GeriHürriyet Pazar Dizilerdeki şiddet sahneleri kimin eseri? Senaristler eleştirilere cevap verdi: ‘Topu yazara atan tavır da samimi değil’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dizilerdeki şiddet sahneleri kimin eseri? Senaristler eleştirilere cevap verdi: ‘Topu yazara atan tavır da samimi değil’

Dizilerdeki şiddet sahneleri kimin eseri? Senaristler eleştirilere cevap verdi: ‘Topu yazara atan tavır da samimi değil’
Abone Olgoogle-news

SenaristBir topluluğu, sevgilisi Deniz Bulutsuz’a şiddet gösterdiği iddia edilen Ozan Güven’i kınayan bir bildiri yayımladı. 112 senarist yapımcıları tavır almaya çağırıyordu. Bildiri hakkındaki yorumlarsa yeni bir tartışma başlattı: “Şiddet sahnelerini yazan senaristlerin bu tavrı samimi mi?” Senaristler “Biz özeleştirimizi zaten veriyoruz” diyor.

Senaristlerin Ozan Güven’le ilgili bildirisi yayımlandıktan sonra Oyuncu Onur Ünsal, Twitter’da şunları söyledi: “Dizi yazarları Ozan Güven’e tavır alıyorlarmış? Madem tavır alma yeteneğiniz var bu diziler ne?” Bir süre önce bünyesinde Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu da kurulan SenaristBir’den dört kadın senaristle görüşüp dizilerdeki şiddet sahnelerinin nasıl ortaya çıktığını, senaristlerin payının ne kadar olduğunu ve durumun nasıl değişebileceğini sorduk.

Aldığınız tavır tam olarak nedir? Ozan Güven’in rol aldığı işlere senaryo yazmamak mı, yoksa bir kınama mı?

SELCAN ÖZGÜR: Sektörde örgütlenme sorunu yaşıyoruz. Gönül ister ki, bu tür durumlarda direkt boykot, iş reddi ya da yazmama gibi kararlar alabilelim. Ancak ipler kanal ve yapımcıların elinde. Aylarca üzerine çalıştığın bir işten kovulabildiğin için ‘Yazmıyorum’ demenin bir geçerliliği yok. Burada önemli olan susmamak. 

YILDIZ BAYAZIT: Biz, Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu olarak oluşturup imzaya açtığımız metinde erkek şiddetine karşı tavır alıyoruz. Senaristler olarak bu durumda yazmamak bir seçenek olmakla birlikte aslolan; sektörün özellikle işveren paydaşlarının, yapımcıların, menajerlerin, şiddete karşı ortak bir tavır almasıdır.

Tam olarak nasıl bir tavır alınmasını bekliyorsunuz?

YILDIZ BAYAZIT: Beklentimiz, sektörün itici gücü olan işverenlerin kadına şiddetin karşısında durmaları, açıklama yapmaları, aldıkları kararlarla ilişkiyi profesyonel anlamda sonlandırabilecek bir erk oluşturmaları...

Dizilerde kadına şiddeti normalleştiren sahneler de var. Senaristlere bu sahnelerin yazılması için yapımcı şirketlerden direktif mi geliyor?   

ÇAĞRI KARA: Bu talepler direktifle gelmiyor; beklentiyle oluşuyor. Çok izlenme beklentisi, bu sahnelerin toplumda yaratabileceği etkilerin göz ardı edilmesini sağlıyor. Elbette ‘yazmam’ deme hakkı var, zaten elimiz gitmez bu sahneleri yazmaya.

SELCAN ÖZGÜR: Kocası tarafından vurulup kanıyla yere ‘Beni Ragıp vurdu’ yazan bir kadının haberini görüp, kadına şiddet sahnesi yazıp sonra da ‘mecburdum’ diyemezsiniz.

Diziler kısa vadeli eğilimlere yaslanıyor

Bu sahneler reyting için mi yazılıyor?

ZEHRA ÇELENK: Arz-talep ilişkisi çok kabul gören, sorunlu bir yaklaşım. Talep yaratılabilen bir şey.  Hem tür hem de içerikte çeşitlilik, kadın hikâyelerinin artması, kadınların senaryolarda salt aşk ekseninde değil gerçek karakterler olarak yer almaları... Bunları gözeten bir dizi de sürükleyici olabilir. Ancak bizde öteden beri kısa vadeli eğilimlere yaslanarak içerik üretme alışkanlığı var. Dizi süreleri, çekim hızı da etkili bunda. 

Tavrınızı samimi bulmayan oyuncular ve seyirciler oldu. Ne düşünüyorsunuz?

ZEHRA ÇELENK: Ben de bin değişkenli bir sektörde topu yazara atan tavrı samimi bulmuyorum. Biz kendimizi süreçlerden azade kılmadan özeleştirimizi zaten veriyoruz; mümkün ölçüde iyilik, güzellik üretmekten yana koyuyoruz tavrımızı. Tüm bunlar kanal, yapımcı, senarist, yönetmen, oyuncu, herkesin ortak sorumluluğunda.  

Oyuncu, senarist, yapımcı, yönetmen ve izleyici olarak bu yanlıştan nasıl döneriz?

SELCAN ÖZGÜR: Hayatta ‘Her şeye eyvallah’ diyerek iki sezon iş yapıp ev almaktan önemli şeyler de var. Yaşadığımız yere sahip çıkamadıktan, toplumsal bir nefes oluğu bulamadıktan sonra mutluluk adasında yaşamanın kime ne faydası var?

ÇAĞRI KARA: Toplumsal cinsiyet eşitliği algısını güçlendirmek için her alanda çalışmalar yapılarak başlanabilir. Oyuncuların bu eşitliği korumayan projelerde yer almayı kabul etmemesi; senaristlerin yazmayı, yönetmenlerin çekmeyi reddetmesi ve yapımcıların da bu projelerden kazanç elde etmekten vazgeçmesi durumunda yanlıştan döneriz. Aksi halde bu eşitsizliği ve normalleştirilmiş şiddeti tekrar tekrar üretip halkın önüne koymaya ve suça ortak olmaya devam ederiz.

Bildirinizin ardından Bengi Kara, imzacılar arasında adı geçen Mehmed Onur Özkök tarafından şiddet gördüğünü açıkladı. Böyle bir metinde imzasının yer almasına müsaade etmedi. Neler yaşandı?

Bildiri ‘kadının beyanı esastır’ diyordu. Memed Onur Özkök de biz de aynı fikirdeydik. Kendisi ertesi gün bir kadın tarafından ifşa edilince bu gerçek değişmedi. İsmini metinden çıkardık. Kendisi de bunu talep etti. Kara’ya da ulaşarak dayanışma mesajlarımızı ilettik. (Toplu cevap) 

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu neyi amaçlıyor?

◊ SenaristBir bünyesindeki kadın senaristlerin girişimiyle bir çağrı yapıldı. Komisyon böyle kuruldu. Sektörümüzde yaşananlara ve üretilen işlere dair özeleştiri mekanizması kurmak da amaçlarından biri.

◊ Dizilerde kadın karakterlerin konumlandırılmasından şiddet sahneleri ve dile ilişkin bir tür sözlük, manifesto oluşturmak istedik.

◊ Her şeyin kararını biz vermiyoruz. Ancak kendi aramızda bir şeyleri tartışmanın, önkabulleri sorgulamanın önemli olduğunu düşünüyoruz.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle