Güncelleme Tarihi:

İkisi de ekranın ve beyazperdenin sevdiği isimlerden. İlk kez bir projede yolları kesişiyor. Çekimler sırasında geçirdikleri zaman onlara yaramış; hem çok eğlenmiş hem de çok yakın dost olmuşlar. Ve filmin hikâyesinden dolayı bol bol yemek yemişler. Uğur Güneş ve Hande Doğandemir’le başlıyoruz muhabbete...
◊ ‘Aşk ve Yemek’ 3 Ekim’de vizyonda. Bu dönemde size en çok sorulacak soruyla başlayalım; aşk ve yemek arasında sizce nasıl bir bağlantı var?
Uğur Güneş: Hande’yle başlayalım.
Hande Doğandemir: Neden önce ben?
Uğur Güneş: Güzel bir hanımefendi olarak öncelik sende.
Hande Doğandemir: Çok mersi, teşekkür ederim. Hep derler ya “Karşındakinin kalbine giden yol midesinden geçer” diye. Ben güzel yemeğin insanları mutlu ettiğine inanıyorum. Dolayısıyla bir iletişim ve anlatım biçimi olarak da iyi bir yol olduğunu düşünüyorum
◊ Tavlama biçimi olarak...
Hande Doğandemir: Tavlama biçimi de olur, herkes iyi yemek yapan birinden etkilenir.
Uğur Güneş: İki içgüdüsel
duygu arasında bence çok sıkı
bir bağlantı var.
◊ İyi yemek yapan biri sizi
etkiler mi?
Uğur Güneş: Etkiler tabii. Yemek yapabiliyorum ama iyi yemek yapamıyorum muhtemelen. Efsane bir aşçı olmayı çok isterdim.
◊ Peki, aşk bir yemek olsa hangisi olurdu?
Uğur Güneş: Ayşekadın fasulye.
Hande Doğandemir: Makarna, güzel bir makarna herkesi mutlu eder bence.
Uğur Güneş: Kebap da olabilir, neden olmasın! Acılı.
◊ Yemekle birini tavlamanız gerekse hangi yemeği yapardınız?
Uğur Güneş: Ben güzel bir makarna yapmaya çalışırdım, güzel bir içki eşliğinde. Soslar falan...
Hande Doğandemir: Tokat sarması yapardım. Harika bir yemek. Zaten yemek yapmayı çok seviyorum, çok meraklıyım. Benim için mutfağa girmek terapi gibi, farklı şeyler denemek de hoşuma gidiyor. Bu arada Uğur sen kebap da yapabilirdin, filmde öğrendin.
Uğur Güneş: Yediğin bir kebabın yapılması üç saat sürüyor.
Hande Doğandemir: Senin yapman mı yoksa o kadar sürüyor?
Uğur Güneş: Normalde filmlerden önce antrenman yaparsın, çalışırsın falan ya, biz soğan soyarak başladık çalışmaya.
◊ Bilmiyor muydunuz?
Uğur Güneş: Biliyordum da
o kadar profesyonel değil.
Hande Doğandemir: Bıçağı estetik kullanmak gerçekten çok önemli. Dublör kullanmak istemedik.
Uğur Güneş: Hanımefendi de incik yaptı.
Hande Doğandemir: Gerçekten eğitim aldım. Şef Deniz Şahin vardı, film öncesinde bayağı birlikte çalıştık.
◊ Mutfakta mı yoksa aşkta mı daha iyisiniz?
Uğur Güneş: Hakan soruyu öyle bir sordun ki... Göz göze geldik (gülüyor).
Hande Doğandemir: Ben de öyle kalakaldım.
◊ Gayet kibar bir soru. Kötü düşünmeyin...
Uğur Güneş: Ben ikisinde de iyi olduğumu düşünüyorum.
Hande Doğandemir: Bu ne iddiadır ya! Ben mutfakta iyiyimdir. Ama aşkta bilemiyorum. Bu karşındaki kişiye göre değişebilir.
◊ Aşk size ne ifade ediyor?
Uğur Güneş: Aşk çok karışık bir duygu, içgüdüsel bir tutku ama ben aşkın ebedi olduğuna inanmıyorum. İki hormonun birbirine bağlantısı, anlık bir tutku.
Hande Doğandemir: Ben de aşkın kimyasal bir şey olduğunu düşünüyorum, daha geçici bir duygu. Tabii insanı müthiş hissettiriyor ama çok acı da verebiliyor. Onun sevgiye dönüşmüş halinin daha kıymetli bir duygu olduğu fikrindeyim, bilemiyorum, belki de yaş ilerledikçe böyle düşünmeye başladık.
◊ Peki, aşk acısı çektiğinizde ne yersiniz? Acınızı ne alır?
Hande Doğandemir: Ben bir şey yiyemem, yemekten kesilirim.
Uğur Güneş: Ben yerim, neden yemeyeyim? Mesela döner yerim ama şu an canım mantı çekti (gülüyor).
◊ Aşk acısına karşı döner yemek şahane...
Hande Doğandemir: Sen hiç aşk acısı çektin mi ki Uğur?
Uğur Güneş: Evet, çektim ve yemek yemişimdir kesin. Benim için ikisi arasında bağlantı yok. Sen çektin mi aşk acısı?
Hande Doğandemir: Çektim tabii, herkes çekmiştir hayatında en az bir kere.
‘İyi komedi yapabilmek bence çok zor’
◊ Film ne anlatıyor?
Uğur Güneş: Adanalı bir ailenin maddi zorluklar yüzünden Samsun’a göç etmesini anlatıyor. Orada bir kebapçı kurma hayalleri var ama bir kaza yüzünden Tokat’ta duruyorlar. Ailenin en büyüğünün inadı yüzünden orada bir restoran açıyorlar. Bu arada trafik kazası sonrası tanıştığımız Hande’nin karakterinin annesi de restoran sahibi. İki aile arasındaki çekişme başlıyor.
Hande Doğandemir: Yeşilçam filmlerini andıran sıcaklıkta bir film.
◊ Uğur bu senin ilk romantik komedin. Genelde festival filmleri ve dramlar çok zor, komedi daha rahat gibi algılanır. Senin için nasıldı?
Uğur Güneş: Zor ama ekibimiz o kadar iyiydi ki önceden tanışıyormuşuz ve paslaşıyormuşuz gibi oynadık, o açıdan rahattı.
Hande Doğandemir: İyi komedi yapabilmek bence çok zor. Romantik komedi ya da komedi filmlerinde herkesin aynı dilden konuşuyor olması lazım. Birinin dram oynarken diğerinin çok karikatürize olması o dünyanın gerçekçiliğini de bozuyor. Bizim filmde hakikaten inanılmaz bir kadro var, o açıdan çok iyiydi. Bir de çekim boyunca çok yemek yedik. Tokat mutfağı inanılmazmış, her şeyi denemek için sabah yemeye başlıyor, yatana kadar yiyorduk.
◊ Bu sezon için başka yeni projeleriniz var mı?
Uğur Güneş: ‘Kadife Kelepçe’ isimli yeni bir dizim başlayacak. Gizemli bir işadamını oynuyorum. Bu sezon okuduğum en iyi senaryoydu.
Hande Doğandemir: Ben de bu sezon ‘Kıskanmak’ta Türkan karakterini canlandıracağım. Biraz sürprizli bir karakter, benim için farklı bir deneyim olacak, seyircinin bende görmediği bir karakter.
◊ Uğur sen aynı zamanda bu filmin ortak yapımcısısın. Bir tane de bağımsız film yaptın; ‘Gün Batımına Birkaç Gün Kala’. Festivalleri gezdi, o da vizyona girecek. Bir oyuncu olarak, işin yapımcı kısmında olmak nasıl bir şeymiş?
Uğur Güneş: Zor, çünkü herkesin sorumluluğunu alıyorsun. Bir de oyuncu olduğun için empati yapabiliyorsun.
Hande Doğandemir: Bizden çok çektin mi?
Uğur Güneş: Yok, çok güzel bir ekipti. Oyuncuların duygularını, ne hissettiklerini zaten biliyordum, yapımcıları da anlama fırsatım oldu. Ama işin tamamıyla uğraşmak zor, birçok şey kafanın içinde dönüp duruyor.
‘Herkes bir yere gelene kadar susmak zorunda kalıyor’
◊ Bir süredir dünyada ve Türkiye’de ‘#MeToo’ hareketiyle kadınlar maruz kaldıkları tacizleri anlatıyor. Setlerde sen hiç böyle şeylere maruz kaldın mı?
Hande Doğandemir: Ben çok şükür ki fiziksel bir şey yaşamadım. Tabii duyduklarım, gördüklerim oluyor. Psikolojik olarak birçoğumuz bu sektörde mobbing’e maruz kaldık, kalmaya da devam ediyoruz. Başımıza ne gelir, işimiz ne olur diye bunları açıklamaya da bazen korkuyoruz.
Uğur Güneş: En büyük korku zaten o.
Hande Doğandemir: Evet, çünkü kadının beyanı esastır diyoruz ama bunun ispatlanması zor. Suiistimal edilmesi de çok kolay bir konu, o yüzden çok ince bir çizgisi var. Herkesin her şeyi söylerken çok dikkatli olması gerektiğini düşünüyorum. Ama ben bir şeylerin ortaya çıkıyor olmasından çok mutluyum ama hâlâ yeterli değil. Maalesef hemen unutuyoruz, önemli olan devamında ne olduğu açıkçası.
◊ Ne kadar ünlü olursan ol, bunu yaşıyor musun?
Hande Doğandemir: Bence hiç fark etmiyor, bir şekilde manipüle ediliyorsun ya da duygusal mobbing’e de uğrayabiliyorsun.
Uğur Güneş: Sektöre ilk başladığımda psikolojik tacize ben de uğradım. Ömrümün yarısı bunlarla uğraşmakla geçti. O kadar zor bir şey ki bu; yeni başladığım için işle ilgili bir korku oluyor. Genç erkekler ve kızlar o kadar korkuyorlar, o kadar tehdit ediliyorlar ki, herkes bir yere gelene kadar susmak zorunda kalıyor.
‘Erkekler yaş aldıkça kıymetlenirken...’
◊ Son dönemde “Erkeklerin aksine belli bir yaşa gelen kadın oyuncuların bazıları başrol olamaz mı” diye tartışılıyor. Sizin fikriniz nedir?
Hande Doğandemir: Yaş farkının çok olup olmaması hikâyenin gerektirdiği bir şeyse bunda bir sakınca yok. Ama buradaki ikiyüzlülükte bir sakınca olduğunu düşünüyorum.
◊ Ne gibi?
Hande Doğandemir: Erkekler yaş aldıkça kıymetlenirken bir kadın oyuncu 40’lı yaşlarına geldikten sonra bir hikâyenin ana karakteri olma konusunda çok zorlanıyor. Belki yeterince güzel ve genç bulunmuyor, anne rolleri verilebiliyor. Bu sene 40 yaşıma giriyorum, dolayısıyla bu beni korkutmuyor mu, korkutuyor.
◊ Sen nasıl bakıyorsun?
Uğur Güneş: Ama anaakım Türk dizilerinde maalesef kız hep küçük; adam 45, kız 22 yaşında. Aşk konusunda buna inanmazsın ki. Artık bundan vazgeçmek lazım.
‘Gülmekten oynayamıyorduk’
◊ Birbirinizi daha önceden
tanıyor muydunuz?
Uğur Güneş: Karşılaşıyorduk ama hiç birlikte çalışmamıştık.
◊ İlk kez tanıştığınızda ne hissettiniz?
Hande Doğandemir: İlk kez ekip olarak yemeğe çıkmıştık, bana Uğur hep çok ciddi, daha mesafeli biri gibi geliyordu, hiç öyle değilmiş. Tanıdıkça beni daha da çok şaşırttı. Enerjimiz çok iyiydi, Uğur’la çalışmak çok konforluydu, bu filme de yansıdı.
Uğur Güneş: Bir noktada gülmekten oynayamıyorduk artık. Normalde yorulur, sıkılırsın ama biz çok acayip bir ekiptik.
◊ Birbirinizi nasıl anlatırsınız?
Hande Doğandemir: Uğur işine düşkün. Yapımcılık kısmında da olmasını çok kıymetli buluyorum. Ona çok gülüyorum, çekimlerde çok iyi anlaştık.
Uğur Güneş: Hande sıfır egolu, çok samimi. Bir de ağzına ne gelirse söylüyor, filtresiz, o benim çok hoşuma gitti. Çok yetenekli ve çalışılması çok kolay.
‘Üzüntüden öldüğüm zamanlar çok oldu’
◊ İkiniz de uzun zamandır oyunculuk yapıyorsunuz. Ünü, şöhreti sevdiniz mi?
Uğur Güneş: Ben nefret ediyorum.
Hande Doğandemir: Kendimi ait hissettiğim bir dünya değil.
◊ Niye sevmediniz?
Hande Doğandemir: Kendi alanlarımıza çok düşkünüz.
Uğur Güneş: İkiyüzlülüğü, zorundaymış gibi davranılmayı sevmem. Netimdir, kendi kabuğumda yaşarım. Kendimi anlatmayı çok sevmiyorum, ben oyuncuyum, oyunculuğumu yapıyorum.
◊ Şöhretin getirisi olan sosyal medya linçlerine alıştınız mı?
Uğur Güneş: Öyle bir ekip var, bunlara para veriyorlar muhtemelen. ‘Benim İçin Üzülme’ diye bir diziye başlamıştım, İstanbul’da ilk dizimdi, Fulya Zenginer’le oynuyorduk. Twitter’da sürekli benim hakkımda bir şeyler yazıyorlardı. Denk geldim, birinin altına “Sen ne diyorsun” diye cevap yazdım. Fulya gördü, “Ne yapıyorsun” dedi. O zaman anladım cevap vermemem gerektiğini.
Hande Doğandemir: Öyle şeylere başlarda düşebiliyorsun tabii, benim gözüme uyku girmediği, üzüntüden öldüğüm zamanlar çok oldu. Hiç kafaya takmıyorum desem yalan olur. Ne kadar üzücü bir şey başkalarının mutsuzluğuyla besleniyor olmak. Sosyal medyanın bir getirisi bu, herkes her şeyi söyleme hakkı buluyor, “Sen bu işi yapıyorsan buna razı olacaksın” diyorlar. Keşke kimse kimseyi kırmadan fikrini söyleyebilse ama kontrol edilmesi imkânsız.


