Güncelleme Tarihi:

Var olan fakat görselde hiç olmayan bir canlıyı hayal edebilir misiniz? İşte, böyle bir yokluk içinde yaşamak da var bu dünyada. Bize en çok sorulan sorulardan biri de bu: “Bizi nasıl hayal ediyorsunuz?” Aslında genel olarak hayal etmiyoruz çünkü açıkçası böyle bir ihtiyaç belirmiyor bizde. Tabii doğuştan kör olanlara daha çok uyuyor bu tarif. Benim gibi sonradan kör olanlarda sonradan açılan bir bilinç var. Görmeyerek yaşadığımız ikinci bir hayat bu. Zaman geçiyor ve yeni kişilerle tanışıyorsunuz. Ölmeden yeni bir yaşama başlıyorsunuz ve bence bu bir şans aslında. Alışması biraz zor ama yapmak zorundasınız. Başka seçeneğiniz olmayınca ve mevcut şartlar da buysa alışıyorsunuz sonuçta. Zor veya kolay diye nitelendirmek de sonra gelen
bir bilinç biçimi.
İngilizce bilen birine “İngilizcemi geliştirmem gerek, o yüzden kursa başladım” derseniz, o da size “Kolay İngilizce” der. Halbuki binlerce yıllık bir kültürü öğrenmeye çalışırsınız, hiç kolay değil. Günün birinde İngilizce konuşmaya başlayınca çekilen zorluklar unutuluyor ve aynı cümleleri kuruyorsunuz siz de. İşte benimki de bu hesap; “Körlük kolayca öğrenilen bir şey” derim size. Ama siz yeni başlayınca hiç de öyle değildir. Dedim ya, ikinci bir hayat ve bu hayat da diğeri gibi baştan başlıyor. Bildikleriniz silinecek ve siz onları bir daha yaşayıp tekrar öğreneceksiniz.
Sil baştan yaşamak gerekiyor bazen gerçekten.
Başa dönersek; var olan ama görüntüsü olmayan bir şey burada başlıyor işte. Eğer sonradan körlük yaşıyorsanız yeni olguları size konu ettiklerinde -eğer eskilerden bir görüntü varsa kafanızda- onun üzerinden hayalinizde bir görüntü oluşturmanız mümkün. Ama doğuştan körseniz, yani beyniniz bugüne kadar hiç görüntü kaydetmemişse zihninizde bir görüntü yaratamazsınız. Varlık içinde yokluk budur işte. Hep görerek yaşayan bir beyin de körlük nedir bilemez.
Bunları anlatıyorum çünkü geçen gün Ankara’da yeni bir hikâye başladı. İş arkadaşımın ablası bir bebek dünyaya getirdi. Biraz da yüreğimizi ağzımıza getirdi. Telefon çaldı, arkasından arkadaşım telaşlanınca hepimiz kulak kesildik. Ablasını acil sezaryene almışlar. Tabii hiç beklemiyorduk çünkü erkendi. Ama bir şekilde onu sakinleştirdik. İlerleyen saatlerde iyi haber geldi neyse ki, rahatladık. İş arkadaşım teyze oldu, tabir yerindeyse gözlerinin içi gülüyordu. İşte, o an aklıma şu geldi: ‘Yeni bir varlık dünyada, artık aramızda. Sesiyle, kokusuyla, dokusuyla...’ Ama bir de yokluk vardı kafamızda çünkü doğuştan kör olan teyzemiz yeğeninin nasıl göründüğünü bilemeyecekti.
Biz gülüp eğlenirken bebeğimizin fotoğrafı da geldi. Merakla hemen bu görüntüyü yapay zekâya betimlettik. “Yeğenimiz nasıl bir bebek” diye sorduk. O da şunları söyledi: “Kuvöz içinde yatan bebek oldukça küçük, muhtemelen prematüre. Cildi kırmızımsı tonda ve çok hassas görünüyor. Bu da genellikle prematüre bebeklerde rastlanan bir durum. Başında beyaz ve yumuşak yapıda bir şapka var. Bu genellikle ısı kaybını önlemek için takılır. Bebeğin burnunda veya ağzında solunum desteği ve beslenmesi için kullanılan ince bir tüp var gibi görünüyor. Bebeğin elleri çok küçük ve parmakları ince, bir eli biraz yukarıda duruyor, diğer eli vücuduna yakın. Mavi örtüyle sarılmış fakat yüzü açıkta. Gözleri kapalı, muhtemelen uyuyor veya dinleniyor. Çevrede çeşitli kablolar ve medikal cihazların parçaları görünüyor. Genel olarak bebek yoğun tıbbi bakım altında.”
Minik bebeğin dünyaya gelişini biz böyle yaşadık. O da bir şekilde hayata tutunacak. Bahtı açık, ömrü sağlıklı ve uzun olsun. Hoşgeldin aramıza.