GeriHürriyet Pazar Meltem Cumbul: Sanat, sivil toplum kuruluşu değildir; örnek olması gerekmez
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Meltem Cumbul: Sanat, sivil toplum kuruluşu değildir; örnek olması gerekmez

Meltem Cumbul: Sanat, sivil toplum kuruluşu değildir; örnek olması gerekmez
Abone Olgoogle-news

Uzun zamandır ekrandan uzak ancak tiyatroyla yoğun şekilde ilgileniyor. “Kendi işleyişimden memnunum. Ben iyiyim lakin biz...” diyor. Geçmişe döndüğümüzde “90’larda başrol oynamam fiziksel açıdan çok zordu” diye açıklıyor: “34 bedendim. Benden önceki kuşak dolgun ve olgun kişiliklerdi.” Meltem Cumbul’la 16 Kasım’da prömiyerini yapacağı Ben “Sevgili Milena” için buluşup hayatını ve oyununu konuştuk.

Bomonti Hilton Otel’de buluşmak üzere sözleşiyoruz. Başta yüzündeki maskeden dolayı onu tanımakta zorluk çekiyorum. Rolü gereği beş kilo vermiş, hayli formda. Bu ilk röportajımız. Karşımda daha delidolu bir kadın beklerken beni yanıltıyor. Çok naif, aşırı nazik. Adeta karşısındakini kırmaktan korkan bir duruşu var. Bir sade Türk kahvesi ve soda sipariş ediyor, başlıyor anlatmaya...

Meltem Cumbul: Sanat, sivil toplum kuruluşu değildir; örnek olması gerekmez

Sizi ve oyunculuğunuzu çok seven bir kitle varken ne gazete ne de televizyon röportajı veriyorsunuz. Nedir bu sır perdesi?

Instagram dünyasında ne kadar sır perdesi olabilir?

Instagram hesabınıza son dönemde eski ve cesur pozlarınızın olduğu dergi kapaklarını koyuyorsunuz. Şimdi öyle poz vermek zor mu?

Onlar, o dönemde var olan işlerle ilgili birer imge çalışması aslında. O sebeple benim için “Şöyle poz veririm”, “Böyle poz vermem” gibi bir şey geçerli değil. Zaten işe poz diye de bakmıyorum. Ben manken değilim. Günümüzde belki bu işlere daha model ve kostüm ağırlıklı bakılıyor ama ben sinema ve tiyatro oyuncusuyum.

Altı yıldır ekrandan, kameralardan uzaksınız. Unutulurum korkunuz yok mu?

Kameralar her yerde. Bilgisayar çağında unutulmak neredeyse artık olanaksız!

Geçen zamanda ‘Meltem Cumbul Studio’yu kurdunuz, atölyeler düzenlediniz. Başka neler yaptınız?

Nerede kalmıştık? En yakın arkadaşlarımdan Yaşar Gaga öldü. Yardımcım, çok sevdiğim Aysel Binici vefat etti. Yeğenimin pek güzel çocuğu oldu. Birkaç öğrencim evlendi. Aralarında yurtdışına gidip okumaya karar verenler de Birleşmiş Milletler’de istikrarla gece gündüz çalışanı da var, ki o kişinin adı Can Remzi Ergen. Çevirisini yaptığı ‘Blu’ oyununda beraber çalıştık...

İşim hep vardır, çalışırım, yazarım, çizerim...

Başka neler oldu?

MSGSÜ Devlet Konservatuvarı’nda yüksek lisans tez hazırlığımı bir dönem uzattım. Engin Cezzar’ın ‘Aktör Stüdyo’dan arkadaşı, edebiyatçı James Baldwin sergisi için çalıştım. Yaklaşık iki saat süren bir sahne performansı üzerine bir yıllık şarkıcılık deneyimi yaşadım. Annemin doğduğu, Toy Tiyatrosu’nun kurulduğu ve kapandığı İzmir Bayraklı semtinde deprem oldu. İzmir için çok endişelendim. Milena karakterine çalışırken bilinçli olarak beş kilo verdim. Karşı komşum memleketi Mersin’e gitti, geri gelmedi. İşte böyle. 

İşinizin olmadığı bir gün nasıl geçiyor?

Her zaman bir angajmanım var. İşim hep vardır. Çalışırım yani; yazarım, çizerim, gözlemlerim, dinlerim. Bir gün öğrenci olurum, bir gün öğretmen. Komşularımla ilişkilerim iyidir. Onlarla görüşürüm. Ailemi severim, müzik dinler, yemek yaparım. Arkadaşlarımla dertleşirim. Sade bir şekilde geçiririm günümü.  

Meltem Cumbul: Sanat, sivil toplum kuruluşu değildir; örnek olması gerekmez

Tam yaşıma uygun bir yaşayış sürdürmüşüm

Kendinize dair yeni keşifler oldu mu?

Oldu. Bu röportajla, bu kadar çok merak uyandırmış olduğumun farkına vardım.

Yıllar önceki röportajlarınızda daha çılgın açıklamalar yapan bir kadın varken sanki zamanla daha ağır bir kadına dönüşmüşsünüz. Doğru mu?

Bu sizin gözleminiz. Kendi değişim sürecime farkındalık ve bilinçle baktığımda yaşa göre çok güzel yaşadığımı düşünüyorum.

Biraz açalım mı bunu?

Tam olması gereken yaşta, olması gereken işleri yapmışım ve yapmaya da devam ediyorum. Mesela 20’li yaşlarda Brian May ve Robert Palmer gibi birçok akla hayale gelmez kişiyle röportaj yapabilmek, radyo DJ’liği, televizyon şovları... Tam o yaşlarda yapılacak işlerdi. Tam yaşına göre bir yaşayış sürdürmüş ve davranış biçimi geliştirmişim.

O zaman sizinki mutlu bir hayattı diyebilir miyiz?

Tabii, kendi işleyişimden memnunum. İzmir bu aralar “Ben iyiyim, biz iyi değiliz” diyor ya. Ben de iyiyim lakin biz mevzusu da çok önemli. Bu sebeple bir sürü şey olduğunda kayıtsız ve duyarsız kalamıyorsun.

Hiç umutsuzluğa kapıldığınız oluyor mu?

Ölmemişsen yaşıyorsundur daha.  

Kült olmuş sinema filmleriniz, dizileriniz var. Şimdilerde sanki o kadar kalıcı ve sıcak işler yapılamıyor. Neden?

90’larda sinemaya başladığımda benim başrol oynamam fiziksel açıdan çok zordu.

Neden?

34 bedendim. Benden önceki kuşak dolgun ve olgun kişiliklerdi. Yuvarlak hatlı ve kilolulardı. Ben ve Hande Ataizi gibi isimler işe başladığımız dönemde başrol oynayan karakterlere dair seçimler de farklılaştı. Bu fiziksel değişim, sinemada ve anlatılan hikâyelerde kadına bakış açısını da değiştirmişti. Sanıyorum günümüzde oluşan dil, sosyal medyanın bu kadar göz önünde olması, herkesin çekim yapabileceğini düşünüyor olması günümüzün yeni denemeleri. Bakalım nereye evrilecek. Sosyolojik açıdan bakınca da hikâyeler, aile hikâyelerine göre farklılaştı. Erkek çoğunluklu bir dünyaya hitap eden senaryolar öncelik kazanır oldu. O zaman burada kadın nerede?

Nasıl bir iş sizi ekrana döndürür?

Güzel bir senaryo, güzel yazılmış bir karakter, işini muntazam yapan yönetmen, oyuncular, set ve yapım ekibi, onların da işini iyi yapabilecekleri çalışma ortamı ve koşullarının sağlanması yeterli. Dijital platformlar sanırım buna uygun. COVID ne durumda? Az kişinin uygun şartlarda can güvenliği ön planda tutularak çalıştığı bir show programı mı daha mantıklı olur acaba?

Sanatçı özgürce düşünebilme cesaretine sahip olmalıdır

◊ Toplumsal olaylara karşı duyarlısınız. Tek kişilik oyununuz da bir kadın hikâyesi. Kadına şiddet haberleri size ne hissettiriyor?

Kadın-erkek ayrımına karşıyım. Büyütülme ve hayatta kalma tarzımla da kendimi ‘kadın’ diye konumlandırmadım. Kadına-erkeğe çok daha eşit platformda baktım. Ama kültürümüz buna müsaade etmiyor. Etmediği için de kadının günümüzde ‘eyvallah etmemesi’, ekonomik güce sahip olması, kendi ayakları üzerinde durmak isteyip buna kararlı oluşu, aslında ölmesine sebebiyet verebiliyor. Belki zamanında buna boyun eğiyordu, belki bütün bunları kabul ediyordu. Bugün bunu kabul etmemesinin bedelini ölerek ödüyor. Her türlü psikolojik istismar yüzyıllardır devam eden bir durum. Özellikle kültüre dair, aileden başlayarak çalışmalar yapılmalı.

◊ Sanat bir şeylerin ilacı olur mu?

Sanatı mesaj kaygısı güden bir alan olarak görmemek lazım. Sanat ‘STK’ (sivil toplum kuruluşu) değildir. Örnek olması gerekmez. Sanatın bağımsız alanı iyileştiricidir.

◊ Peki sanatçının insanlara örnek olmak gibi bir yükümlülüğü var mı?

Sanatçının yükümlülüğü bağımsız bir şekilde özgürce düşünebilme cesaretine sahip olmaktır.

En güzel aşklar ki daha bir filmde yoktular

Oyununuzun hikâyesi 1920’lerin Avrupa’sında geçiyor. Geride kalan 100 yılda aşk nasıl bir değişime uğradı?

Kafka günümüzde görüntülü telefonla arasa iyi ederdi (gülüyor). Büyük aşklar eğer bilgisayar ve telefon ekranları üzerinden yaşanacaksa nasıl olurdu? Bunları düşündüm çalışırken. Günümüz aşkları farkı eserlere ne kadarı yansıdı? COVID-19 döneminde öksürükle o dönemdeki öksürük aynı mıydı? Sevdiklerinle bile kucaklaşamama, mesafeli bir yakınlaşma halindeyse aşk, özlem ve kavuşamama, günümüzde de bu yaşanabiliyor. Peki, buna karşılık yaşananların ‘eser değeri’ bizi ne kadar etkiliyor? O dönemde sanki dünya büyük bir dönüşüme uğruyor ve her gün huzursuz düşler görüyor ama bir türlü uyanamıyordu. Günümüzde uyanmanın sorumluluğunu herkes alacak gibi.        

Aşka bakışınız yıllar içinde nasıl değişti?

Aşkla tanışmam babam ve annem sayesinde oldu. Tanımlama metnim şöyle olabilir sanırım: Kendimi bildiğim bir yaş yani 11, dershanede kolejlere hazırlık için deneme sınavları var ve ailecek yılbaşını geçirmek için İzmir’den İstanbul’a gideceğiz. Herkes gitmiş. Bu sınavı bitirip gitmek için babam beni bekliyor. O akşam babamla yatacağım. Durmaksızın çarpan kalbinin hep böyle attığını bir düşün. Çok heyecanlıyım. Babamın horlamasını hatırlıyorum. Uzun bir yürüyüşten sonra... Annemin bana okuduğu Barbara Cartland romanlarını hatırladım. Ayaklarını ovduktan ve küçük ayaklarımla sırtının üzerinde biraz dolaştıktan sonra nasıl da rahatlamıştı. Yanına uzanmıştım. Çok heyecanlıydım. En güzel aşklar ki daha bir filmde yoktular ve onlar ki sadece hatıralardı ve çok yakındılar. Sevdiklerimizin kıymetini, değerini bilmek aşka bakış açımı belirledi. Bu hiç değişmedi.

Şu an âşık mısınız?

“Size ne?” desem umarım kırılmazsınız.

Rüyalardan kısa filmler

Meltem Cumbul Studio’da duyularımız üzerine çalışıyoruz. İmgeleme çalışmaları yapıyoruz. Rüyalardan kısa filmler çıkarıyoruz. Karakterler üzerine hikâye yazıyoruz. Türkiye temsilcisi olduğum, Eric Morris Sistemi’ni eser üzerinde nasıl kullanabileceğimize bakıyoruz.

Meltem Cumbul: Sanat, sivil toplum kuruluşu değildir; örnek olması gerekmez
2017’de yapılmış bir çekimden...

Temas ve heyecan önemli

Yeni oyununuz ‘Ben “Sevgili Milena” ne anlatıyor?

Kafka’nın mektuplarından aralarında nasıl güçlü bir aşk olduğunu anladığımız ve yaşamına dair pek çok şey bildiğimiz Milena, Kafka’nın mektuplarına nasıl cevap vermiştir? Bu hiç bilmediğimiz, yalnızca Kafka’nın mektuplarından ve Milena’nın yaşantısından yola çıkarak hayal edebileceğimiz bir şey. Oyun, Milena’nın duygularının kalemi olup onun hayatından süzülen bilgilerle Kafka’ya neler yazmış olabileceğini hayal eden Bülent Yıldız tarafından, Milena’nın ruhu, duyguları ve eliyle kurgusal düzlemde ete kemiğe büründürüldü.

Kafka ve Milena hikâyesinin oyunda hangi aşamalarına tanık olacağız?

1919 baharında Viyana’da bir kafede tanışan Kafka ve Milena; gazeteci-yazar Milena’nın halihazırda ‘Taşrada Düğün Hazırlıkları’, ‘Amerika’ ve ‘Dönüşüm’ü yazmış olan Kafka’nın öykülerinin çevirisini yaparak başlayan süreci... Kafka’nın Milena’ya âşık olması, görüştükleri beş gün haricinde sadece mektuplaşmaları ve Milena’nın ömrünün son yıllarını geçirdiği Ravensbrück Kadın Toplama Kampı süreci oyundaki anlatımlar. Oyun Kafka ile Milena’nın karşılıklı mektuplaşmalarına dayanan, mektupların seslendirilerek, anlatımının bedenle koreografik bir düzlemde hayat bulacağı, videoyla gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bir gösteri.

İki buçuk yıl mektuplaşan Kafka ve Milena’nın aralarındaki bağın çok kuvvetli olmasının nedeni neydi sizce?

Cinsel bir münasebetleri olmamasına rağmen tek insan olmayı becermiş olmaları.

Dokunmadan, sadece yazarak aşk yaşanabilir mi?

Temas ve heyecan önemli.

Ben “Sevgili Milena”, İKSV’nin düzenlediği 24. İstanbul Tiyatro Festivali kapsamında 16-17 Kasım’da DasDas’ta, 20-21 Kasım’da Fişekhane Ana Sahne’de olacak.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle