Güncelleme Tarihi:

Göksel’le Teşvikiye’de bir kafede buluşuyoruz. Hiç değişmiyor, fiziksel görüntüsü de kibar tavırları da ‘Sabır’ şarkısıyla hayatımıza girdiği günden beri hep aynı. Şimdi yeni albümünün heyecanını yaşıyor. Bir kablosuz hoparlör çıkarıyor, bir yandan bana şarkılarını dinletirken bir yandan heyecanla yorumları bekliyor. Her şarkısı özenilmiş, güzel ve hepsi ayrı hikâyelerin izlerini taşıyor. Başlıyoruz muhabbete...
◊ Bir önceki albümden bu yana 11 sene geçmiş. Bu arada bol bol single çıkardın. Peki, şimdi herkesin tek şarkı çıkardığı dönemde 12 şarkılık bir albüm yapmaya nasıl cesaret ettin?
Bugünün müzik dünyasında 12 şarkılık bir albüm yapmak biraz cesaret istiyor galiba. Ama benim için şarkılarımı bir albümle hikâyelendirmek hâlâ çok kıymetli. Hayatımın bir dönemini, içinden geçtiğim ruh hallerimi, yaşadıklarımı anlatabilmemin hazzı bambaşka. Yeni bir albüm yayımlamak yeni bir doğum, hayatımın yeni bir döneminin başlangıcı gibi hissettiriyor. Ben albüm geleneğinden gelen bir sanatçıyım. Uzun zamandır şarkılarımı sadece single yayımlıyordum ama asıl istediğim buydu. Bir noktada “Tamam artık, vakti geldi” dedim ve son 1,5 yılımı tamamen bu albüme verdim. Şimdi dönüp baktığımda çok içime siniyor, bu albümü tamamlamış olmak mutlu hissettiriyor.
◊ Bu albüm bize nasıl bir hikâye anlatıyor?
Bu albümde yine şehirli bir kadının hikâyesi var. Yalnızlık var, aşk var, kendimi deştiğim konular var, biraz öfke ve isyan da var. Bir yandan da hayatımın son döneminde yaşadıklarımın izi var diyebilirim.
◊ Senin nelere isyanın oldu bu albümü hazırladığın zamanlarda?
Ben çok yüksek sesle konuşan biri değilim belki ama yaşadığımız her şeyi çok derinden hissediyorum. Tüm dünyanın yaşadığı bu değişim dönemi, savaşlar... Herkeste olduğu gibi bende de endişe yaratıyor. Zaten biraz kaygılı bir yapım var. Sanırım bütün o endişeler; “Bu dünya nereye gidiyor”, “Bizi nasıl bir gelecek bekliyor” gibi çıkış arayışları da albümün ruhuna karıştı.
◊ “Albüm bırakma ve özgürleşme sürecimi anlatıyor” dediğini gördüm. Ruhsal olarak nasıl bırakmalar, özgürleşmeler yaşadın?
Kendimi artık daha rahat ifade edebildiğimi hissediyorum. Belki yaş aldıkça insan bazı şeyleri daha az saklıyor. Kendimle ilgili kilitli tuttuğum yerleri bırakmak konusunda daha özgür hissediyorum artık. Özel hayatımda da bazı değişimler, ayrılıklar oldu elbet.
◊ Yıllardır müzik dünyasındasın. Neden hâlâ kilitli tutuyordun?
Yanlış anlaşılmaktan korkan biriyim aslında. Hassas bir kalbim var ve birilerini kırmaktan da çekiniyorum. “Yanlış bir şey söyler miyim, biri alınır mı, ben üzülür müyüm” derken röportajlarda daha temkinli davrandım. Ama artık kendimi daha özgür hissediyorum. Dinleyicilerle birlikte uzun yıllar geçirdik, doğal olarak yanlış anlaşılma kaygım azaldı. Yine de tamamen çözdüm diyemem, insanın kendiyle ilgili yolculuğu bitmiyor bence.
◊ Popstar olarak temkinli davranmak ne kadar doğruydu?
Bir yere kadar gerekliydi diye düşünüyorum. Çünkü ben daha çok müziğimle, şarkılarımla konuşulmak istedim hep. Çok fazla ucunu bıraktığınızda insanı yoran, tüketen, yaptığı işin önüne geçen bir yere gidebiliyor o taraf. O yüzden kendi sınırlarımı korumayı seçtim diyebilirim.
◊ Hiç diğerini seçip daha çok gündem olsaydım dediğin oldu mu?
Özel hayatını fazla göstererek yaşamak benim mizacıma uygun değil. Müzisyen kimliğimle var olmayı seçtim. Evet, emek gerektiren bir yoldu ve hiç pişmanlık hissetmedim. Dinleyiciyle kurduğum o derin bağın da biraz buradan geldiğini hissediyorum. Karşılıklı bir saygı oluştu yıllar içinde ve
o bana çok iyi geliyor.
◊ Albümdeki ‘Soy’ şarkında “Beni kontrolden çıkar” diyorsun. Normalde bu kadar kontrollüyken arada bunu istiyor musun?
Evet, galiba herkes gibi ben de bazen tamamen bırakmak, kontrolden çıkmak, düşünmeden yaşamak istiyorum. Çünkü çok düşünmek, sürekli kendini kontrol etmek insanı yoruyor. ‘Soy’ bir şeyleri bırakma isteğini anlatıyor aslında. Ben zaman zaman o otokontrolü gevşetme ihtiyacı duyuyorum. Her zaman kontrollü olsaydım, bu tutkulu aşk şarkılarını yazamazdım.
‘Mesaj yazmak yerine şarkı yazıyorum’
◊ Albümün adı ‘Rüyaların İşi’. Şarkılarının rüyalarla bir ilgisi var mı?
Ben rüyalarım üzerine çok çalışmış biriyim. Psikolojiye merakım olduğu için kendi rüyalarımı çok irdeledim, yazdım. Rüyaların bilinçaltından geldiğini, bizim bazen farkına varmadığımız çok şeyi bize söylediğini biliyorum. Aynı benzerliğin şarkılarda da olduğunu fark ettim. Mesela bir şarkı yazıyorum, ben o şarkıda aşktan bahsettiğimi düşünüyorum ama sonradan fark ediyorum ki hem bende hem dinleyicide çok daha farklı duyguları tetiklemiş. Bir de yaratıcılık, rüyayla uyanıklık arasında bir yerden geliyor. Bunu da çok deneyimledim. Tam uyumak üzereyken bir cümleyi kaydedip uyuduğum ya da uyku arasında uyanıp yazdığım şarkılar var.
◊ Bir sevgilin varken aniden yanından kalkıp, kâğıt-kalem alıp şarkı mı yazmaya başlıyorsun?
O yüzden yalnız kalmayı tercih ettim (gülüyor). Ciddi söylüyorum, yanımdakini uyandıracağım diye onu yapamamak bana iyi gelmiyor. Yalnız kaldığım dönemlerde yaratıcı alanım çok daha fazla açılıyor. Ama albümün adına dönersem ‘Rüyaların İşi’ cümlesi ‘Bir Cumartesi Gecesi’ şarkısında da geçiyor. Gece yarısı köpeğim Çiko’yu gezdiriyordum. O sırada etrafta herkes eğleniyordu. Biraz da canım sıkkındı. İçimden “Bir cumartesi gecesi, köpeği çıkar, sakinleştiricini al, yat uyu, gerisi rüyaların işi” dedim. Kendi kendime söylediğim dörtlük hoşuma gitti. Albümde sözlerini en sevdiğim şarkı oldu.
◊ Sen bu şarkıları mum ışıkları, şömine ve gitar eşliğinde yazarsın gibi geliyordu bana...
Gitar var, loş ışık muhakkak oluyor. Ama gerçekten uykudan uyanıp yazmak çok kıymetli benim için. ‘Uzaktan’ uyanıp yazdığımı en net hatırladığım şarkı. ‘Be Oğlum’ ve ‘Alev Alev’ şarkılarının ikisini çok kızgınken aynı gece yazdım. Duygusal olarak fırtınalı bir geceydi. Ben mesaj yazmak yerine şarkı yazıyorum.
◊ Bu şarkıları dinleyen adamlar kendilerinden bahsedildiğini anlar mı? Çok zor işleri...
Anlıyor tabii (gülüyor). Çok zor.
‘Bize iyi gelen, bizi iyileştiren frekanslar var’
◊ Hem analog hem dijital dönemde şöhreti yaşadın. Sence bütün bunlar müzik dünyasını nasıl etkiledi?
Muhakkak faydaları oldu, dijital mecralar ilk çıktığında kataloğu bir arada tuttukları için hoşuma gidiyordu. Müzik dinlemek istediğinde her şeye ulaşılabilir çok kolay, eskiden bunu bulamazdık. Ama bir yanıyla da algoritmalar müziği çok yönlendiriyor, rakamlarla bir eserin değerinin ölçülüyor olması olumsuz tarafları. Eskiden kaset dinlerdik, bazı şarkılar çok hit değildi ama onları keşfederdik. Şimdi algoritma onları alta itiyor. Çok kıymetli yeni müzisyen arkadaşların işlerinin ön plana çıkması zorlaştı. Şans eseri birkaçı fırlayabiliyor. Bir de dinleyiciyi hızlı tüketime yöneltti. O yüzden hızlı hızlı single’lar çıkıyor. İnsanlar zaten her şeyden çok çabuk sıkılıyor. Yine de dinleyici iyi şarkıyı bir yerlerden bulup çıkarıyor. Genç kuşak, 20 sene önce yayımlanmış şarkıyı bulup onu viral yapabiliyor. Demek ki hâlâ dijital bir şey yerine insan unsuruyla yapılmış, iyi müzik, stüdyo kaydı dinlemek istiyorlar.
◊ YouTube’da bir klibin çok tıklanması sence o işin gerçekten iyi olduğunun bir kanıtı mı?
2015’te YouTube çok ön plandaydı. O sıra benim hiç tıklanmayan şarkılarım şu anda en çok söylenen şarkılarım. Yani o manipülasyonlar
ya da o tıklanmalar aslında anlık... Zaman içerisinde insanlar dinliyor.
◊ Sen hiç tıklanma satın aldın mı?
Öyle bir şey yapmam. İçime sinmez, hem de zamanla onu gerçek dinleyicinin bulup dinleyeceğini biliyorum.
◊ Yapay zekâ ve müzik ilişkisine nasıl bakıyorsun?
Geçen gün bir konserde canlı büyük orkestra dinledim, o enstrümanların yaydığı frekansın vücudumda yarattığı etki o kadar büyüktü ki, bunun yerini hiçbir şey alamaz dedim. Bize iyi gelen, bizi iyileştiren frekanslar var... Yapay zekâ zaten var olanları toparlayıp çıkarıyor, bir noktada sıkışıp kalacak. Yalnız insanı bu kadar kolaylığın tembelleştirebileceğini düşünüyorum. Çünkü yetenek geliştirilebilen bir şey. Yıllarca enstrümanlarını çalmak için çalışmış insanlar var. Bu kadar kolay yapılıyorsa ona yaptırayım diye diye körelirsin.
‘Âşık olmayı seven bir kadınım’
◊ Bu albümde ne kadar aşk var?
Bir hayli var, ben âşık olmayı seven bir kadınım.
◊ Şimdilerde âşık mısın?
Hayır çünkü enerjim, konsantrasyonum bu albümde. Ama belli olmuyor bu işler biliyorsun.
◊ Bu kadar aşk sözleri yazmış birinin aşk tanımı ne?
Tarifi çok zor bir şey. Ama ben sanki aşk yaşadığım kişinin ruhuna karışıyormuşum gibi hissediyorum. Aynı zamanda kendim de karışıyor, altüst oluyorum. Ama o kadar birine karıştığında ondan ve kendi karışıklığından çok şey öğreniyorsun. O yüzden aşk acıtsa da bence herkese iyi geliyor. Ama bir noktada o aşk, öldürücü toksik aşka vardı mı, ki oralara ben de düşmüşümdür, kendini kollayıp bir dur demek gerekiyor.
◊ Peki, nasıl biri senin kalbini çalar?
Ben aslında fiziksel özelliklerinden çok ruhsal özelliklerine çekildim. Standartdışı, yaratıcı tarafları olan insanlarla vakit geçirmekten keyif alıyorum. Sanatçılarla daha iyi anlaşıyorum sanırım. Ben de duygusal ve çocuksu bir karaktere sahibim. Tabii iki kişi de böyle olunca çok basit şeylerin bile birlikte üstesinden gelemeyebiliyorsun. O yüzden bundan sonrası için artık doktor mu olur, mühendis mi olur... Evrenden talep ediyorum (gülüyor).
◊ Albümdeki ‘İmkânsızım’ şarkısında “Aşkın imkânsızlığına âşığım artık ben” diyorsun. İnsan imkânsızlığa âşık oluyor mu?
Artık olmayacağını biliyorsun ama ona âşık olma durumuna bağımlı hale geliyorsun. Bu da başıma geldi.
‘Normalde çok kahkaha atan biriyim’
◊ Duygusal şarkılarından dolayı bana melankolik bir havan varmış gibi geliyor. Melankolik misin?
Bu şarkıların getirdiği bir algı. Tabii bazı dönemlerimde çok melankolik olabiliyorum ama normalde çok kahkaha atan biriyim. Gülerim ve güldürürüm. Neşeli masaları severim, muzipliklerimi bazı şarkılarda da hissediyor olabilirsin. Slow şarkılarım, mesela ‘Depresyondayım’ falan da aslında muzip bir şarkıydı, herkes çok ciddiye aldı, belki fark edemediler ya da ben röportajlarımda çok uslu durduğum için öyle algılandı.
◊ Yıllardır tanışıyoruz. Hep çok kibar ve nahifsin. Her an kırılabilecek gibisin. Sesini çok çıkaranın duyulduğu bu dünyada zorlanmıyor musun?
Benim sessiz bir gücüm var. Bakma, göründüğüm kadar da sakin değilim aslında.
◊ Fotoğraflarda bu sefer seksi bir Göksel var...
Öyle mi diyorsun?
◊ Evet, özellikle beyaz gömlekli karelerde... Nasıl hissettiğin bir dönemdesin?
İyi hissediyorum, yıllarla iyi baş ettiğimi düşünüyorum. O çünkü bence bir enerji meselesi. Onun dışında çok uzun zamandır istediğim bir şeyi gerçekleştiriyor olmak bana iyi geliyor. Bir de, inanmayacaksın, röportaj yapmayı özlemişim. Uzun zamandır böyle şeyler yapmıyordum, hoşuma gitti, bana iyi hissettirdi. Bir de 17 Mayıs İzmir Kültür Park Açıkhava Tiyatrosu, 22 Mayıs Konya Selçuklu Kongre Merkezi ve 22 Haziran Harbiye Açıkhava Tiyatrosu konserleri olacak, onların heyecanını yaşıyorum.
‘Bunun bir iş olduğunu çok geç öğrendim’
◊ 29 yıl önce seni ilk şarkın ‘Sabır’la tanıdık. Bir geçmiş muhasebesi yapsan seni en zorlayan neydi?
Bunun bir iş olduğunu çok geç öğrendim. Hele ilk çıktığımda zannediyordum ki
ben güzel şarkı söylediğim için her şey şahane gidecek. Halbuki bir iş gibi düşünüp iş gibi yönetmek gerekiyormuş. Zaman içerisinde öğrendim. Şu anda da gayet güzel baş edebiliyorum.
◊ Evet, zaten ilk kez albümünün de yapımcısı sen oldun. Bu bir şarkıcıya ne katıyor?
Evet, Soles Müzik adında bir yapım şirketi kurdum. Aslında yapımcıların geri planda ne kadar çok şey hallettiğini bizzat deneyimledim. Yine Avrupa Müzik’le de işbirliği içerisindeyiz. Destek ve fikirlerini alıyorum. Ama bu, haklarına sahip olduğum ilk albümüm olacak. O anlamda benim için çok kıymetli. Güzel ve yorucu bir tecrübe. Her detayına hâkim olmak, dijital yolculuğunu deneyimlemek gerçekten heyecanlı.
◊ En zor taraflarından biri neydi senin için bu mesleğin?
Bence bir kadın için en zor tarafı özel hayatını mesleğinle birlikte yürütmek. Çok zor oluyor gerçekten. Hem özel hayat hem kendi zamanımdan çok ödün veriyorum. Uyumadığım zamanlarda çalışıyorum. Ben beste de yaptığım ve stüdyoda da çok zaman geçirdiğim için ekstra belki biraz fazla yüküm oluyor olabilir. Böyle olunca özel hayatına ve yanındaki kişiye de bir noktaya kadar zaman ayırabiliyorsun. Oralar beni üzdü çünkü ilişki seviyorum.
◊ Sence en yanlış anlaşıldığın şey ne oldu?
Çok kontrollüydüm, pek yanlış anlaşılmaya izin vermedim. Belki depresif olduğum düşünülmüş olabilir.
