Duygularımız da normalleşebilecek mi?

Güncelleme Tarihi:

Duygularımız da normalleşebilecek mi
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 05, 2020 07:00

Kısıtlamaların kalkmasıyla sokaklar pandemi öncesine döndü. Hatta belki evde kaldığımız üç ayın acısını çıkardığımız için eskisinden de canlı! Ama ne yazık ki herkesin maske, sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyduğunu söylemek mümkün değil. Uzmanlar virüsün yayılma hızının ve öldürücülüğünün değişmediğini hatırlatıyor, Dünya Sağlık Örgütü, “Salgının bitmesine yaklaşmadık bile” diyor ama bu açıklamalar birçoklarını hiç etkilemiyor. Önlemleri ciddiye alanlar ve umursamayanlar arasında zaman zaman sert tartışmalar yaşanıyor. Tedbirlere titizlikle uyanlar parti düzenleyenleri, uğurlama/karşılama töreni yapanları görünce haksızlığa uğramış hissediyor. Toplumun bu yeni ruh halinin izini sürdük.

Haberin Devamı

İsteseler de dışarı çıkamıyorlar...

Temiz hava almayı, yürüyüş yapmayı, sevdikleriyle görüşmeyi onlar da istiyor. Ama pencereden baktıklarında, haberleri izlediklerinde gördükleri bunları yapmalarına engel oluyor. “Bir tek ben mi bu kadar tedirginim” diye kendilerini sorguluyorlar. Dikkatsiz insanlara öfkeliler. Ama hissettikleri bir duygu daha var: “Dışarıdaki hayatı o kadar özlüyorum ki kızmanın yanında onları kıskanıyorum da biraz. ‘Keşke ben de bu kadar umursamaz olabilsem de bir yosun kokusunu içime çekebilsem’ diyorum.”

Bu yaşımda bu kadar fedakârlık gösterirken...
Aysel Altan (76)

◊ Türkiye’deki ilk vaka açıklandığından beri sokağa adımımı dahi atmadım. Evime de kimseyi almadım; çocuklarımı, çok özlediğim torunlarımı bile! Aslında hareketli bir kadınım ama tüm dünya bu virüsle uğraşırken sokağa çıkıp hastalık kapmak istemiyorum. Çocuklarımın hepsi çalışıyor, hastalanıp bir de onları işlerinden güçlerinden etmek istemiyorum.

Haberin Devamı

◊ Gıda alışverişimi çocuklarım yapıyor, kapıma bırakıyor. Onları beklettikten sonra alıp yerleştirmem tam üç saatimi alıyor.

◊ Balkonlu bir evim var, sokağım da yeşillikler içinde. Orada oturup dışarıyı seyrediyorum. Uzun bir koridorum var, hareketsiz kalmamak için orada yürüyüş yapıyorum.

◊ Ben de hava almak, sevdiklerime görüşmek istiyorum ama sokağa çıkanları gördükçe kendimi eve hapsediyorum. Maske takılmıyor, sosyal mesafe kuralları pek umurlarında değil. Haberleri seyrediyorum ve gördüklerime inanamıyorum.

Onlar yüzünden ben evde kalmayı tercih ediyorum, cesaret edemiyorum.

◊ Ben bu yaşımda bu kadar fedakârlık gösterirken insanların kurallara uymamasını anlamıyorum. Çok kızıyorum. Virüse inanmıyorlar diye düşünüyorum. Ancak var, bu gerçek. Tüm dünya bununla uğraşırken nasıl korkmuyorlar ya da inanmıyorlar, anlamıyorum.

BEN Mİ DELİYİM, YOKSA BEN HARİÇ HERKES Mİ?
Seda Şanlı (44)

◊ 16 Mart’ta işten çıktıktan sonra eve döndüm ve ay sonuna kadar evden çalıştım. Sonrası malum, ücretsiz izin... Tam 34 gün evden dışarı adım atmadım, alışverişi eşim yaptı. Bu arada evimiz stüdyo. Ne balkonumuz var, ne terasımız...

Haberin Devamı

◊ Sadece evden çıkmamak değil tabii hayatımda değişenler; neredeyse kolonya bağımlısı olmak, sürekli ağır deterjanlarla evi dezenfekte etmek, çamaşırları en az 60 derecede yıkamak, eve giren her şeyi köpükle silmek...

◊ 34 günün sonunda eşimin -sanırım delirmemden korktu- aşırı ısrarlarıyla bir cesaret evden alışveriş için çıktım.

Usta geldi diye 14 gün uyuyamadım

◊ Sokağa adım attığım anı unutamam. Bir yandan gözüme vuran güneşin ve temiz havanın etkisiyle mutluluktan uçarken bir yandan da ‘Benim burada olmamam lazım’ diyen iç sesim nedeniyle biraz titreme ve deli gibi bir kalp çarpıntısıyla bir süre kalakaldım öylece. Bu ilk seferden sonra haftada bir, bazen 8-9 günde bir yiyecek alışverişine çıkmaya başladık. Ama hâlâ o ‘evde güvendeyim, dışarıda olmamam gerek’ hissi geçmedi. Dolayısıyla her dışarı çıktığımda işimi halledip koşar adım eve dönüyorum.

Haberin Devamı

◊ Dışarı çıktığım gün gördüklerim karşısında şok olmuştum. Çünkü ben sanki dışarıda zombiler ya da uzaylılar varmış gibi burnumu dışarı uzatmazken sokakların da bomboş olacağını sanıyordum, terk edilmiş bir şehir görüntüsü bekliyordum. Oysa herkes dışarıdaydı ve hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam ediyordu! Tek fark, çenede duran maskelerdi... Ben mi deliydim, yoksa ben hariç herkes mi delirmişti? Gördüklerim, sosyal medyada izlediklerim, o halaylar, çılgın partiler bana bir bilimkurgu filminde olduğumu hissettiriyor.

◊ Aylardır arkadaşlarımı, ailemi görmedim. Sadece telefonla görüntülü konuşuyoruz. En yakınlarıma sarılamadım. İstanbul’dayım, aylardır denizi görmedim. Vazgeçtiklerimin hepsini anlatmaya zaman yetmez. Dahası; kombi bozuldu, usta geldi diye 14 gün gece iki-üç saatten fazla uyku uyuyamadım.

Haberin Devamı

◊ Ben bunları yaşarken dışarıda olup bitenleri aklım da, fikrim de duygularım da anlamıyor. İşin kötüsü, dışarıdaki hayatı o kadar özlüyorum ki kızmanın yanında onları kıskanıyorum da biraz. “Keşke ben de bu kadar umursamaz olabilsem de bir yosun kokusunu içime çekebilsem” diyorum.

◊ Bu süreçte öfkeden ya da endişeden delirmeme engel olan şeyler de var tabii. Bir kadın olarak taciz korkusu, trafikte kaza geçirme korkusu ya da sokakta cinayete kurban gitme korkusuyla büyümüş, bu endişelerle yaşamaya alışmış biriyim. Pandemiyle hayatımıza giren kavramlardan ‘eski normal’ bizim için neydi ki? Sanırım sadece korkular yer değiştirdi. Eskiden dışarıda tedirgin olmadan yürümezdim, şimdi de maske olmadan yürümüyorum. Eskiden sokak ıssızsa koşa koşa eve gelirdim, şimdi kalabalıksa kaçıyorum. Eskiden kim sapık, kim bana zarar verebilir diye her an tetikte gözlem yaparken şimdi kim virüslü, kimden bulaşabilir diye bakınıyorum.

Haberin Devamı

Kendini umarsamayan beni umarsar mı?

◊ ‘Yeni normal’ düzenimizin ‘yeni kavgaları’ da artık pandemi sebebiyle çıkıyor. Çünkü hakkımızın yendiğini düşünüyoruz, haklıyız da. Fakat kendini düşünüp maskesini takmayana, “Beni düşün, maskeni tak” denir mi? Kavga etmek çare değil, kendini umursamayan beni, bizi umursar mı?

◊ Ölümlü varlıklarız, buna ne şüphe? Ama karantina altında, bir yoğun bakım ünitesinde tek başıma ölmek, sevdiğim bir sıcak ele dokunamadan gözlerimi kapatmak ya da bir başkasını benim yüzümden böyle bir sona mahkûm etme ihtimallerini düşününce tüm fedakarlıklarımın gayet yerinde olduğunu biliyorum. Hayır, ben deli değilim, her şey olması gerektiği gibi...

Kurallara uyanlar haksızlığa uğradığını, uymayanlar engellendiğini düşünüyor

Toplumda deyim yerindeyse bir ‘kırılma’ var: Önlemleri dikkate alanlar; maskesiz gezenlere, sosyal mesafeye dikkat etmeyenlere büyük öfke duyuyor. Kurallara uymayanlar ise uyarılınca kızıp aşırı tepki gösterebiliyor. Psikolog Dr. Özge Altan Aytun’a bu tür durumlarla karşılaşınca neler yapabileceğimizi sorduk.

Önlemleri ciddiye alanların kural tanımayanlara duyduğu öfkeyi sizce nasıl açıklayabiliriz?

Kısıtlamaların azalmasıyla bir kesimin maske ve mesafe kurallarına uymamasına ve en başından beri bu kurallara uyanların tepkilerine sık sık rastlıyoruz. Adaletsizlik ve haksızlığa uğrama duygusunun getirdiği bir öfke var. Toplumun tamamı risk altında ve şu anda bu önlemler alınmazsa kişi bu kadar yaptığı fedakârlığın boşa gideceğini düşünüyor. Hatta bu yüzden daha fazla engellenecek. Yakınlarından, gezmekten ve işinden daha uzun süre uzak kalacak gibi. Bu yüzden tepki gösteriyor. En yaygın sebep bu diyebiliriz. Ama belki altında başka nedenler de yatıyordur.

Mesela?

Toplumun ikiye bölünmesi ve maske takmayan kişileri belli bir gruba ait olarak görme, onları ötekileştirme... Yani maske takmayan insanlar eğitimsizdir, hastalığı ağır atlatmayacak bir gruptandır gibi... Bir de tabii ileri yaşta olanlar, kronik hastalığı olanlar, sıkıntıları birebir yaşayan ve yakınlarından uzak kalan sağlık çalışanları bu süreçte daha fazla risk altında oldukları için bu tehlike ve korkuyu daha keskin hissediyor, bu nedenle de maske takmayanlara yönelik öfke duygusunu daha yoğun yaşıyor olabilirler.

Konuya tam tersinden bakarsak; kurallara uymayanlar da öfke patlamaları yaşayabiliyor. Son günlerde bu yüzden pek çok kavga haberine rastlıyoruz. Peki uyarılan insanların öfkesinin altında yatanı nasıl açıklarsınız?

Bu kişi de kendini engellenmiş hissediyor. Belki bu önlemler yaşantısını ciddi olarak etkilemiştir. Özellikle daha az risk grubunda olup fakat sürecin ekonomik olumsuzluklarını daha fazla hisseden kesimde  hızlı şekilde normale dönme isteği olabilir. Maske kullanımı da bunun en büyük sembolü olduğundan bunu yok sayma ihtiyacı içinde olabilirler. Ya da hastalığın bulaşıcılığı ve korunma yollarıyla ilgili algısı farklıdır, “Bana bir şey olmaz” diye düşünüyor ya da hastalığın kendisiyle bir alakası olmadığını düşünüyor olabilir. Dolayısıyla o da müdahale edildiği zaman öfkeleniyordur.

Amaç özgürlüğü kısıtlamak değil

Çevrenin de etkisi var mı?

Evet. Arkadaş grupları, iş arkadaşları, akrabaları nasıl hareket ediyor? Onlar da maske kullanan ve kurallara uyanları ötekileştirme yaklaşımı içindeyse o zaman o da benzer şekilde hareket ediyor olabilir. Bu kişiler de maske takmayı bir özgürlük kısıtlaması olarak algılıyorlarsa, kural koyucuların ve insanların neden bunu yapmalarını istediklerini sorgulayabilirler. Tarihte önemli savaş ya da salgın gibi durumlarında insanlar benzer fedakârlıklarda bulunmak durumunda kalmıştı. Şüphesiz bu, onların özgürlüğünü kısıtlamak amacıyla değil, herkesi güvende tutmak amacıyla alınan önlemlerdi.

Öfkenizi neyin tetiklediğini fark edin, yavaşlayın ve derin bir nefes alın

Misal alışverişe maskesi, siperliği ve dezenfektanıyla giden biri maske takmadığı gibi mesafe kuralına da uymayan birini görünce öfkelenmemek için ne yapabilir?

İnsanları ‘maskeli’ ya da ‘maskesiz’ olarak yargılamamalarını, onlarla ilgili bilgi sahibi olmadan varsayımlara dayalı çıkarımlar yapmamalarını öneririm. Örneğin, bazı insanlar klostrofobi ve nefes alamama korkusu nedeniyle maske taktıklarında panik yaşayabilir. Başkalarının seçimlerinden rahatsızlık verebilir ancak onlar hakkında hatalı varsayımlar yapmazsak reaksiyonlarımızın yoğunluğu daha ölçülü olabilir.

Ruh sağlığımızı korumak için ne önerirsiniz?

Öfkenizi neyin tetiklediğini tam olarak fark edin. Mesela maske takmayanların sizi risk altına soktuğunu düşünmeniz mi? Yoksa rahat ve özgürce nefes almaktan mahrum kalmak mı? Ya da maske takmayanlarla ilgili varsayımlarınız mı? Öncelikle böyle anlarda yavaşlayın, derin bir nefes alın, elinizi karnınızın üstüne koyarak nefes alışverişlerinizi fark edin. Sizi zorlayan şeyin ne olduğunu tam olarak fark ettikten sonra bu zorlu duyguya ve nefesinize dönüşümlü olarak odaklanın. Rahatlamak için bulunduğunuz ortamdan uzaklaşabilirsiniz. Biraz rahatladıktan sonra şunu hatırlayın; saldırganlık öfkenin bir dışavurumudur ve zararlıdır. Kendiniz, aileniz ve arkadaşlarınız için olumsuz sonuçlara ve tehlikeye neden olur.

Takmamanın cezası 900 lira

Türkiye’nin bütün illerinde maske takmak zorunlu.

NE OLMUŞTU?

  • 8 Haziran’da, Kocaeli’de otobüse binen maskesiz bir yolcu, şoförün uyarılarını dikkate almadı. “Takmıyorum maske filan, istediğinize şikayet edin” diye bağırmaya başladı, ön koltukta oturan yolcuya saldırdı.
  • 8 Haziran’da, İstanbul’da bir markette maskesiz alışveriş yapmak isteyen bir şahıs market görevlisi tarafından uyarılınca, “Maske verin o zaman” diyerek çalışanı tersledi. Markette maske dağıtılmadığını öğrenince de reyonlardaki gıda paketlerini çalışanların üzerine fırlattı.
  • 24 Haziran’da Eskişehir’de üç kişi arasında maske meselesi yüzünden kavga çıktı. Olay karakolda son buldu.
  • 2 Temmuz’da Ankara’da bir yolcu metroya maskesiyle bindi ancak vagonda maskesini çıkardı. Vatman ilk durakta güvenliği çağırarak maske takmamakta ısrarcı olan yolcuyu vagondan indirdi.
    Duygularımız da normalleşebilecek mi

‘Olması gereken kaygı’yla ‘aşırı kaygı’yı ayırt edebilmek gerekiyor
Uzman Klinik Psikolog Reyhan Algül

Anormal bir dönemde normal tepkiler geliştirmeye çalıştık. Hepimizin zorlandığı bir süreçten geçiyoruz. Virüsle gelişen korku ve kaygı ortamı, geçmişten gelen ve varolan kaygılarımızı  beslemiş olabilir. Bu yüzden temkinli olmaya devam etmek ancak ‘olması gereken kaygı’yla ‘aşırı kaygı’yı ayırt edebilmek gerekiyor. Bunu yapabilmenin en kolay yollarından biri de zihnimizin gün içinde kaygılarla ne kadar haşır neşir olduğuna bakmak. Dikkat edilmesi gereken bir başka noktada, takıntılar konusu.

Duygularımız da normalleşebilecek mi
Takıntılar artmış olabilir

Yine bu süreçte gelişmiş ya da geçmişten gelen takıntılarımız artmış olabilir. İnsan zihni sürekli tetikte bekleyemez. Olması gereken hijyenle, fazlaya kaçan temizlik konularına da dikkat etmemiz gerekiyor.

Duygularımız da normalleşebilecek mi

Bu dönemde empati yapmak da çok önemli. Kimi insan daha kolay sosyal yaşama geri döndü, kimi insan içinse bu, hâlâ zor. Bu yüzden birbirimizin sağlığını tehlikeye atmadan ama öfke de biriktirmeyerek empatik bakış açımızı koruyabilmeliyiz. Bazı insanların hiçbir şey olmamışçasına kendilerini dışarılara atmasını anlayabiliriz ama sonuçta hâlâ dikkat etmemiz gereken kurallar var.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!