GeriHürriyet Pazar Faillerin kitaplarını okumamak, dizilerini izlememek hepimizin sorumluluğu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Faillerin kitaplarını okumamak, dizilerini izlememek hepimizin sorumluluğu

Faillerin kitaplarını okumamak, dizilerini izlememek hepimizin sorumluluğu
Abone Olgoogle-news

Psikiyatr Arzu Erkan Yüce’yle gündemdeki şiddet haberlerinden yola çıkarak cinsiyet eşitsizliğini konuştuk. Yüce: “Örtük biçimde şiddet eğilimi olan pek çok kişi var. Suçu maruz kalana kondurmayı tercih ediyorlar. ‘Ünlü/profesör/doktor/eğitimci bunu yapmaz’ gibi mitler de cabası...”

Geçen hafta yine bir kadın birlikte olduğu ünlü bir oyuncunun şiddetine maruz kaldığını söyleyerek şikâyetçi oldu. Kadının olay sonrası çekilmiş fotoğraflarının ve adli tıp raporlarının basında geniş yer almasının akabinde psikiyatr Arzu Erkan Yüce’den kritik bir uyarı geldi. Yüce, attığı tweet’te inanmayanları ikna için şiddete maruz kalan kişinin adli tıp raporlarını ve ‘kanlı’ fotoğrafları yayınlamanın sakıncalı olduğunu söylüyordu. Bu yazının yayına hazırlandığı gün (cuma) yine bir kadının bu kez ünlü bir müzisyenden şiddet gördüğünü söyleyerek şikayetçi olduğu haberleri manşetlerdeydi. Elbette yine kadının gözü mosmor fotoğrafları eşliğinde... Yüce’yle o bahsettiği sakıncaları konuşmanın tam zamanıydı... 

Son iki haftada haberlere konu olan şiddet vakaları, fail için “O yapmamıştır” deme eğilimini de yeniden gündeme getirdi. Çok kişi var mı toplumumuzda böyle diyen?

Maruz kalanı suçlama eğilimi var. Şiddet kültürü, içinde yaşadığımız toplumun kodlarından biri. “Erkektir yapar”, “Kadın kuyruk sallamazsa erkek yapmaz” gibi söylemler bunu destekliyor. Şiddet ya da istismar suçlarında faillerin genelde erkek olduğunu görüyoruz çünkü ataerkil düzenin getirdiği toplumsal cinsiyet eşitsizliği buna zemin hazırlıyor. O kadar çok kişi ya ailesinde ya yakınlarında eşitsizliğe tanık olarak büyümüş ki bunu kanıksıyorlar.

Ama aklımız var...

Bu toplumsal cinsiyet rollerini ve şiddet kültürünü reddetmek için çabalayanlar var, doğru. Ama şiddet karşıtı ya da feminist görünse de örtük bir biçimde şiddet eğilimi olan pek çok kişi de var. Faili suçlarlarsa kendilerini ya da çok yakın bir aile üyelerini suçluyormuş gibi hissedecekleri için o suçu maruz kalana kondurmayı tercih ediyor. “Ünlü/profesör/doktor/eğitimci biri bunu yapmaz” gibi mitler de cabası.

Hem cezai hem sosyal yaptırım...

Şiddet suçlarını toplumun her kesiminden herkesin işleyebileceğini kabullenmek kimilerine neden bu kadar  zor geliyor?

Kodlar, yine... Bir de failler bu kimliklerin arkasına saklanmayı iyi beceriyor ve farklı insanlarla farklı ilişkiler kuruyor. Size çok babacan davranan biri bana cinsel tacizde bulunmuş olabilir. Siz bana “Asla öyle bir şey yapmaz, böyle biri değildir, yüzde yüz kefilim” diyebilirsiniz ama bu, o kişinin bana cinsel tacizde bulunduğu gerçeğini değiştirmez.

103 senarist geçen hafta şiddet uygulayan oyuncuyu işaret ederek “Bütün yapımcı, kanal, menajer ve ilgili kuruluşları tavır almaya davet ediyoruz” diye bir bildiri yayımladı. Ama o imzacılardan birinin istismarcı olduğu ortaya çıktı.

Ve bu beyanın hemen ardından adı imzacılar listesinden çıkarıldı. Çok öğretici bir örnek. İstismar edildiğini anlatan kadını kutlamalıyız, bu toplumda cesaret isteyen bir şey yaptı. Senaristler Birliği’nin yaklaşımı da çok destekleyiciydi. Beyana dayalı bu tür yaptırımların yaygınlaşması faillerin şiddet davranışını sergilemeden önce davranışlarının olası sonuçlarını düşünmelerini sağlayacaktır. Şiddet davranışını vicdani ve etik olarak sakınca görmedikleri, özdenetimlerini devreye sokmadıkları, yani şiddet uygulamayı seçtikleri için gerçekleştiriyorlar. Nasıl başka ortamlarda öfke kontrolü sağlıyorlarsa yakın ilişkilerinde de şiddete başvurmalarını engelleyecek bir motivasyon olması lazım. Hem cezai yaptırım hem de sosyal yaptırımlar gerekiyor ki caydırıcı olsun.

Bu kişilere ne gibi sosyal yaptırımlar uygulanabilir?

Faillerin kitaplarını okumamak, dizilerini izlememek... Şiddet yanlısı olmaya devam ettikleri sürece karşılarında yer almak ve onlara yaptıklarının bir bedeli olduğunu hissettirmek hepimizin sorumluluğu.

Faillerin kitaplarını okumamak, dizilerini izlememek hepimizin sorumluluğu

ŞİDDET GÖRENİN YANINDA OLMAMIZ İÇİN TABLONUN İLLE DE TRAJİK OLMASI GEREKMEMELİ

Şiddete maruz kalanın fotoğraflarının yayımlanması nasıl bir etki yaratıyor?

Bu tür paylaşımlar duyarlılığa davet etme niyeti taşıyor. Bu sayede duyarsız kalanlar harekete geçebiliyor. Bu işin iyi tarafı.

Kötü tarafı ne?

Şiddetin uygulanması için haklı bir gerekçe bulacak olan biri fotoğrafları gördükten sonra da duyarsız kalmaya ya da maruz kalanı suçlamaya devam ediyor. Üstelik bunlar benzer deneyimleri olanlar için travmatize edici olabilir. Kişiler de -hak arayışlarında kısmen katkısını görüyor olsalar da- olayın üzerinden yıllar geçtikten sonra hâlâ bu görüntülerle anılmak istemeyebilir. Psikolojik, ekonomik, fiziksel, cinsel… Hepsi şiddet ama ortada yayımlanmış bir fotoğraf ya da tutanak varsa insanlar konuya işte o zaman dikkat kesiliyor.

Şiddet pornografisine hizmet ediyor

’Şiddet biçimleri arasında bir hiyerarşi var’ diyebilir miyiz yani?

Var ama olmamalı. Şiddet görenin yanında olmamız için tablonun ille de trajik olması gerekmemeli. Dramatik görüntüler ilk etapta duyarlılık tepkisi doğursa da insanlar bir sonraki olayda daha da trajik bir görüntü yoksa tepki vermemeye başlıyor.

 Bu görüntülerle karşılaşmak  ‘şiddet eşiğimizi’ mi yükseltiyor?

Evet, böyle bir risk var. Biliyorsunuz, şiddet olaylarında maruz kalanın beyanı esastır. Oysa “Somut delil varsa inanılır, yoksa inanılmaz” şeklinde bir durum oluşturuluyor. Bu kez adli tıp raporları satır satır ortaya dökülüyor. Bu da şiddet pornografisi üretimine hizmet ediyor.

‘Ününden yararlanmaya çalıştı’ deniyor

 Emine Bulut cinayetinin görüntüleri konuyu haftalarca sıcak tutmuştu...

Evet ama dava görülmesi gerektiği gibi görülemedi. Fail hakkında ‘canavarca hislerle öldürmekten’ işlem yapıldı ama ‘tasarlayarak öldürmekten’ de işlem yapılmalıydı. Basın mensupları o dramatik görüntüye odaklanırken diğer kısımlara odaklanamadı. Üstelik o vaka gündemdeyken birçok kadın ve LGBTİ birey şiddet gördü ama hiçbiri konuşulmadı. Çünkü onlar yeterince ‘dikkat çekici’ değildi!

 Fotoğraf ve tutanakların ortaya dökülmesinin başka ne gibi sakıncaları olabilir?

“Şikâyetçi olursam benim de mahkemedeki beyanım gazetelerde yayımlanır mı? Ana haber bültenlerine konu olur mu? Ailem, işlerim etkilenir. Ben bunu polise bildirmeyeyim” deme refleksi gösteren pek çok kişi de var. Eğer fail ünlü biriyse şiddete maruz kalan için “İftira attı, ününden yararlanmaya çalıştı” gibi sözler de söyleniyor. Bunu çok hadsizce buluyorum. Erkek çok itibarlı, kadın da onun itibarına çamur atarak dahi onun itibarından pay alacak bir varlık gibi gösteriliyor.

Faillerin kitaplarını okumamak, dizilerini izlememek hepimizin sorumluluğu

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle