Güncelleme Tarihi:

Daha önce birçok kez karşılaştık, sohbet ettik. Ama ilk kez röportaj yapmak için bir araya geldik. Etrafına yaydığı güler yüzlü ve neşeli enerjisi röportaj boyunca da aynen devam ediyor. Hem kibar, hem dobra hem de sevimli... Bülent Şakrak’la başlıyoruz muhabbete...
◊ Yeni tiyatro oyunun ‘Canbaz’la başlayalım. Sen yazıp yönettin, yurtdışında üç kere oynadın, yaz sonu da devam edecek. Peki, bu oyun senin hikâyen mi?
Bire bir Bülent’in hikâyesi değil, aslında hepimizin hikâyesi diyebileceğimiz bir öykü. Herkes kendi hayatının cambazı ve hayatın cambazı olmak önemli bir şey. Oyunun çocukluktan başlayan, bir erkeğin sünneti, askerliği, okulu, ilk aşkı, evliliği, baba oluşu diye bir yolu var. Sonrasında da acaba beni nasıl bir yaşlılık bekliyor finaliyle bitiyor. Biraz erkeklik travmaları da var.
◊ Bu bir erkek hikâyesi mi?
Aslında böyle olacağını düşünerek yola çıktığım bir hikâyeyken kadınların da çok ilgisini çeken bir şeye dönüştü. Çünkü cambazın annesi, aşkı ve kadınlar da var bu hikâyede.
◊ İlk erkeklik travman neydi?
E, herkes gibi sünnet. Benim sünnetçim de berberdi.
◊ Nasıl?
Gemlik’te ‘sünnetçi Haydar’; Balık Pazarı’nda berber dükkânı vardı. Nur içinde yatsın, usturayla kesti beni (gülüyor).
◊ Saçmalama...
Yemin ediyorum, büyük ustura.
◊ Sonra sağlıklı bir şekilde hayatına devam ettin, değil mi?
Devam ettim, hiçbir şey kaybetmedim. Biz öyle bir kuşağız, hepimiz Haydar Amca’nın önünden geçtik. Onu oyunda da anıyoruz.
◊ Sen ne kadar cambazsın?
Bir sürü şeyin farkına vardım, kendi hayatımın önemli olduğunu anladım. Bu biraz büyümekle de ilgili. Artık bir çocuğum var ve onun için yaşamak diye bir şey var. Yani mesele ipten düşmem değil, biri için düşmemek... Çocuk da olunca... Artık fena bir cambaz değilim. Yoğurdu üfleyerek yiyorum, yaşamakla ilgili daha dikkatliyim.
◊ Oyunun tanıtımlarında “Bazılarımızın yürüdüğü ip biraz daha incedir” diyor. Senin hayat yolculuğundaki ip ne kadar inceydi?
Çok ciddi bir süre çok inceydi. Mesela nur içinde yatsın babam, profesyonel bir başarısızdı. Bir iş yapmak isterdi; hevesliydi, heyecanlıydı. Denerdi, batardı. Mesela hastanenin karşısına çiçekçi dükkânı açtı. O bile battı. Dolayısıyla başımızı sokacak bir evimiz her zaman oldu ama gerçekten ciddi zorluklarla büyüdük.
◊ Bir röportajında “Annemle babam 40 yıl evli kalmışlar ama dünyanın en anlaşamayan çiftiydiler” demişsin...
Evet. Çok ciddi bir süre hayatı birbirlerine zindan ettiler. Kavgası bol bir evdi. “İki dağ bir araya gelmez” derler ya, benim annemle babam iki dağdı.
◊ Boşanmadılar mı peki?
Hayır. Şunu söylemekten hoşlanıyorum: Ben mutlu biriyim, sabahları mutlu uyanırım. Ama annemle babam vaktiyle boşanmış olsalardı çok daha mutlu olabilirdim. Bazen kafamın takıldığı şeyler oluyor, yalan yok. Buna rağmen yine de onlara minnettarım. Evimizin içinde hiç şiddet görmedim.
◊ Bunlar hayatına yansıdı mı?
Bence olumlu yansıdı. Çünkü ben huzursuzluktan kaçarım. Mutsuzlukla, huzursuzlukla beslenen yapıların içinde olmam. Biriyle ilgili “O adam çok aksidir” deniyorsa ben o adamla çalışmam.Yanlış anlaşılmasın, burada disiplinden bahsetmiyorum. Yıldız Kenter’in öğrencisiyim. Müşfik ve Yıldız Hoca’nın evinde büyüdüm. Disiplin ve otoritenin merkezindeydim.
◊ Oyunculuk nereden çıktı?
Küçükken teyzem kanıma girdi. Sevil Teyzemin Silivri’de yazlığı vardı, oraya giderdik. Demet Akbağ’la çok yakın arkadaştı. Gemlik’te büyüdüm ama Fatih’te doğmuşum, Müjdat Gezen’le annemler altlı üstlü oturuyorlarmış. Çok oyun izlemişler. Bursa’da Devekuşu Kabare oyunlarına giderdik. Yine babamın bir batması sonucu 1996’da İstanbul’a geldik. Teyzem beni işledi, konservatuvar sınavlarına girdim, 1998’de kazandım.
‘BENCE JÖNÜM ZATEN, DEĞİL MİYİM?’
◊ Senin için hep komedi oyuncusu gibi bir algı var. Seni gördüğünde insanlar gülmeyi bekliyor. Sen komedyen misin?
Hayır, ben aktör olmaya çalışıyorum.
◊ Seni görünce oluşan gülme beklentisinden rahatsız oluyor musun?
Gençliğimde rahatsız olduğum dönemler vardı. 25’li yaşlarda bu üstüme yapıştı gibi artistlikler yaptığım da oldu. Sonra biraz daha dünyayı fark edip, işi daha içime sindirip ‘Bu benim mesleğim, hayatta yapmaktan en çok hoşlandığım şey’ dedim ve dünyada da bir sürü örneğini gördüm. Mesela Danny De Vito “Komedi oyuncusu olmak canımı sıkıyor” diyor mudur? Demiyordur bence. Dolayısıyla bana ciddi anlamda komedi ağırlıklı işler geldi, şansım da yaver gitti. Arada ters köşe şeyler de yaptım. O zaman da “Ne gerek vardı buna” diyenler oluyor. Mesela benim ağlamamı istemiyorlar.
◊ Jön olmak ister miydin?
Bence jönüm zaten, değil miyim? Kendi hayatımda, bana yettiği sınırlarımın içinde yüzde 100 jönüm.
‘ÇAPKIN OLDUĞUM İDDİA EDİLİYOR AMA DEĞİLİM’
◊ Seninle ilgili “Hep güzel kadınlarla birliktelikleri olmuş, bu adamda şeytan tüyü mü var” diye şeyler okudum. Nedir sırrın?
Bir sırrım yok açıkçası, şöyle bir durum var; ben yalan söylemem. Hele bir ilişki başladıysa olduğum gibiyim, kendimi değiştirmem.
◊ Çapkın mısın? Öyle bir havan var...
Çapkın olduğum iddia ediliyor ama bence değilim. Bir gün gazeteciler Nişantaşı’nda çevirdiler; “1.69 boyunda adamdan playboy yaptınız. Ne alakası var” dedim.
◊ İki evlilik yaşadın. İki eşin de oyuncuydu. Bir oyuncuyla evlenip ayrılmak zor bir şey değil midir?
Bir hikâye bittiğinde artık seni inciten, yaralayan bir şey olmuyor. Biz bir şey yaşadık ve olmadı. Olsaydı “Vay be, ne güzel oldurdunuz” diye madalya mı takılacaktı? Olmayınca neyi anlatıyoruz? Benim kimseyle ilgili düşmanlığım, kızgınlığım, kinim yok ki. Dolayısıyla çocuğumun annesi için konuşuyorsak (Ceyda Düvenci), işleri çok iyi gitsin zaten. İlk eşim için söylüyorsak (Özge Borak) son derece yetenekli, iyi bir kadındır, harika da bir ailesi var, kariyeri çok iyi gitsin. Hayalim, umarım benimle ilgili de böyle düşünüyorlardır.
◊ İkinci ayrılığından sonra çok şey yazıldı, çizildi... Eşini aldattı dendi. Sen bunları açıkladın ama bir daha sorayım; ne oldu?
Sevdiler o hikâyeyi. İspatlamadılar da. Hiçbir şey de yok ortada. Hep durdum, ağzımı açmadım. Bunlar beni kırdı mı? Kırdı. Etrafımı kırdı her şeyden önce. Çünkü ben bu tür şeylerle konuşulan biri olmak istemiyorum. Benimle ilgili bunları söylediler ama saman alevi gibi de zaten uçtu gitti.
◊ Oğlunuz Okan Ali 9 yaşında. Babalık nasıl etkiledi?
Muazzam. Ali Atay ve Hazal’ın çocukları Fiko ilk doğduğunda hastanede beraberdik, oğlunu gördü, sonra hava almaya kapıya çıktık. “Şu an orada ağlıyor ya, doktorlar ‘Ayakların yerden bir karış yukarı havalansa ağlaması kesilecek’ deseler uçabilirim” demişti. Acayip bir anlatıydı. Öyle bir his baba olmak.
◊ Ona verdiğin bir nasihat var mı?
Öğütlenmesi ya da hassasiyet gösterilmesi gereken konu vicdanı. Çocuklar vicdanlı olmalı, biz onu aşılamalıyız. Oğlum da zaten insana, hayvana, var olan her şeye karşı saygılı ve vicdan sahibi.
‘MAKARNA ALIP EVE GİDERKEN BİR ANDA MALDİVLER’E GİTTİM’
◊ Hayatta hiç bitti dediğin anda yeniden başladığın oldu mu?
Evet, 20 sene önce falan hiç iş gelmiyordu, param bitmişti. Artık bir yerde işe falan girecektim. Telefon çaldı ve bir banka reklamı için teklif geldi. Bira şişelerini götürüp, parasıyla makarna alıp eve giderken bir anda Maldivler’e gittim.
◊ Konservatuvar okuyorsun, Kenterlerle çalışıyorsun ama yıllar sonra seninle aynı projede sadece Instagram’da takipçisi daha fazla olduğu için birinin başrol oynaması sana ne hissettirir?
Bu gerçek gelmiyor bana ama evet, milyon takipçisi var diye bir çocuğa bir film çektiler... Ukalalık gibi algılanabilir ama dert etmiyorum, ben zaten o işte oynamazdım. Dolayısıyla biz bu kadar eğitim aldık, onu başrol yapıyorlar, bizi niye yapmıyorlar demiyorum. Hiçbir sorun yok. Ona devam edebilirler. Yapsınlar. Bize bulaşmadıkları sürece okey. Ama iyi yapımcıların böyle bir şey yaptığını düşünmüyorum. Şahit de olmadım.
◊ Yeniden ‘G.O.R.A.’ çekimleri başlıyor. Cem Yılmaz’la birçok projeniz oldu. Nasıl bir dostluğunuz var?
Cem Abi gerçekten önemli biri. Aynı şeylerden hoşlanmaktan, kalemini bana göre oynatabiliyor olmasından çok gururlanıyorum. Bir şey yazdığında ve “Bunu sen oynuyorsun” dediğinde o yazdığı şeyin gerçekten benim üstüme dikilmiş olduğunu bilmek çok büyük bir konfor. Ben abiliğini de ayrıca çok gördüm.
‘BİZİM BİR ARADA OLMAMIZDAN DAHA DOĞAL BİR ŞEY OLABİLİR Mİ?’
◊ Dışarıdan çok neşeli, iyi niyetli biri gibi duruyorsun. Bu meslekte bu eksi getirdi mi?
Gerçekten getirmedi.
◊ Hiç kazık yemedin mi?
Kazık yemeyen insan olur mu? Tabii yedim. İşimi engelleyen, hayatıma taş koyan olmuştur, yemin edebilirim ama ispatlayamam. Ama bunlar benim akışımda bir şey değiştirmedi, hayatımın meseleleri olmadı, çok şükür çalışıyorum, sağlığım yerinde.
◊ Sence hayattaki en büyük yanılgın neydi?
Çok sakat soru bu.
◊ Aklına geldi sanki...
Geldi de söyleyemem, topa tutarlar. İnsanın hayatta bir sürü yanılgısı oluyor. Bir ara Kenter Tiyatrosu’nda çalışırken Londra’ya gitme imkânım vardı. Gitmedim.
◊ Güzel çevirdin...
Evet, bence de (gülüyor).
◊ Aşk hayatındaki en büyük hatan neydi?
Evlenmek diyebilirim. Ama bu spesifik olarak kimseyi düşünerek söylediğim bir şey değil. Evlilik başlı başına zor.
◊ Bir daha evlenmez misin? Bence sende evlenir duruşu var...
Belli olmaz ne yapacağım. Ben hep tekeşli oldum. Dolayısıyla tekrar söyleyeyim, kimseye saygısızlık etmedim.
◊ Bir süredir bir birlikteliğin var. Nasıl gidiyor?
Çok güzel gidiyor.
◊ Yaşça senden küçük olduğu yazıldı...
O 33 yaşında, ben 48 yaşındayım. Ne olacak? Aşk değil mi bu, adı üstünde! Kaldı ki çiftlerin aralarında 25 yaş varmış falan, benim birinin ilişkisinde bu aklıma gelmez. Bana ne... Benim kız arkadaşım dünya tatlısı biri. Kendi ayakları üzerinde duran, tasarımcı bir kadın. Bizim bir arada olmamızdan daha doğal bir şey olabilir mi?

