‘Bana kötülük yapan birinin bile kötülüğünü istemedim’

Güncelleme Tarihi:

Oluşturulma Tarihi: Mayıs 03, 2026 07:00

Yıllardır canlandırdığı birbirinden farklı rollerle kalpleri kazandı. Karizmatik ses tonu ve fiziğiyle de kendine hayran bıraktı. Her zaman konuşuldu ama o sadece işleriyle cevap verdi. “Benim savaşım hep kendimle oldu. Hiçbir zaman etrafla savaşmadım. Daha iyi olmakla ilgiliydi hep savaşım” diyor. Engin Altan Düzyatan’la yeni filmi ‘Bir Adam Yaratmak’ı konuşmak için buluşuyoruz. Dününden bugününe, evliliğinden babalığına uzanıyoruz: “Egomun dizginlerini hayatım boyunca bırakmadım. Her zaman egomun zincirleri bendedir.”

Haberin Devamı

Engin Altan Düzyatan’la yoğun bir gününün ardından sabah buluşmak için sözleşiyoruz. O ismi ne kadar büyüse de aynı kalmayı başaranlardan. Çok disiplinli, herkesten önce çekim mekânına gelip hazırlanıyor. Ses tonu o konuşurken sizi zaten kendine çekiyor. Her zamanki gibi çok fit görünüyor. Ve tüm samimiyetiyle başlıyor anlatmaya...

İsminin önüne konacak çok fazla sıfat var. Oyuncu, yapımcı, fotoğrafçı, iyi bir baba ve eş... Bütün bu sıfatları bir kenara ittiğimizi düşünsek geriye kalan Altan’ı nasıl anlatırsın?

Herhalde meraklı ve oyun oynama içgüdüsünü kaybetmemiş bir Altan’dan bahsederdim. Hâlâ her gün bir şeyler öğreniyor ve öğrendiğim her şeyi aklımda tutmaya, oyun oynama içgüdümü kaybetmemeye çalışıyorum. 

Soru hazırlamak için bakıyorum; magazinde yoksun, işlerin, aile hayatın güzel. Senin için genelde de ‘iyi insan’ tanımını duyuyorum. Bu kadar düzgün olmak sinir bozucu değil mi?

Haberin Devamı

Benim için değil. Bu herhalde ailemden aldığım eğitimle alakalı. Hatta böyle bir hikâyem de vardır: İstanbul’a geldim, ilk zamanlar çok zor dönemler geçirdim. Bir gün babamlara gittim ve “Beni biraz eksik yetiştirmişsiniz” dedim. “Ne anlamda” dedi. “Herkesi iyi insan olarak algılıyorum ama İstanbul’da herkes iyi değilmiş” dedim. “Olsun, sen iyi ol evladım” dedi. Ben hayatımın hiçbir döneminde kimsenin kötülüğünü düşünmedim. Böyle olunca kendini iyi hissedersin. Çünkü birine karşı duyulan kötü düşünceler ya da nefret senin içinin kararmasına da sebep oluyor. Bir süre sonra o karanlığı sen de yaşamaya başlıyorsun. O kıskançlığa dönüşüyor. O haset iyice büyüyor, sen iyi değilsen herkes kötü olsun istemeye başlıyorsun. Hayatımda bana kötülük yapan birinin bile kötülüğünü istemedim. Her zaman Allah’a havale ettim mevzuyu.

‘Bana kötülük yapan birinin bile kötülüğünü istemedim’

26 senedir bu meslektesin.  Star olmak zor muydu?

Çok keyifli tarafları var tabii, insanın sevilmesi müthiş bir şey. O sevgiye layık olmaya çalışmak çok değerli. Ama zor tarafları da var. Özel hayatınızın kısıtlanması en önemli şeylerinden biri ama ben bu duyguyla yaşamaya çok alıştım.

Haberin Devamı

Dışarıdan görünen pırıltılı bir hayat... Her şey senin için kolay mı oldu?

Hiçbir şey kolay olmuyor. Öyle dışarıdan bakıldığında çok parıltılı bir hayat gibi görünebilir ama hayat dediğiniz şey sürekli pozitife doğru ilerleyen bir süreç değil. Ve aslında sizi belirleyen şey kabul ettiğiniz işler değil, kabul etmediğiniz işler... Yani kabul ettiğiniz işleri herkes görüyor ama neleri reddettiniz, iş orada ortaya çıkıyor aslında. O yüzden reddettiklerinle ne olduğunu belirliyorsun. Ben çok iş reddettim, çok zor dönemler geçirdim. Her işim iyi olmadı. Böyle bir şey zaten mümkün değil. Daha iyi olmak için uğraşmak aslında insanın kendini çok zorlayan bir şey. O öğrenme sürecinde çok acı çekiyorsun. Nasıl bir çıkarımla oradan yol alıp devam edeceksin? Ya da vaz mı geçeceksin?

Haberin Devamı

Vazgeçmeyi düşündün mü?

Hepimizin vazgeçmeyi düşündüğü anlar olmuştur ama devam etme motivasyonunu hep buldum. Hayat çok ilginç. Bir telefon bütün hayatınızı değiştirir. Ben hep olumlu düşünmeyi tercih eden biriyim. Enerjiyle de uğraşmayı seviyorum ve bunun bir titreşim meselesi olduğunu düşünüyorum. Gerçekten kötü düşünürsen kötüyü, iyi düşünürsen iyiyi çekiyorsun.

Peki, bu hayat için nelerden vazgeçtin?

Birçok şeyden vazgeçtim. Öyle değerlendirdiğimiz zaman sizi etrafınızda hiç kimsenin izlemediği bir hayat nasıl olurdu, çok merak ediyorum. Ben aslında utangaç biriyim. Sen bilirsin, biraz fazla övülsem suratım kızarır. O yüzden izlendiğin için sürekli utanma duygusunu saklamak ve böyle yaşamak beni ilk yıllarımda çok zorladı.

Haberin Devamı

Savrulduğun oldu mu?

Tabii. İnsan ilişkilerinde de yaşıyorsunuz bunu. Kullanıldığınızı hissettiğiniz, kendinizi kötü hissettiğiniz, hak etmediği değeri verdiğiniz insanlar olduğunu düşündüğünüz anlar oluyor. Ve bu zamanlarda hayata yaklaşımınızı sorguluyorsunuz.

Hiç değişmeden kalmayı nasıl sağlıyorsun?

Aileden aldığın eğitimle başlıyor bu hikâye. Ailem mütevazı olmanın önemli olduğunu söyleyerek yetiştirdi beni. İkincisi, oyunculuk mezunuyum, üniversitede bize “Profesyonel olarak mesleğinizde büyüdükçe küçülmeniz lazım” dediler. Ben egonun doğru kullanıldığında insana faydalı olduğunu, yanlış kullanıldığında çok büyük zarar verdiğini düşünüyorum. O yüzden egomun dizginlerini hayatım boyunca hiçbir zaman bırakmadım. Her zaman egomun zincirleri bendedir.

Haberin Devamı

Hayattaki en büyük savaşın neydi?

Benim savaşım hep kendimle oldu. Hiçbir zaman etrafla savaşmadım. Daha iyi olmakla ilgiliydi hep savaşım. Daha iyi bir insan, oyuncu, fotoğrafçı, eş, baba, evlat... Hayatta hepimizin aslında oynadığı roller var. Onların hepsinde daha iyi olmaya çalıştım. Hâlâ bu savaşı veriyorum.

‘Bana kötülük yapan birinin bile kötülüğünü istemedim’

‘SURATIMIN HİÇBİR YERİNDE CERRAHİ BİR MÜDAHALE YOK’

◊ Nasıl hep böyle yakışıklı ve fit kalıyorsun?

Günde bir öğün yemek yiyorum. Spor zaten rutinim.

◊ Söylendiği gibi estetik bir operasyon yaptırdın mı?

Estetik operasyon dediğiniz cerrahi bir müdahaledir. Cerrahi bir müdahale suratımın hiçbir yerinde yok. Genlerim iyi, tabii kendime bakıyorum, cilt bakımı yaptırıyorum. Bu hikâye aslında bir fotoğraftan ortaya çıktı. Sete 38 derece ateşli gitmiştim, suratım şişti. Fotoğrafçı direkt benim fotoğrafımı değil, kameranın çektiği ve monitöre yansıyan görüntüden bir kare çekti, crop’lamışlar, monitör görüntüsü olduğu da belli değil. Direkt ben değilim ve gazeteye basıldı. Suratım şiş olduğu için herhalde “Estetik operasyon geçirdi” diye biri yazdı. Ve biri yazınca biliyorsun arkası geliyor. İnsanların da böyle haberler hoşuna gidiyor. Ben hiç kafama takmıyorum böyle şeyleri. Çünkü içim rahat ve ne olduğunu biliyorum.

◊ Bu tip şeylerle ve sosyal medyada ünlüleri hedefleyen linç kültürüyle barışık mısın?

Gerçekten hiçbir zaman okumadım. Senin gibi çevremden insanlar söylüyor. Çünkü insanlar istedikleri her şeyi yazmakta özgür. Onları da anlamak lazım. Eğer hiçbir başarıya sahip değilseniz ve artık yeni teknolojilerle elinizde güç olduğuna inandığınız bir klavye varsa, istediğiniz herkese istediğiniz lafı söyleyebilirsiniz. Onların da hayatta mutlu olması lazım. 

◊ Sen magazinde sana atılan sözlere de hiç karşılık vermedin. Buna pişman olduğun zamanlar yaşadın mı?

Olmayan durumlar hakkında çok hakkımı yiyen insan oldu. Hiçbir zaman cevap vermedim. Bunlar o insanların kendi fikirleri, cevap verirsem onları ciddiye almış oluyorum. Ben kendimden, yaptığım şeylerden memnunum. Kendinizden emin olmadığınız zaman cevap verirsiniz gibi bir his var bende. Doğru yada yanlış, belki de aslında insanlar haklarını korumak için bunu yapmalı ama benim tarzım değil. Ben bir şekilde her doğrunun bir gün ortaya çıkacağını düşünüyorum.

‘Bana kötülük yapan birinin bile kötülüğünü istemedim’

‘ÇOK İYİ BİR BABAYIM, KENDİ İÇİNDE BİR DENGEMİZ VAR’

◊ Oynamazsam ölürüm diyor musun?

Hiç onlardan değilim, ben bir profesyonelim. Evet, oyunculuk benim yaşam şeklim. Bütün hayatımı oyunculuk üzerine yaşıyorum. Ama oynamazsam yaşayamam gibi bir tavrım yok. Sonuçta bu bir meslek, yapıyorum, çok da zevk alıyorum ama hayatta daha önemli şeyler var. Baba olmak, eş olmak, yeni kültürler tanımak ve anın tadını çıkarmak gibi...

◊ Konu evliliğe gelmişken, Neslişah ile 12 senedir evlisiniz. Geçen sürede, 12 senede aşk nasıl değişiyor?

Karşındakine alan tanımak, saygı önemli bir hale geliyor. Ve bu alanları birbirine tanıyorsan hayat daha da renklenmeye başlıyor. Çünkü herkesin kendine ait öğrenme süreçleri ayrı ayrı devam ediyor. Herkes kendi ilgi alanlarının peşinden koşuyor. Sonra bir araya gelip o tutkular paylaşılıyor. Çocuklar da olduğu zaman paylaşım daha da genişliyor. Anılar daha değerli hale geliyor. Aşk; sevgiye, saygıya, çok daha başka bir yere doğru gidiyor.

◊ Çocuklarınız Emir 10, Alara 8 yaşında. Nasıl bir babasın?

Çok iyi bir babayım. Kendi içinde bir dengemiz var. Ben çocuklarıma hiçbir zaman çocuk gibi davranmadım. Onlar 1 yaşındayken de, 6 aylıkken de onlara her şeyi anlattım. Yani onlara bir büyükmüş gibi davranıyorum. Tabii işin sonunda ne kadar arkadaş olursam olayım, bir baba figürüyüm, benden çekiniyorlar. Ama sert bir baba değilim. Çalışmıyorsam bütün gün onlarla oyun oynuyorum. Mesela filmler genelde yazın çekilir, kışları herkes televizyona yapıyor, küçüklerken onlarla yaz tatillerini geçirebileyim diye yıllarca film yapmadım.

◊ Bir ayağın çocukların eğitimi için Dubai’de. Neden orayı tercih ettiğiniz de konuşuldu...

Buradaki eğitim sistemiyle alakalı bir şey değil. Uluslararası arkadaşları olsun istedik. Çevremde yurtdışında eğitim almış çok arkadaşım var. Dünyanın her yerinde arkadaşları var. İtalya’ya ya da Fransa’ya gittiklerinde bir arkadaşlarını arıyorlar. Beraber okumuşlar, bunun ilerideki hayatlarında çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Tabii Türk kimliklerinden vazgeçmesinler ama farklı kültürleride tanıyarak, bilerek büyüsünler. Sonra da nerede yaşamak, nerede okumak istiyorlarsa orada devam etsinler.

◊ Londra’da da bir yaşantın var. Niye Londra’yı seçmedin?

Londra’da okullardaki sistem güzel ama kötü alışkanlıkları kontrol etmek biraz daha zor. Orada çok küçük yaşlara inmiş durumda. Ama Dubai’de gerçekten kontrol altındalar ve dünyadaki hemen hemen bütün iyi okulların bir şubesi var. Eşimin kardeşi Aslışah da orada yaşıyor, bu da büyük bir etken. Hava hep güzel, trafik yok. Çocuklarım çok aktif, hep aktivite peşindeler. Şimdi çocukların yaşadığı yerde her şey 8 dakika içerisinde halloluyor.

◊ Dubai’ye bombaların düştüğü dönemde neler yaşadınız?

Oraya giderken jeopolitik durumları ve birçok durumu değerlendiriyorsunuz baba olarak. Bir gün böyle bir durumla karşı karşıya kalabileceğimizi düşünüyordum. Ama bu kadar çabuk beklemiyordum, biz biraz daha şanslıydık çünkü denize yakın değil, içeride, çöl tarafına yakın oturuyoruz. O yüzden de çok daha az ses duyduk. Okullar da tatil olunca fazla kalmadık, ayrıldık.

‘Bana kötülük yapan birinin bile kötülüğünü istemedim’

‘ÇOK KEYİF ALDIM AMA ÇOK AĞIR BİR SÜREÇTİ’

◊ Bu cuma yeni filmin ‘Bir Adam Yaratmak’ vizyona girdi. Ne anlatıyor?

Aslında çok ağır bir hikâye. Necip Fazıl’ın çok eski bir tiyatro metni. İnsanın varoluşuyla ilgili sıkıntılarını anlatıyor. Var olmak ağır bir yüktür, hepimiz bazen sorgularız ya. Neden, niçin var olduk? Var olmamızın amacı nedir? Bizim bu hayattaki rolümüz ne? Özellikle gençlikten itibaren böyle bir süreç başlar ve bu sorgu hayatımız boyunca devam eder. Filmde bu sorguların içinde, kendi hayatını örnek alarak bir tiyatro metni yazan bir yazarımız var. Etrafındaki insanların bir şekilde yönelttiği sorularla aslında tekrar hayatı sorgulamaya başlıyor. Ve yavaş yavaş ‘Delilik mi yoksa hayatta normal yaşamak mı daha doğru’, ‘Delirsen daha mı rahat yaşarsın’ diye kendi içinde değerlendirip sorguluyor. Çok güzel, derinlikli bir metin. Çok keyif alarak oynadım. Ve çok ağır zamanlar geçirdim.

◊ Neden?

Ben metot oyuncusu değilimdir. Akşam kendime dönerim, rolü devam ettirerek yaşamam. Ama bu karakterde kendime çok az dönebildim. Bir ay gerçekten Hüsrev gibi takıldım, çok ağır bir süreçti benim için. Çok ağır ezberi vardı, evde olduğum zamanlarda ezber yapmam gerekiyordu, kendime ayırabildiğim zaman sadece yemek yediğim, uyuyabildiğim anlardı. Ama sonucundan çok memnun oldum, umuyorum karşılığını bulur.

‘Bana kötülük yapan birinin bile kötülüğünü istemedim’

◊ Fragmanlarda bir soru var “Bir insan neden delirir” diye. Peki, senin deliliğe bakışın nasıl?

Çok ince bir çizgidir delilik. Yani aslında yaptığımız iş deliliğe çok yakın. Düşünsenize, her gün kalktığınızda başka biri gibi davranmak... Zamanında bizim üniversitede akıl sağlığını kaybetmiş arkadaşlarımız da oldu. Çünkü çok ince bir sınır, onu aşarsanız, oynadığınız role kendinizi fazla kaptırırsanız, gerçekten kendinize dönmeyi unutursanız orası Sırat Köprüsü gibi bir yer. Delilikten çok uzak değilim ama akıl sağlığımı seviyorum. O yüzden korumayı tercih ederim. Ama Hüsrev karakterini etrafındaki herkes deli olarak görmek istiyor. O da “Eğer beni deli olarak görmek istiyorsanız sizin için deliririm, sorun değil” diyor, sonuna kadar sınırları zorluyor. Ama hiçbir zaman delirmiyor.

◊ Bir de yeni bir projen var yapay zekâyla ilgili. Onu biraz anlatır mısın?

Yapımcı olarak yapay zekâyı da işin içinde kullanarak bir platform yapmakla uzun süredir uğraşıyorum. Bu kadar söyleyeyim.

◊ Yapay zekâ seni korkutmuyor mu?

Yeniliklere karşı durulmaması taraftarıyım. Sonuçta analogdan geliyorum ben. Çevirmeli telefonu da gördüm, cep telefonunu da gördüm. Yenilikleri kaçırmamanın önemli olduğunu düşünüyorum. O yüzden sıkı takip ediyorum.

BAKMADAN GEÇME!