Doğamızın genleri çalınıyor

Güncelleme Tarihi:

Doğamızın genleri çalınıyor
Oluşturulma Tarihi: Ağustos 30, 2026 07:00

Türkiye’nin bitkileri ve böcekleri biyokaçakçıların hedefinde. Doğamızda neler bu kadar değerli? Nasıl kaçırılıyorlar? Uzmanlar uyarıyor: “Kaçırılan bir çiçeğin içeriğinde keşfedilen tedavi edici etki, yarın bize milyar dolarlık patentli ilaç olarak geri dönebilir!”

Haberlerimizi Google’da Takip Edin
Gelişmelerden anında haberdar olun.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin
Haberin Devamı

Adıyaman, Nemrut’ta geçen hafta doğada yakaladıkları endemik çekirgeleri yurtdışına kaçırmaya çalışan iki Çinlinin yakalanması, biyokaçakçılığı yeniden gündeme getirdi. Türkiye’den kaçırılmak istenenler yalnızca böceklerden ibaret değil. Kelebeklerden sürüngenlere, yabani bitkilerden balıklara, kan ve doku örneklerinden tohumlara kadar doğadaki pek çok canlı ve biyolojik materyal, koleksiyonculuk, egzotik hayvan ticareti, tarım, ilaç, kozmetik ve genetik araştırmalar için hedef haline gelebiliyor.

Peki, biyokaçakçılar Türkiye’den neyin peşinde? Birkaç böcek, bir avuç tohum ya da birkaç damla kan neden bu kadar değerli olabiliyor? Çankırı Karatekin Üniversitesi Yaban Hayatı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Doç. Dr. Tarkan Yorulmaz anlattı...

Haberin Devamı

Bir yabancı neden başka bir ülkede biyokaçakçılık yapar?

Biyokaçakçılık bir milliyet meselesi değildir. Bilimsel araştırma yapan yabancılarla biyokaçakçıları da kesinlikle birbirinden ayırmak gerekir. Biyokaçakçıyı harekete geçiren temel neden, değerdir. Nadir bir kelebek koleksiyon için, bir sürüngen egzotik hayvan ticareti için, bir bitki yeni bir etken madde için, bir yabani hayvanın kanı veya dokusu genetik araştırmalar için değerli olabilir. Biyokaçakçı çoğu zaman rastgele dolaşmaz. Hedeflediği türün, hangi mevsimde aktif olduğunu ve nerede bulunabileceğini önceden biliyor olabilir.

Peki, Türkiye’yi biyokaçakçılık açısından cazip yapan nedir?

Türkiye’nin en önemli özelliği, çok farklı biyocoğrafik bölgelerin kesiştiği son derece zengin bir coğrafyada bulunmasıdır. Avrupa-Sibirya, Akdeniz ve İran-Turan biyocoğrafik unsurları Anadolu’da buluşuyor. Yükselti, iklim ve habitat çok kısa mesafelerde değişebiliyor. Bunun sonucu da yüksek tür ve genetik çeşitlilikle çok sayıda dar yayılışlı ve endemik türdür. Bizim biyolojik zenginliğimiz dünya için yeni keşfedilmiş bir zenginlik değil. Anadolu’daki
balıklar üzerinde yabancı zoologların çalışmaları 1800’lerin ortalarına kadar gidiyor. Anadolu’dan toplanan tarihsel zoolojik örnekler bugün Avrupa’daki doğa tarihi müzelerinin koleksiyonlarında sergileniyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2026’da açıkladığı verilere göre 2007-2025 arasında biyokaçakçılık kapsamında 26 farklı ülkeden 181 kişi hakkında işlem yapılmış. Bu sayı Türkiye’nin biyolojik kaynaklarına yönelik ilginin ne kadar uluslararası olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Doğamızın genleri çalınıyor

Haberin Devamı

Dünyada nerelerden, neler kaçırılıyor?

Amazonlardan Güneydoğu Asya’ya, Afrika’dan okyanus adalarına kadar bitkiler, kuşlar, sürüngenler, amfibiler, böcekler, mercanlar ve mantarlar yasadışı ticaretin konusu olabiliyor. Dünyadaki biyokorsanlığın daha farklı bir yüzü de genetik kaynakların ve geleneksel bilginin ticari olarak sahiplenilmesi. Hindistan’daki neem ağacı, zerdeçal ve basmati pirinci üzerine yaşanan patent tartışmaları bunun en bilinen örneklerinden.

Nereden, ne kaçırılıyor, nerede kullanılıyor?

‘Bitkiler tarımsal ıslah, gıda, ilaç ve kozmetik araştırmalarında kullanılıyor’

Doç. Dr. Tarkan Yorulmaz

◊ Salep, orkide, kelebek veya böcekler önemli hedefler. Özellikle endemik iç su balıkları, dar yayılışlı semenderler ve sürüngenler önem taşıyor.

Haberin Devamı

◊ Bitkiler peyzaj, tarımsal ıslah, gıda, ilaç ve kozmetik araştırmalarında değer taşıyabiliyor.

◊ Sıradan görünen yabani bir buğday popülasyonunun içinde kuraklığa veya bir hastalığa direnç sağlayan bir gen bulunabilir.

◊ Bir semenderin deri salgısı ya da bir böceğin ürettiği molekül gelecekte farmakolojik araştırmalar açısından önemli olabilir.Bu nedenle biyokaçakçının aradığı bazen hayvanın kendisi değil, hayvanın taşıdığı özelliktir.

Şüpheli bir durumda
ne yapılmalı?

‘ALO 136’yı arayın’

Doç. Dr. Tarkan Yorulmaz

◊ Mücadele sınır kapısında değil, doğada başlamalıdır. Öncelikle hangi türün nerede olduğunu bilmemiz, hassas ve endemik türleri izlememiz gerekiyor.

Haberin Devamı

◊ Vatandaş açısından kural basit; çok sayıda böcek yakalayan, bitkileri köküyle veya yumrusuyla çıkaran, kurbağa, semender, sürüngen gibi hayvanları kaplara dolduran ya da olağandışı biçimde numune toplayan kişileri görürsek fiziksel müdahalede bulunmadan ihbar etmeliyiz.

◊ Jandarma, Emniyet, Doğa Koruma ve Milli Parklar birimleri veya Gümrük Muhafaza bilgilendirilebilir. Özellikle kaçakçılık şüphesinde ALO 136 Gümrük Muhafaza Kaçakçılık İhbar Hattı kullanılabilir.

‘Doğrudan hapis cezası getirilmeli’

Prof. Dr. Tarık Danışman, Kırıkkale Üniversitesi, Biyoloji Bölümü

◊ Ülkemizdeki omurgasız hayvan türü sayısı, Avrupa kıtasındaki toplam omurgasız tür sayısının yaklaşık 1,5-2 katıdır. Bu canlılar genellikle tıp ve ilaç sanayisinde; örneğin akrep ve örümcek zehirleri kanserle nöroloji ilaçlarında, güçlü bağışıklığı olan böceklerse yeni nesil antibiyotik üretiminde ve ilaç patent süreçlerinde kullanılır. Tarımda biyolojik mücadele çalışmaları amacıyla, örneğin dev etçil çekirge (Saga ephippigera) ve uğurböceği (Coccinella sp.) gibi bazı avcı böcek türleri, pestisit kullanmadan tarım zararlılarını yok etmek gayesiyle kaçırılmaktadır.

Haberin Devamı

◊ Hobi, koleksiyonculuk ve ekonomik değer itibariyle geyik böceğiyle (Lucanus cervus) buna benzer bazı kınkanatlı böcek türleri, apollo kelebeği (Parnassius apollo) gibi değerli ve nadir türlerle ülkemize endemik olan bazı kelebekler, Avrupa ve Japonya’da koleksiyon parçası olarak talep görmektedir.

◊ Biyokaçakçılıkla etkili mücadele için doğrudan hapis cezası getiren müstakil bir kanun çıkarılmalı, ihtisaslaşmış gümrük ve emniyet birimleri kurulmalı, halk bilinçlendirilmeli ve endemik türlerin DNA veritabanı oluşturularak genetik haritası çıkarılmalıdır.

“Toroslar kaçakçıların ‘süpermarketi’ gibi”

Dr. Volkan Eroğlu, Ege Üniversitesi, Biyoloji Bölümü

◊ Bitki biyoçeşitliliği söz konusu olduğunda Türkiye, tek başına bir kıta gibidir. Avrupa’nın tamamında yaklaşık 13 bin bitki türü varken, sadece bizim topraklarımızda 10 binden fazla bitki türü bulunuyor.

◊ Özellikle Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin en yüksek olduğu Toros Dağları, Ege kıyıları ve Karadeniz yaylaları soğanlı, yumrulu bitkilerce zengindir ve bu yüzden de kaçakçıların ‘süpermarketi’ gibidir. Orkideler, kardelenler ve böcek kapan bitkiler bu bölgelerden en çok kaçırılan bitkilerdir. Doğu Anadolu ters laleler ve süsen türleri için kaçakçıların odak noktası. Medeniyetlerin beşiği olan, arpa ve buğdayın ata türlerinin bulunduğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi de kaçakçıların diğer uğrak rotası.

◊ Atalık bir buğday örneği demek genetik ıslah yöntemlerini uygulayarak çok fazla çeşit buğday üretilebilecek bir kaynak demektir. Nadir bir lale soğanıyla genetik çaprazlamalar yapılarak çok fazla çeşit lale elde edilebilir. Örneğin kaçırılan bir kardelenin içeriğinde keşfedilen alzheimer tedavi edici etki yarın bir gün bize milyar dolarlık patentli ilaç olarak geri dönebilir.

◊ Doğal kaynaklarımız maalesef sonsuz değil. Dolayısıyla biyokaçakçılık da dahil olmak üzere canlı türlerimiz üzerindeki baskıyı azaltmalıyız.

BAKMADAN GEÇME!