Erkeklere başka, kadınlara başka, hukukçulara bambaşka sorular sorduran oyun

Güncelleme Tarihi:

Erkeklere başka, kadınlara başka, hukukçulara bambaşka sorular sorduran oyun
Oluşturulma Tarihi: Şubat 23, 2025 07:00

‘Prima Facie’ (İlk Bakışta), hukukun erkek egemen yapısıyla yüzleşen bir kadın avukatın hikâyesini konu alıyor. Olcay Yusufoğlu’nun Tessa karakterine hayat verdiği tek kişilik oyunu üç ceza avukatıyla izledik; sonra da rıza kavramı, toplumsal cinsiyet eşitsizlikleri ve adalet üzerine konuştuk.

Haberin Devamı

Daha önce çok kez cinsel saldırı faillerinin avukatlığını yapan Tessa, kendini cinsel saldırı mağduru olarak bulur. Tessa’nın bireysel travmasının yanında cinsel saldırı mağdurlarının yaşadıklarını da ele alan Suzie Miller imzalı oyun, Eksi On Altı Kolektif tarafından sahneye taşınıyor. Kolektifin kurucularından Olcay Yusufoğlu, Tessa’yı canlandırıyor.

Neden bu oyunu sahnelemek istediniz?

Öncelikli nedenlerimizden biri tiyatrodaki güçlü kadın karakterlerinin eksikliğiyle ilgili. Tarih boyunca sahnelerde sıkça gördüğümüz kadın rolleri ya mağduriyet etrafında şekillendi ya da dramatize edilerek masalsı bir anlatıya dönüştü. Oysa ‘Prima Facie’, bir kurban hikâyesi anlatmıyor. Olayın kendisini olduğu gibi ortaya koyarak seyirciye bir soru bırakıyor: “Burada ters giden bir şeyler var, farkında mısınız?” ‘Prima Facie’ erkek seyirciye başka, kadın seyirciye başka, hukukçularaysa bambaşka bir soru yöneltiyor. Bunu yaparken de alışılmış cinsel saldırıya maruz kalan anlatılarının dışına çıkarak hikâyeyi güçlü bir avukatın gözünden anlatıyor.

Haberin Devamı

Tessa’nın hikâyesindeki kırılma noktası neresi sizce?

Kendisinin de cinsel saldırıya uğramasıyla başlıyor bence. Mahkeme sürecine mağdur olarak dahil olduğunda sistemin onları nasıl yeniden travmatize ettiğini deneyimliyor. Bir avukat olarak cinsel saldırıya maruz kalan kişilerin yaşadığı süreci bildiğini düşünse de olay kendi başına geldiğinde hikâye tamamen değişiyor. ‘Tutarlı bir anlatı sunmalıyım’ kaygısı, mahkemede sürekli aynı sorulara maruz kalması ve olayı defalarca tekrar tekrar anlatmak zorunda olması onu sonu gelmeyen bir döngüye sokuyor. Avukat olarak bildiği ama hiç bu kadar yakından deneyimlemediği gerçekler karşısında sorgulama sürecine giriyor. Ancak oyun onu bir ‘mağdur’ anlatısına hapsetmiyor. Tessa hayatı dağılan, sokaklara düşen, travmasının içinde kaybolan biri olmuyor.

Karakteri canlandırırken sizi en çok zorlayan şey neydi?

Prima Facie’ seyirciye bir katarsis yaşatmayı amaçlamıyor, her şeyi açıklayan ‘son’ sunmuyor. Bu benim için bir meydan okumaydı. Her gece bu hikâyeyi anlatıp kulise geçtiğimde hâlâ nabzımın yüksek olduğu, nefesimi toparlamakta zorlandığım anları hatırlıyorum.

Haberin Devamı

İzleyicinin tepkisi nasıl?

Kadın izleyicilerde baskın bir öfke duygusu var. Kendi başına gelmese bile eşinin, dostunun, kız kardeşinin yaşadıklarını hatırlıyor. Haberlerde defalarca karşılaştıkları gerçeğin, sahnede canlı bir insanın gözünün içine bakarak anlatıldığını deneyimliyorlar. Erkek izleyiciler genellikle ikiye ayrılıyor. Bir grup gerçekten ne olup bittiğini anlıyor, destekleyici bir duruş sergiliyor. Bir grup da rahatsız oluyor. Bazılarıysa doğrudan ‘ben onlardan değilim’ savunmasına geçiyor.

Erkeklere başka, kadınlara başka, hukukçulara bambaşka sorular sorduran oyun

‘KADININ BEYANI ESASTIR, BİLİNÇLİ OLARAK ÇARPITILAN BİR KAVRAM’

Oyunu İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyesi Yelda Koçak, İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi Üyesi Simru Rengin Yılmaz ve Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu avukatlarından Belma Eren İlbay ile izledik. Sonra Tessa’yı canlandıran Olcay Yusufoğlu da katıldı aramıza.

Haberin Devamı

Oyunda sizi en çok etkileyen şey neydi?

Olcay Yusufoğlu: Ben hem bu oyunun oyuncusu olarak hem de kadın olarak bazı hisler yaşıyorum. Oyuna çıktığımda içimi bir heyecan ve öfke kaplıyor. Mahcup ve gergin erkek seyircileri gördükçe oyun amacına ulaşmış gibi hissetsem de kadın seyircilerle göz göze geldiğimde hem dayanışma hissi hem öfkeyle doluyorum.

Av. Yelda Koçak: Cinsel saldırıya maruz kalanın içine düştüğü kendini suçlama, “Acaba ben mi bir hata yaptım” hissiyatına maruz kalma hali beni en çok etkileyen şeydi. Çünkü bu çok dayatılıyor ve çok yaygın. Hem cinsel suçlarda hem de diğer şiddet suçlarında... “Sen yaptın” dayatması oyunda çok veriliyor ve çok ortak bir duygu. Bütün kadınlar yaşıyor.

Haberin Devamı

Av. Simru Rengin Yılmaz: Cinsel saldırı yaşanıyor ve bunun bir öfkesi var. Ve süreç işlerken kadının o sanrılar içindeki hali... Bir gerçek var ama kadına sanrı gibi yansıtılmaya başlanıyor. Çünkü böyle bir yargı var: Kadın yalan söyleyebilir, kadın iftira atabilir.

Av. Belma Eren İlbay: Acaba oyunu izleyen kaç erkek bir cinsel saldırı faili olduğunu ya da potansiyeli olduğunu fark etti, bunu düşündüm izlerken. Ayrıca oyun, mağdur kadın müvekkillerimle empati kurmamı sağladı.

Hukukun rıza kavramını nasıl ele aldığını sorgulayan bir oyun bu. Peki, rıza ne demek?

Av. Yelda Koçak: Kişinin özgür iradesiyle ve dışa vurulmuş bir şekilde verdiği onaydır. Ancak burada belirleyici olan yalnızca bireyin beyanı değil, aynı zamanda beyanın hangi koşullar altında verildiğidir. Objektif koşullar, rızanın gerçekten özgürce ifade edilip edilmediğini anlamak açısından kritik rol oynar. Hukukta genel anlamda rıza, kişinin kendi üzerinde tasarruf hakkına sahip olduğu durumlarda verdiği onay olarak değerlendirilir. Ancak cinsel şiddet bağlamında rıza, yalnızca bireysel iradeyle açıklanamaz. Bu ayrım bizi ‘rıza inşası’ kavramına götürür.

Haberin Devamı

Nedir rıza inşası?

Av. Yelda Koçak: Hukuk sistemi, özellikle cinsel şiddet davalarında, rızayı nasıl ve neye dayanarak inşa ediyor? Mağdurun suskunluğu, korkusu, donakalması rıza olarak değerlendirilebilir mi? Rızanın yalnızca açık bir ‘evet’le mi ifade edilmesi gerekir, yoksa içinde bulunulan psikolojik ve fiziksel koşullar göz önüne alınmalı mıdır? Rıza göstermeye sebebiyet veren koşullar var mı? Hukuk bununla da ilgilidir. Dolayısıyla rıza sadece kişinin beyanından ibaret değil, o beyanın hangi şartlarda oluştuğunu da kapsayan geniş ve dinamik bir kavramdır.

Cinsel saldırı mağduru ne yapmamalı?

Av. Simru Rengin Yılmaz: Duş almamalı, vücuttan alınacak bütün bulgular çok önemli. Oral yoldan bir zorlama gerçekleştiyse dişlerini fırçalamamalı. Çamaşırlarını yıkamamalı, dokunmadan steril bir pakete koymalı.

İspat yükü ve mağdurun beyanı arasındaki dengeyi kurmak özellikle cinsel saldırı davalarında çok daha zorlayıcı diyebilir miyiz?

Av. Belma Eren İlbay: ‘Kadının beyanı esastır’ ilkesi kamuoyunda sıklıkla yanlış anlaşılan ve bilinçli olarak çarpıtılan bir kavram. Bu ilkenin temel amacı, mağdurun ifadesinin delil olarak değerlendirilmesini ve soruşturmanın ciddiyetle yürütülmesini sağlamaktır. Cinsel saldırı mağdurlarının ifadeleri, olayın psikolojik ve fiziksel travmaları nedeniyle farklı aşamalarda çelişkili olabilir. Bu durum saldırının şokuyla, korkuyla, utançla veya bilinçaltının koruma mekanizmalarıyla doğrudan bağlantılıdır. Ancak hukuk sisteminde mağdurun beyanları arasındaki en ufak bir tutarsızlık bile ‘şüpheden sanık yararlanır’ ilkesi gereğince failin beraatına yol açabilmektedir. Oyunda da Tessa karakterinin yaşadığı içsel çatışma bu sistemik soruna işaret ediyor. ‘Hikâyem tutarlı olmak zorunda, dallandırıp budaklandırmamalıyım’ düşüncesi mağdurların yaşadığı baskının bir yansıması. Oysa cinsel saldırı gibi travmatik olaylarda, mağdurun her detayı eksiksiz şekilde hatırlaması beklenemez.

Hukuk sistemi, cinsel suç mağdurlarının yaşadığı travma sonrası stres bozukluğunu (TSSB) ne kadar ciddiye alıyor?

Av. Simru Rengin Yılmaz: Cinsiyete dayalı önyargılar ve yanlış uygulamalar adaletin işlemesini zorlaştırıyor. TSSB gibi psikolojik rahatsızlıklar bilimsel olarak kanıtlanmış olmasına rağmen, mahkemeler hâlâ mağdurlara “Bağırdın mı, ittin mi, hayır dedin mi” gibi basit görünen ama son derece yanıltıcı sorular yöneltiyor. Oysa travma anında insan bedeni üç tepki verebilir: Savaşma, kaçma veya donakalma. Hukuk sistemi donakalma tepkisini kabul etmekte zorlanıyor. Cinsel saldırı mağdurları, olayın etkisiyle parçalı hatırlamalar, unutmalar ve eksik anlatımlar yaşayabiliyor. Mahkemeler bunu güvenilirlik kaybı olarak görüyor. Bütün bunlar, hukuk sisteminin kadın mağdurların yaşadığı travmayı ciddiye almamasının bir sonucu. Eğer TSSB, cinsel suçlardan ziyade erkeklerin daha sık maruz kaldığı bir travmayla ilişkilendirilseydi, hukuk bu olguyu daha fazla inceler, emsal kararlarla mağdurların lehine düzenlemeler geliştirirdi.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!