı adlı romanından uyarlanan oyun, yazarın kendi annesinin hayat hikâyesini merkeze alıyor. Sessiz bir direnişin, kadın olmanın, sınıfsal sıkışmışlığın ve özgürleşmenin hikâyesini anlatan oyunda Louis’nin annesi Monique’i canlandıran Ünsal’la oyunun provaları devam ederken Moda Sahnesi’nde buluştuk. Başrolü kadın olan bir hikâyede neden kendisinin oynadığını da anlatan Ünsal “Bütün gün evi silip süpürdüğünde insanın tüm bu konulara dair bakış açısı değişiyor” diyor.

Oyunun adı ‘Bir Kadının Kavgaları ve Dönüşümleri’. Bu kadının kavgalarının konusu nedir?

Haberin Devamı

Sınıflı toplumun en aşağısında olmak, yoksulluk, sefalet, evine hapsedilmek, o evde şiddetle yaşamak, kadın olmak... Kavgaları bu yüzden çıkıyor ve dönüşümü bunları yenmeye çalışmasıyla oluşuyor.

Yenebiliyor mu bu kavgaları?

Kitapta da geçtiği gibi, kavgalarının kendisi yenilemez şeyler değil. Ama şu anki durumda pek mümkün olmuyor.

Nasıl mümkün olabilir?

Tam özgürlükten bahsedince işin içine birçok farklı aşama giriyor. Bu aşamaların hepsini bir anda gerçekleştirmek elbette mümkün değil. Ama farkına varmak, bir şeyleri dönüştürme çabasına sahip olmak çok şeyi değiştirebilir. Galiba dönüşümün temeli önce sorunu tespit etmek.

Bu oyunla sizin dönüştürmeyi amaçladıklarınız neler?

Evde yapılan bir iş... Ama ne maaşı var ne belli bir çalışma saati. Gönüllü işmiş gibi algılanıyor. Halbuki sen bir işçisin; yeniden üretim işçisi. Bu konunun üzerine gidip farkındalık yaratmaya, bir şeylerin altını çizmeye çalıştık. Édouard kitabı yazarak neyi amaçladıysa  aynısını amaçlıyoruz.

‘Şunu fark ettim ki süslenmek başlı başına bir ritüelmiş’

Ev içi emeğin ne demek olduğunu anlatarak mı?

Haberin Devamı

Aynen öyle. 1890’lı yıllarda ev içi emek için harcanan zaman haftada 51 saat olarak ölçülüyormuş. 2017’ye gelindiğinde bu sayı 54 saate çıkmış. Bunca teknolojik gelişmeye rağmen işler hafifleyeceğine ağırlaşmış. Evin içindeki emek sömürüsünün azaltılmasına dair kadına hiçbir pozitif katkı sağlanmamış. Bunun nedenini düşünmek önemli. Bakım emeğini verenler erkekler olsaydı, durum aynı olacak mıydı?

Canlandırdığınız Monique karakteri oyunun başında kim, sonunda kime dönüşüyor?

Oyunun başında 23 yaşında,
iki çocuklu, işi, ehliyeti, hiçbir güvencesi olmayan, nefret ettiği bir kocası olan, hiçbir yere gidemeyen bir kadın. Oyunun sonundaysa nelerle karşılaşabileceği, neler yapabileceği, hayatı nasıl fethedebileceğiyle ilgili genç kızlık merakına geri dönen yaşlı bir kadın.

Haberin Devamı

‘Anlamam mümkün mü?’

‘Babamı Kim Öldürdü’ de Édouard Louis’nin aynı adlı eserinden uyarlanmıştı. Neden aynı yazarın hikâyesini seçtiniz?

Çok güncel çünkü. Bir önceki oyunda olduğu gibi yine çok bilinen bir meseleye dair bugün ne yapabileceğimizi anlatıyor. Tekrar hissedebileceğimiz acıları yeniden üretiyor. Bu, beni ve yönetmenimiz Kemal Aydoğan’ı oyuna bağladı. Yazar nasıl babasını yazdıktan sonra annesini yazma ihtiyacı duyduysa biz de aynı şekilde sahneleme ihtiyacı duyduk.

Édouard Louis önceki oyununuzda sizi izlemeye gelmişti. Onu tanıdıkça oyunların kurgularında değişikliğe gidiyor musunuz?

‘Babamı Kim Öldürdü’nün beşinci sezonu. Bu oyunu çalışmaya başladıktan sonra o oyunda da bazı değişikliklere gittik tabii. ‘Babamı Kim Öldürdü’de daha çok anlatıyordum, burada oynuyorum.

Haberin Devamı

Başrolü kadın olan bir hikâyede sahnede neden bir kadın oyuncu görmüyoruz?

Louis kitap boyunca şu soruyu soruyor: “Benim seni anlamam mümkün mü?” Annesinin deneyimlediği hayatı, onun gözünden görmeye çalışıyor. Biz de buradan yola çıktık. Sahnedeki oyuncu
o kadının bünyesinde olmayı hissetsin istedik. Gerçekten bütün gün evi silip süpürdüğünde insanın tüm bu konulara dair bakış açısı değişiyor.

Yazar, erkek perspektifinden bir kadının kavgalarını, dönüşümünü yorumluyor aslında...

Öyle. Édouard’ın annesine sorduğu gibi oynarken ben de kendime sordum: “Édouard’ın ne yaşadığını anlayabilir miyim?” Çünkü aslında bu oyunda annesini anlatan bir çocuk var. Annenin hayatı dramatize edilmiyor, annenin hayatını hatırladığı kadarıyla anlatıyor. Dolayısıyla sahneye kadın koymak bence abes. Çünkü amaç zaten onu bizim olduğumuz yerden anlamaya çalışmak.

Haberin Devamı

Daha önce de kadın karakterleri canlandırdınız. Kadın rollerine hazırlanırken yaptığınız farklı bir şey var mı?

Öyle huylarım yok. Hangi karakteri canlandırdığım fark etmez, sahneye aynı şekilde hazırlanırım. Ama şunu fark ettim ki, süslenmek başlı başına bir ritüelmiş.

Bir kadını canlandırmanın taşıdığı riskler var mı?

Var tabii. Bundan hoşlanmayanlar olabilir, özellikle erkekleri biraz rahatsız edecektir.

‘Sahnede uçulması gerekiyorsa uçacağım’

Aynı zamanda ‘Elma Labrador Çimen’ oyununun yönetmenisiniz. Yönetmenlik yapmaya başladıktan sonra oyunculuk deneyiminizde değiştirdiğiniz bir şey oldu mu?

Kendi yönetmenime gidip “Bir daha benden ne istiyorsan yapacağım. ‘Onur sahnede havada uçulması gerekiyor’ desen bile yapacağım, uçacağım” dedim. Oyunculuk yaparken hiç farkında olmadığınız şeyleri o üçüncü göz sayesinde fark ediyorsunuz. Yönetmen diyorsa doğrudur. Bunu yönetmenlik yapınca anladım.

‘İki-üç günlüğüne aldım, şimdi 7’nci senemizdeyiz’

Röportajda bize eşlik eden biri daha var: Kuko. 12 yaşında, dünya tatlısı bir köpek. Sosyal medyanızda da sık sık gördüğümüz Kuko’yla hikâyeniz nasıl başladı?

Alt sokağımızda bir eve operasyon yapıldı, karşı dairede de bir arkadaşım oturuyordu. O evde bir sürü hayvan olduğunu biliyordu. Eve gittik; 5 kedi, 1 kaplumbağa derken yatağın altından ‘Kuko’ çıktı. Kedileri bir şekilde sahiplendirdik, kaplumbağaya yer bulduk. Kuko’yu da iki-üç günlüğüne ben aldım, şimdi yedinci senemizdeyiz.

BAKMADAN GEÇME!