Güncelleme Tarihi:

Hande Soral’la neredeyse kariyerinin başından beri tanışıyoruz. Hem yetenekli hem de çok güzel ve alımlı. Eşi, oyuncu İsmail Demirci’yle yaşadığı büyük aşk ve oğlu Ali’ye (4) olan sevgisi gözlerinin içini parlatıyor. Mesleğinde geçirdiği zaman ve edindiği deneyim onu da değiştirmiş, kendi deyişiyle duvarlarını indirmiş, daha kendi gibi artık.Başlıyoruz muhabbete...
◊ 40’a 1 kala hayatın nasıl bir dönemindesin?
40’tan sonra kadınlar için en güzel dönem başlıyor derler. Benim için 39’da başlamış olabilir. Çok iyi hissettiğim bir dönemdeyim. Her şeyle barışığım. Eskiden de kendim gibi olduğumu zannediyordum ama duvarlarım biraz daha kalınmış. Şimdi daha kendim gibiyim. Kendimi çok daha özgür hissediyorum.
◊ Seni hiç tanımayan birine kendini anlatman gerekse hangi cümleleri seçerdin?
Dominantım ve her şeye hâkim olmak, her programı düzenlemek istiyorum. Bu kadar her şeye müdahale etmek beni de yoruyor ve birine anlatırken de “Ben böyle biriyim, bana takılma, rahatsız olursan da söyle” derim. İkinci olarak herhalde “Beni tanıdıkça daha çok seversin” derdim. Ve “Eğer seni seversem benim yanımda sonsuza dek güvende olursun”...
◊ Hayattaki en büyük savaşın neyleydi?
En büyük savaşım herhalde kendimleydi. Kendimi tanımak, çok küçük yaşta bu sektöre girip o serüveni yaşamak, var olmaya çalışmak, burada tutunabilmek ve oyunculuğa devam edebilmek...
◊ Biraz önce “Duvarlarım eskiden daha kalınmış” dedin. Seninle ilgili yorumlara baktığımda seni mesafeli bulanlar var...
İşte bence bu kırılmaya başladı.
◊ Neydi onun sebebi?
19 yaşında bu sektöre girdim, tesadüfler sonucu oyuncu oldum. Tabii, oyuncu olmayı çok istiyor olsam da bir anda kendimi bir dizinin başrollerinden biri olarak buldum. Dizi yayımlandı, ertesi gün tüm Türkiye beni tanıyordu. Herhalde kendimi korumak için daha erkeksi ve sert bir taraftan böyle olması gerektiğini düşündüm. Sette de öyleydim. Sokak çocuğu gibiydim yani. Kimsenin bana yaklaşmasına, lakayt davranmasına müsaade etmezdim. Şu an da elbette öyle ama bunu o sert duruşumla değil, kendim olarak sağlayabiliyorum.
◊ Dediğin gibi tesadüfen ve bence tıpkı filmlerdeki gibi bir günde ünlü oluyorsun...
Evet. Gerçekten öyle.
◊ ‘Komedi Dükkânı’ programına seyirci olarak gidiyorsun, sahneye çağrılıyorsun ve o gece bir yapımcı seni keşfediyor. Gerçekten her şey böyle büyülü mü oldu?
“Bu kadar da olur mu” dedirtecek kadar şaşırtıcıydı. Hep oyuncu olmak istiyordum. Üniversiteye hazırlanırken de konservatuvara girmek istiyordum ama iyi bir öğrenciydim ve ailem “Başka bir mesleğin olsun, oyunculuğu hobi olarak yaparsın” dedi. Ben de oyunculuğa ne hizmet eder diye düşünerek psikoloji okumaya karar verdim. Bilgi Üniversitesi’ni kazanıp İstanbul’a geldim. İlk senemde ev arkadaşımla birlikte ‘Komedi Dükkânı’nı izlemeye gittik. O benim oyunculuk hayallerimi biliyordu. Her gösteride seyircilerden bazılarını sahneye aldıklarını da biliyorduk. Arkadaşımla çekim öncesi bir yerde kahve içmeye oturduk. Bana masadaki peçeteyi uzatıp “İlk imzanı bana at, biliyorum bundan sonra çok imza atacaksın. Çünkü sahneye seni alacaklar” dedi. Ben de öncesinde annemi aramış; “Nasıl olsa o bölümde beni izleyeceksiniz” falan demiştim.
◊ Sen sanki bu olayı çok ‘manifestlemişsin’...
Yani bütün kapılarım nasıl açıksa, o anda ne dilediysem oldu.
◊ Sonra bir yapımcı tarafından arandın, ‘Küçük Kadınlar’ dizisinin seçmelerine gittin ve ilk gün set “Kayıt” dedi. Ne yaptın?
Dizide partnerim Burak Sağyaşar’dı, kendisine buradan çok sevgiler. Ben ezberimi hazırladım ve girdim odaya. Kolay heyecanlanan biri değilim, o zaman da değildim. Ama karşımda kocaman bir kamera, yönetmen, Burak ve ben. Bir heyecanlandım. Kendimi kontrol edemiyorum, yapamayacağıma emindim. Kamera kuruldu, ben titriyordum. Hoca “Kayıt” dedi. Sonra durdurdular. Kamera bozulmuş, kamerayı götürdüler ve iki saat sonra yenisi geldi. O sırada sohbet ettik, çalıştık ve heyecanımı yendim.
◊ Tam 20 sene geçmiş; oyunculuk, canlandırdığın karakterler sana hayat adına ne öğretti?
Sabretmenin, tutarlı olmanın, disiplinin, saygılı olmanın yetenekten çok daha önemli olduğunu öğrendim. Çünkü biz bir ekip işi yapıyoruz. Bu ekip işinde karşındakine saygı duymak, ona izin vermek, alan açmak bence sadece yetenekli olmaktan çok daha önemli.
‘Cesur davranamadım’
◊ 20 yılın muhasebesini yaparken şunu farklı yapardım dediğin şeyler var mı?
Bahsettiğim duvarlarımla beraber kendimi koruduğum halim biraz daha ürkek bir halimdi. O yüzden çok cesur davranamadım. Yeniliklere biraz mesafeli yaklaşıyordum. Daha güvenli sularda yüzmek daha rahat hissettiriyordu. Konfor alanımı bozmak çok da gerekmiyor diye düşünüyordum. Ama şimdi baktığımda bambaşka şeyler yapardım.
◊ Ne gibi?
Bir kere o zamanlar birçok şeyi gönül bağıyla yapıyorsun. Bu sektöre girdiğinde ilk tanıdığın insanlara sanki borcun varmış gibi hissediyorsun. Oysa profesyonel bir iş yapıyoruz. Hiç kimsenin, kimseye gönül borcu yok. Bu bir iş ve biri işini layıkıyla yapmıyorsa, kimseye eyvallahınız olmamalı.
◊ Çocuk sahibi olmak hayatını nasıl değiştirdi?
Her gün değiştiriyor. Hâlâ bizim için bebek gibi ve hayatımızın çok merkezinde. Onun düzenine göre yaşıyoruz. Ben zaten şefkatli, anaç biriyken şu an sonsuz bir şeyin içine atıldım. Sokakta gördüğüm her çocuk için ağlayabiliyorum. Elimden gelse dünyadaki ihtiyacı olan tüm çocuklara dokunabilmek istiyorum.
◊ Peki, Ali bir gün büyüyecek, ve belki bu söyleşiye denk gelecek. Ona bir not bırakacak olsan ne söylerdin?
Seni çok seviyorum. Ve bil ki her zaman yanında ve arkandayız.
‘Yüzüme gelip söyleyemedikleri şeyi yazan insanlarla kendimi üzemem’
◊ Son dönemde oyunculuk dünyasında genç oyuncuların yaptırdığı estetikler, kadınların yüzlerinin birbirine benzemesi, erkek oyunculardaki kas modası konuşuluyor. Genç oyuncuların bunları tercih etmeleri hakkında ne düşünüyorsun?
Sadece oyuncu olmaları gerekmez, bu kadar genç yaştaki herkesin bunu tercih etmesi bana kötü hissettiriyor. Etrafımda
17 yaşında annesinin izniyle estetik yaptıranları duyuyorum. Benim aklımın alabileceği bir şey değil. Daha vücutları, yüzleri, mimikleri oturmamış. Bunu yapan doktorlara da şaşırıyorum. Oyunculuğu ömürlerinin sonuna kadar devam ettirmek istiyorlarsa o uygulananlar belki 10 sene sonra bir deformasyona sebep olacak. Çok riskli buluyorum. Ben 39 yaşımda zaman zaman aldığım kilomla, estetiksiz yüzümle, boynumun azıcık kırışmaya başlamasıyla barıştım ve hiç umurumda olmuyor. Hiç ilgilenmiyorum. Keşke oyunculuk yapan genç kızlarımız, erkeklerimiz de sadece duyguyla ilgilense... Ekranda zaten o içinizdeki güzelliği gözünüzde göreceğiz. Oyunculuğun güzel yanı da orada.
◊ Geçen sezondan beri konuşulan konulardan biri kadın oyuncuların 40 yaşı geçtikten sonra anne rollerine sıkıştırılması, erkek oyuncularınsa jön olarak kariyerlerine devam etmeleriydi. Sen bunu gözlemliyor musun? Ve geleceğe dair bu tür kaygıların var mı?
Erkek oyuncuların hâlâ jön olup karşısındaki kadının daha genç olmasına geçen sezon da, önceki sezonlarda da şahit olduk. Bence bizdeki sorun, genel olarak kadın hikâyesinin çok az yazılıp çekilmesi. Bizde kadın başrolünün olduğu hikâye sayısı da çok az.
◊ Peki, sosyal medya linçleriyle aran nasıl, barıştın mı?
Hiç okumuyorum ama okusam da ilgilenmiyorum. Bu kimin ne düşündüğüyle ilgilenmiyorum demek değil. Ama gerçekçi bulmuyorum. Yüzüme gelip söyleyemedikleri şeyi yazan insanlarla kendimi üzemem, mutlu da edemem. Oraya yazılmış yorumların ne kadarı benim canımı acıtmak için, ne kadarı beni gerçekten izleyip sevdiği için bilemem.
‘Şenlikli bir semt hikâyesi’
◊ Yeni projelerin neler?
‘Evlilik Güzeldir’ eylül ayında TRT1’de başlayacak. Benim uzun zamanlardır ‘manifestlediğim’, özlediğimiz sıcak bir aile işi. 5 kız kardeş ve bir nikâh memuru babanın hikâyesi. Nikâh memuru babamız beş kızının evlenmesi için uğraşmıyor ama evlenmelerini bekliyor. Beş kızımızın da elbette hayatlarında flörtleri ve hepsinin de ayrı hikâyesi var. Şenlikli bir semt hikâyesi diyebilirim. Babamızı
Fikret Kuşkan oynuyor.
◊ Senin karakterin Zeynep nasıl biri?
Zeynep çok anaç, evi çekip çeviren biri. Partnerim Seçkin Özdemir. Karakterlerimiz eskiden çok büyük aşk yaşamışlar ama Seçkin bırakıp gitmiş...
◊ Sen bu abla rollerini seviyorsun galiba... Daha önce de ablayı canlandırdığın işlerin oldu...
Evet. Hayatın içinde de bunu seviyorum, o yüzden sanırım çağırıyorum bu rolleri.
◊ Dizinin adından yola çıkıp sorayım; evlilik
güzel midir gerçekten?
Eğer evlilik doğru kişiyleyse şahanedir. Âşık olduğun adamla evlendiğin zaman en yakın arkadaşınla ömrünün sonuna kadar geçen bir festival gibi evlilik. Hele bir de çocuğunuz olduğunda, o aile büyüdüğünde hikâye daha da büyüyor.
“Daha ikinci günde ‘Sen benim evleneceğim adamsın’ dedim”
◊ Eşin İsmail’le (Demirci) dokuz senedir birliktesiniz. Evlilik zamanla nasıl evrildi?
Sonsuz bir bağlılığa evrildi. Hayatımız boyunca üçümüzün ne olursa olsun temas halinde olacağımızı biliyor olmak çok güzel bir şey.
◊ Yıllar geçtikçe tutku devam ediyor mu?
Tutku devam etmezse evliliğin bir keyfi kalmaz.
◊ Şu an aşkın hangi halini yaşıyorsunuz?
Aşkın herhalde en güvende hissettiğim halini yaşıyorum. Çocuk olmadan önce ‘ya bırakıp giderse, ya ben gidersem’ gibi şeyler oluyordu.
◊ Çocuk olunca zor gider mi diyorsun?
Öyle demiyorum da bir güvende hissetme durumu var yani.
◊ Kıskançlıktan seti basanları, karavanda bekleyenleri okuyoruz. Siz birbirinizi kıskanır mısınız?
Mesela biri ona uzun süre bakarsa “Neden bu kadar uzun süre baktı, tanıdıysa gelsin merhaba desin” falan oluyorum. Ama işiyle ilgili bir şeyde, gidip seti basmak ya da karavanda oturmak gibi bir şey yaşayacaksam aklımı falan kaybetmiş olmam lazım. O da benim gibidir.
◊ Siz sette tanışmamıştınız, değil mi?
Yok. Bodrum’da tanıştık, Çeşme’de sevgili olduk.
◊ Daha önce ekranda görmüşsündür. Fiziksel olarak ilk karşılaşınca mı bir şeyler hissettin?
Şu an baktığımda delilik ama tanıştığımızın
ikinci günü evleneceğim adam olduğunu biliyordum. Evet, öncesinde de televizyonda görmüştüm. Çok yetenekli bulmuştum.
◊ Yeteneğine mi bayıldın ilk görüşte?
Gerçekten yeteneğine bayıldım. Evet, boylu boslu falan da demiştim, bu kim olmuştum (gülüyor). Sonra düşün, adamı hiç evde görmemişsin, kızdığı bir anı yaşamamışsın, ailesini tanımıyorsun.... Hiçbir şey bilmeden evleneceğim adam olduğunu ikinci gün anlamak nereden baksam delilikti.
◊ Sen bu hissini ona söyledin mi?
Evet, daha ikinci günde “Sen benim evleneceğim adamsın, çocuğumun babasısın” dedim.
◊ Deli diye düşünmüş olabilir senin için...
Hiç baskı yoktu ama bende. O “Ben de öyle düşünüyorum” dedi. Yine de ara ara benim yüzümden mi evlendik diye sorguluyorum (gülüyor).

