GeriHürriyet Pazar Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor

Dünyada 600 bin kişinin hayatını kaybettiği korona salgını, zahmetli bir muhasebe istiyor. İnsanların doğaya verdikleri zararla salgınlar arasında nasıl bir bağ var? Siyasete etkisi ne olacak, sosyal ilişkilerimiz nasıl şekillenecek? Yoksa yeni hastalıklar kapıda mı? Pandemi tarihçisi Doç. Dr. Nükhet Varlık’a sorduk.

Pandemi tarihçisi Nükhet Varlık, 2019’un son aylarında Çin’de bir-iki veba vakası görüldüğünde o bölgeye dikkat kesildi. Sebebi bilinmeyen zatürre vakalarıyla ilgili haberler geliyordu, bu hastalık akciğer vebası olabilir miydi? Bir süre sonra hastalığın yeni tip bir koronavirüsten kaynaklandığını öğrendi. Rutgers Üniversitesi ve Güney Carolina Üniversitesi Tarih bölümünde görev yapan Varlık, mart ayında üniversite bahar tatiline girdiğinde öğrencilerini bir daha göremeyeceğini anlamıştı. “Dünya Sağlık Örgütü, 11 Mart’a kadar bunu bir pandemi ilan etmedi. Çok geç kalınmış oldu. Birçok ülke önlemlerini vaktinde alıp uygulamadığı için virüs hızla yayıldı” diyen, ‘Akdeniz Dünyası’nda ve Osmanlılarda Veba’ adlı kitabının yanı sıra Osmanlı tarihinde veba salgınları konusunda birçok makalesi olan Varlık’la, korona muhasebesine oturduk.

Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor

Bir salgına bakarak, o yüzyılı ve o dönemin insanlarını anlamak mümkün mü?

Evet, mümkün çünkü salgınlara verilen tepkilerde yaşandığı dönemin özelliklerini, inançlarını, bilgi ve teknolojisini yansıtan unsurlar bulabiliyoruz.

Bugün pandemilerle mücadele etmek adına uyguladığımız yöntemlerde geçmişten edinilmiş tecrübelerin izi var mı?

Sosyal mesafeyi esas alan, kalabalık grupların bir araya gelmesini engelleyecek her türlü önlem, 1918-1920 İspanyol gribi sırasında başarılı olduğu tespit edilmiş uygulamalardan. Son iki yüzyıldan beri aşılama, salgın hastalıklar karşısında hâlâ en yaygın uygulama. Modern dönem öncesindeki toplumlara bakarsak, hekime ulaşmanın sıradan insanlar için o kadar kolay olmadığını görürüz. Bu durumda kişinin evini, vücudunu, elbiselerini temiz tutmasına ve diğer insanlarla etkileşimini sınırlandırmasına önem veriliyordu. Bugün de bunları yaşıyoruz. Şu anda uyguladığımızı yöntemler, daha gelişmiş teknolojilerin ürünü olsalar bile, yaklaşık 400 yıldan beri uygulanıyor.

Amerikalılar silah stokladı

Korona nasıl bir pandemi, bize dair neler söylüyor?

Eski salgınlara baktığınızda, soyluların ve elitlerin kalabalık şehirleri terk edip sayfiye evlerine çekildiklerini görürsünüz. Buna gücü yetmeyenler de bazen kendini evlerine kapatırdı. Ama koronanın bize öğrettiği anti-sosyallik biraz daha farklı. Başka insanlarla beraber ama yine de mesafeli bir duruş talep ediyor bizden. Pandemi yıllar boyu sürecek olursa belki de bir nesil böyle büyüyecek, bunu normalleştirecek demektir. Bir de bu salgın, korkularımızı da açığa çıkardı. Birçok ülkede süpermarket rafları boşaldı, ilk günlerde kişisel hijyen ve temizlik ürünleri, el temizleyici sıvılar, maske ve eldiven bulmak güçtü. Belki de en ilgi çekici olanı Amerikalıların tuvalet kâğıdı ve silah stoklaması oldu.

Silah stoklanmasını nasıl açıklıyorsunuz?

Pandemiye nasıl hazırlanması gerektiğini bilmeyen bir toplum korkusunu bu şekilde ifade etti. O ilk günlerdeki korku, yerini vurdumduymazlığa ve boşvermişliğe bıraktı. Her iki durumda da toplumun bilinçlendirilmemesinin ne derece elzem olduğu açıkça ortada. 

O halde salgını kontrol etmede en başarısız ülke ABD mi?

Evet. Hâlâ maske takmanın anayasal haklarını, bireysel özgürlüklerini ihlal ettiğini düşündükleri için maske kullanmayı reddedenler var.

Biz de burada yaşlıların salgının sorumlusu gibi algılandığı bir dönem geçirdik.

Salgınlar sırasında ‘ötekini’ günah keçisi ilan etmek, hastalığın ‘diğerleri’ tarafından yayıldığını iddia etmek, hatta şiddet eğilimli davranışlar göstermek gibi davranışlar görülüyor. Çoğu zaman bu türden suçlamalar, toplumların ırk, din, etnik köken, cinsiyet ya da sosyo-ekonomik konum bazında yaptıkları ayrımcılıkların ifadesi olarak ortaya çıkıyor. Örneğin 14. yüzyıldaki veba salgını sırasında, Yahudilerin su kuyularını zehirlemesi yüzünden veba salgını çıktığına dair dedikodular yayıldı, Avrupa’nın birçok yerinde Yahudiler canlı canlı yakıldı ve toplu mezarlara gömüldü. Osmanlı toplumuna bakıldığında, veba salgınları sırasında özellikle İstanbul’daki çok sayıda bekar göçmen işçi, dilenci ve fahişe, hastalığı yaymakla suçlandı ve şehir dışına sürgüne gönderildi.

Bugün de Trump’ın Koronaya ‘Çin virüsü’ demesi üzerine Asyalılar darp ediliyor.

Salgınının ilk dönemlerinde dünyanın her tarafında Asyalılara karşı ırkçılık hat safhadaydı, doğru. Daha sonraki dönemlerde farklı gruplar salgınla ilişkilendirildi. Örneğin Hindistan’da Müslümanlar hastalığı yaymakla suçlandı. Aynı şekilde Romanya’da Roman nüfus böyle suçlamalara uğradı.

Kentlerden kaçış var

Koronanın hayatımıza katacağı yeniliklerin neler olmasını bekliyorsunuz?

Evden çalışma pratiklerimiz arttı. Uzaktan eğitim bazı ülkelerde daha uzun dönemli olarak uygulanacak. Üniversiteler uzaktan eğitimi nasıl daha karlı bir hale getireceklerinin hesaplarını yapmaya da başladı. Ekonominin ve toplumsal yaşamın birçok alanında benzer değişimleri göreceğiz gibi...

Ne gibi değişimler örneğin?

Kalabalık metropoller hastalıkla ilişkilendirilirken, hem işini kaybedenler hem de uzaktan çalışma olanağı olanlar şehir dışında yaşamayı daha fazla tercih etmeye başladı. Yani kentlerden kaçış var. Uzun yıllar pandemi tehdidiyle yaşayacak olursak, ilişkilerimizin ve güven duygumuzun zayıflamasından tutun da toplumsal bağların çözülmesine kadar gidebilecek sonuçlar beklenilebilir. Aileler, arkadaşıklar, toplumsal ilişkiler koronaya göre yeniden şekillenebilir. Pandeminin ilk aylarında kimse evinden çıkmıyor, başkalarıyla görüşmüyordu ama şimdilerde bireyler ilişkilerini virüse göre yeniden tanımlıyor. Sadece koronaya karşı kendileri gibi tedbirli olduklarını düşündükleri kişilerle ya da ailelerle görüşüyor ve diğer arkadaşlarıyla görüşmeyi reddediyorlar.

Demokrasilerin sınavı

Siyasete etkisi peki? Devletleri yeniden yapılanmaya götürebilir mi?

Kimi siyaset bilimciler salgın sonrasında otoriter rejimlerin yıkılacağını ve daha eşitlikçi rejimlerin ağırlık kazanacağını söylerken, kimileri de otoriter rejimlerin daha da güçleneceğini öne sürüyor. Salgının başladığı günlerde hastalıkla ilgili haberlerin sansürlenmesinin Çin’deki komünist rejime karşı memnuniyetsizliği artırdığına tanık olduk. Sosyal medyada bu tehlikeye dikkati çeken paylaşımlar yaptığı için Çin hükümeti tarafından ‘söylenti yayarak toplumsal düzeni bozma’ suçlamasıyla soruşturmaya tabi tutulan ve COVID-19’a yakalanıp hayatını kaybeden Dr. Li Wenliang bu direnişin sembolü haline geldi. Rusya ve İran’dan da buna benzer haberler alıyoruz. Demokratik rejimlerin pandemide nasıl sınav verecekleri de kritik önem taşıyor. Salgın yönetimlerinde daha başarılı oldukları izlenimi yaygın hale gelirse, küresel ölçekte yeni siyasi hareketler görebiliriz.

Önceki pandemiler bu konuda bize yardımcı olur mu?

İspanyol gribi nedeniyle dünya en az 50 milyon insan hayatını kaybetti; en önemli etkilerinden biri, işgücünün değer kazanması oldu. Bazı ülkelerde sağlık, eğitim, emeklilik alanındaki temel birtakım örgütlenmelerin geliştirilmesinde ve bu alanlara yönelik sosyal devlet kurumlarının güçlenmesinde rol oynadığı öne sürüldü. Çok büyük pandemilerde bile ekonomik kayıplar kısa bir süre içinde düzelir. Siyasi dönüşümlerse daha uzun vadede şekillenir. Ama şimdiden pandeminin otoriter rejimler tarafından bireylerin hareketini kontrol etmek adına daha da etkili bir şekilde kullanılmaya başlandığını görüyoruz. Günümüzün akıllı telefon ve uygulamaları göz önünde bulundurulduğunda, artık bireylerin hareketini ve attıkları her adımı izlemek eskisinden çok daha kolay. Koronayı takip etmek adına kurulduğu öne sürülen yeni gözetleme mekanizmalarının kalıcı bir sisteme dönüşebilme olasılığı oldukça korkutucu.

40 milyondan fazla insan işsizlik maaşına başvurdu

Korona sizce en çok hangi ülkeyi, nasıl dönüştürecek?

ABD’de salgının başından bu yana 40 milyondan fazla insan işsizlik maaşı bağlanması için federal hükümete başvuruda bulundu. Bu bireyler eski işlerine dönüp dönemeyeceklerini de bilmiyor. Özellikle gençler umutsuz. Gözden kaçırılan, bu genç kesimin içinde bulunduğu durumun toplumsal eşitsizliklere karşı hassasiyetlerine etkisi. Pandeminin toplumsal krizleri tetiklediğini ya da daha da görünür hale getirdiğini söyleyebiliriz. Bizim toplumumuzdaki ekonomik ve sosyal eşitsizliklerin de aynı şekilde su yüzüne çıkması söz konusu olabilir.

Toplumsal kriz dediğiniz, ‘Black Lives Matter’ hareketi gibi mi?

Evet, Minneapolis’te George Floyd adındaki siyah Amerikalının polis tarafından öldürülmesiyle patlak veren ırkçılık karşıtı protestolar, kısa bir sürede tüm Amerikan şehirlerine yayıldı. Ülkedeki siyah nüfusun korona ölümleri beyazlarınkinden iki-üç kat daha fazla; sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizlik ve genel olarak yaşam kaliteleri arasındaki büyük fark siyahi nüfusta korona ölümlerinin çok daha yüksek seviyeye ulaşmasına neden oldu. Tüm bunlar ülkede çok uzun zamandır devam eden sistemik ırkçılığın bir ifadesi olarak kendini gösterdi.

Ekosisteme verdiğimiz hasarlar bize yeni hastalıklar olarak dönecektir

‘Taşma: Hayvan Enfeksiyonları ve Yeni Pandemiler’ kitabının yazarı David Quammen, 28 Ocak’ta New York Times’ta “Tropik ormanları ve vahşi yaşam alanlarını istila ettik. Ekosistemleri bozuyoruz ve virüslerin doğal ev sahiplerini öldürünce onlar da yeni ev sahipleri aramaya başlıyor. Biz bu bilinmeyen virüslerin yeni yaşam alanları haline geliyoruz” diye yazmıştı. Siz ne düşünüyorsunuz?

Günümüzde artan şehirleşme sonucu hayvanların doğal habitatları yok ediliyor. Bir yandan da vahşi hayvanlar tüketim amacıyla, ilaç yapımında kullanılmak için ya da başka nedenlerle avlanıyor ve diğer vahşi hayvanlarla ve çiftlik ve kümes hayvanlarıyla yakın mesafelerde bulunduruluyor. İşte tüm bunlar yeni hastalıkların insanlara bulaşması için gerekli şartları hazırlıyor. İnsanların doğaya verdikleri zarar, yağmur ormanlarının yok edilmesi, fosil yakıtı tüketilmesi, ozon tabakasındaki hasar, küresel ısınma, hayvan türlerinin yok olma tehlikesi, gitgide artan doğal afetler… Ekosisteme verdiğimiz hasarlar yeni hastalıklar olarak bize geri dönecektir.

Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor
Mançurya’da 1911 veba salgını sırasında sağlık personeli, koruyucu maske, eldiven, önlük ve çizmeleriyle...
Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor

Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor
Madagaskar, 1935, veba salgını. Pasteur Enstitüsü görevlileri ölüleri defin için hazırlıyor.
Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor

Pandemiler toplumların kanayan yaralarını daha da gözler önüne seriyor
17’nci yüzyıldan itibaren Avrupa’da doktorların vebadan korunmak için giydikleri kıyafet. Yere kadar uzun dış katman genellikle balmumu kaplı bir kumaştan olurdu. Ayrıca eldiven, şapka, yüzü ve gözleri de koruyan bir maskeyle tamamlanırdı.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle