Güncelleme Tarihi:

En sağlıklı ve içimi kolay suyu nereden bulacağımız konusunda kafamız karışabiliyor. Onlarca su markası var ama Lezzetli Hayat yazarımız ve aynı zamanda su someliyesi olan Ebru Erke “Marka ismine takılmayın, suyun kaynağının neresi olduğuna bakın, mineral içeriğine önem verin” diyor. Erke su seçimi konusunda nelere dikkat etmemiz gerektiğini anlatıyor. Yazarımız Berrin Yiğit’se suyun sağlığımız için öneminden bahsediyor.
‘Magnezyum acımsı, sodyum tuzludur’
Ebru Erke, su someliyesi
- İthal suların artık piyasada olduğunu varsayarsak marka ismine takılmaktansa suyun kaynağının neresi olduğuna bakmak çok daha önemli. Özellikle yurtdışında rastladığımız ‘purified’, yani arıtılmış olarak etiketlenen suların çoğu musluk suyu gibi temel sistemlerden geliyor. Oysa doğal mineraller barındıran mineral veya kaynak suları, sağlık ve tat açısından tercih edilmesi gerekenlerdir.
- Suyun içindeki minerallerden vücut tam kapasiteyle faydalanır. O yüzden yüksek mineralli su tüketmek önemlidir. Ayrıca suyun tadını büyük ölçüde belirleyen faktörlerden biri, içindeki toplam çözünmüş katı madde (Total dissolved solids-TDS) miktarıdır. Mevzuata göre suyun TDS seviyesi 1.000 mg/L’nin altında olmalı. Ama tat olarak 100-200 mg/L arasındakiler damağımızı yormaz. Suyun tadı yok sansak da mineraller tadı belirgin şekilde etkiler. Örneğin magnezyum acımsı, sodyum tuzlu bir tat bırakabilir.
- Sağlık Bakanlığı mevzuatı satış noktalarında suyun doğrudan güneş ışığına ve ısıya maruz bırakılmasını yasaklıyor. Çünkü sıcaklık ve UV ışığı, ambalajdaki kimyasalların suya geçişini hızlandırıyor; antimon ve ftalat gibi maddelerin düzeyi artabiliyor. Damacana açıldıktan sonra pompa ve sebil hijyeni kötüyse bakteriler hızla çoğalabiliyor.
Limon, tarçın, nane ve hatta karpuz
Ebru Erke su içme alışkanlığı geliştirmekte zorlananlara suyu lezzetlendirme önerileri veriyor:
- En basit ve ferahlatan tariflerin başında zencefil ve limon dilimi ikilisi geliyor. Hatta Amerikan kolonyal etkisinin görüldüğü adalara ait, tarihi 17’nci yüzyıla dayanan; zencefil, elma sirkesi ve balla hazırlanan ‘switchel’ adlı içecek de bunun farklı bir versiyonu. Karpuz-taze fesleğen, salatalık-nane-lime, çilek-limon-fesleğen, elma-tarçın-limon, orman meyveleri-adaçayı gibi kombinasyonları da deneyebilirsiniz. Minimum 2 saat bekledikten sonra kullandığınız malzemelerin tadı suya geçecektir.
- Bu tür tariflerde ideal olan pH değeri 6,5 ile 7,5 arasında seyreden, nötr ya da hafif alkali özellikteki sulardır. Bu aralık, meyve asitlerinin ve uçucu aromatik bileşenlerin daha dengeli çözünmesini sağlar. Suyun sertlik derecesi (TDS) 100-300 mg/L aralığında olduğunda, infüzyon sırasında aroma geçişi daha sağlıklı gerçekleşir ve içim sırasında ağızda metalik ya da sabunsu yan tatlar oluşmaz.
- Aşırı düşük mineralli sular, özellikle narenciye gibi asidik bileşenlerle bir araya geldiğinde tatsız bir içim sunabilirken aşırı yüksek mineralliler de bitki özlerinin çözünmesini engelleyebilir. Şebeke suyu kullanacaksanız içeriğinde serbest klor ve kloramin kalıntıları olabilir. Aktif karbon filtreyle ön arıtma yapabilirsiniz.
‘Sindirimi kolaylaştırır, cilde iyi gelir’
Berrin Yiğit, beslenme uzmanı ve diyetisyen
- Yeterli su içmek vücut ısısını dengede tutar. Cildin kurumasını ve matlaşmasını engeller. Sindirimi kolaylaştırır. Yazın özellikle kadınlarda sık görülen ödemin de en doğal ilacı sudur.
- Yazın ortalama bir yetişkinin günde 2,5-3 litre su içmesi önerilir. Spor yapanlar, uzun süre güneşte kalanlar veya fazla terleyenler için bu miktar daha da artabilir.
- Su yerine kahve, buzlu çay veya soğuk gazlı içecekler sıvı ihtiyacımızı karşılamaz. Bu içecekler suyun yerini tutmaz, aksine vücuttan sıvı atımını hızlandırabilir.
- Suyu soğuk içmek midemizi rahatsız edebilir. Oda sıcaklığında su daha sağlıklıdır.