Beyza Akyüz: Biz aslında hikâyenin değil evvela sesin peşine düşeriz

Beyza Akyüz: Biz aslında hikâyenin değil evvela sesin peşine düşeriz

Hikâye anlatıcısı Beyza Akyüz’le masalcılık üzerine konuştuk: “Anlatıcı olmak için karşılaştığımız her şeye dönüşebilmeli ve çabuk transa geçebilmeliyiz. Bir masaldaki geyik, büyücü, keçi, delikanlı, yaşlı adam... Hepsine hızlıca dönüşebilmeliyiz.”

Haberin Devamı

Nasıl bir masalcı olduğunu “Benim bir yanım otantik, folklorik, gizemci, âşık bir anlatıcı çünkü onun içinde doğdum. Lakin hem araştırmacı yönüm, hem hayalbazlığım kadar analitik de olmam, hem de aldığım Batı dilleri eğitimi, Şark ve Garp arasında bir yerde konumlandırıyor beni” sözleriyle anlatıyor Beyza Akyüz. ‘Sürmeli Kedi’nin Arayışı’ adlı bir masal kitabı yazan, yetişkinlere de masallar anlatan ve masal yazma atölyeleri düzenleyen Akyüz’le konuştuk...

İyi bir masal anlatıcısını nasıl tanırsınız?

Tavrından tanırım. Anlatıcının bazen konuşmasına dahi gerek yoktur; nefesiyle, sessizliğiyle döndürür ortamda dönen iç hikâyelerin akışını. Sonrasındaysa ses pek mühim, biz aslında hikâyenin değil, evvela sesin peşine düşeriz. Eğitilmiş bir sesten bahsetmiyorum ama... Ses tellerini titreten ruhtur. O sese ahenk veren, ona bazı tılsımları, sihri yükleyen gönüldür. Anlatıcı olmak için karşılaştığınız her şeye dönüşebilme, çabuk transa geçebilme yetimizi açık tutmamız gerekiyor. Bir masaldaki geyik, büyücü, keçi, delikanlı, yaşlı adam, hatun, artık ne varsa, hepsine hızlıca dönüşebilmeliyiz.

Beyza Akyüz: Biz aslında hikâyenin değil evvela sesin peşine düşeriz

Kitap, Tudem Yayınları’ndan çıktı.

Haberin Devamı

Masal yazma atölyeleri düzenliyorsunuz. İnsanların yaratım dünyalarından ilginizi çeken tespitler var mı?

Herkesin karşılaştığı bir ‘korku bariyeri’ var. Tam masalın kalbine yaklaşıyorlar, tam kendi kara kutularını açacaklarken hop, kutunun kenarından dolanıp hızlıca sona gitmek istiyorlar. İşte orada devreye giriyorum. “Korkma” diyorum, “Kutudan ne çıkarsa çıksın ben buradayım. Haydi gel, yavaş yavaş, merhametle açalım o kutuyu”. Açıyorlar. Bazen korkulacak bir şey çıkmıyor, bazen düşündüğünün tersi çıkıyor, bazen de o çıkan ürkütücü yansımayla yüzleşmeleri, onu ehlileştirmeleri gerekiyor. Gördüğün gibi aslında masalı doğurma süreci başlı başına bir masal.

Neden herkes masal anlatır oldu? Neden şimdi?

Herkes masal anlatmıyor aslında. Son beş yılda bir artış oldu mu, oldu. Bunun iki nedeni var. Biri kapital. Çünkü masalcı zannettiklerinizin çoğu ‘etkinlikçi’ ya da ‘kişisel gelişimci’. Diğer nedense, malumunuz, hayat bizi sıkıştırıyor, işte o anlarda insanlar doğaya ya da daha ilkel sanatlara, hobilere yöneliyor. Seramik de hiç bu kadar ilgi görmemiş olabilir mesela. Buradaki soru, neden herkesin masal anlattığından ziyade, anlatanın masalla nasıl bir ilişki kurduğu olabilir. Masalın hâlâ derinlikli bir şekilde konuşulmadığı, felsefik olarak anlaşılmadığını düşünüyorum. Masal; yedi kat yerin altında yaşıyor, her katta başka bir manası yatıyor.

Beyza Akyüz: Biz aslında hikâyenin değil evvela sesin peşine düşeriz

Beyza Akyüz’ün ‘Sürmeli Kedi’nin Arayışı’ adlı masal kitabının çizimlerini Zülal Öztürk yaptı.

Haberin Devamı

SÖZLE RAKS ETMEK ZARURİ

Çocuk masalıyla yetişkin masalını birbirinden ayıran nedir?

Bence bir ayrım yok. Çünkü masal doğal ortamında vücut bulduğunda birleştiren bir unsurdur. Uzun kış gecelerinde aile, eş dost bir araya gelerek iyi vakit geçirmek için hikâyeler uyduruyorlardı. Ve orada pedagoji yoktu. Orada başka bir şey vardı. O da adap erkân. Ne demek bu? Meclistekileri rahatsız edecek noktaları yumuşak geçişlerle yontmak, dinleyene göre ölçülendirmek. Mecliste hasta, yetim, fakir fukara olabilir, farklı inançlara, kültürlere sahip kişiler olabilir... Çocuklar varsa küfürlü kısımları yarım bırakarak ya da korku öğelerini dozajını düşürerek geçiştirebilirsiniz. Bunu yapabilmek için de biraz görmüş geçirmiş olmak, ‘söz’le raks edebilmek bir zaruret tabii.

Haberle ilgili daha fazlası: