“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz

Güncelleme Tarihi:

“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz
Oluşturulma Tarihi: Temmuz 27, 2025 07:00

21 Ocak gecesi Bolu Kartalkaya’daki Grand Kartal Otel’de çıkan yangında 78 kişi yaşamını yitirdi. Olayın üstünden 6 ay geçti. Davanın ilk duruşması bu ay başladı ve 1 haftayı aşkın sürede tamamlanabildi. Gözler artık 22 Eylül’de görülecek ikinci duruşmada... İlk duruşmanın ardından, yangında yakınlarını kaybedenlerle konuştuk. Yaşananları bir kaza değil, bir felaket olarak tanımlayan aileler, bundan sonra başka canlar yanmasın diye de adalet arıyor.

Haberin Devamı

Bolu, Kartalkaya’nın bembeyaz kayak pistleri 21 Ocak gecesi sessizliğini kaybetti. Grand Kartal Otel’de çıkan yangın yalnızca bir binayı değil, onlarca ailenin geleceğini aldı götürdü. Kimi için tatilin son günüydü, kimi otele henüz o gün gelmişti. Kimi sabahın erken saatinde kızına kayak dersi aldıracak, kimi kahvaltıda annesiyle buluşacaktı.

Maalesef hiçbiri gerçekleşemedi. 36’sı çocuk, 78 can yitip gitti. Şimdi o geceden sağ kalanlar ve hayatını kaybedenlerin yakınları, sevdikleri adına adalet arıyor. Aileler yaşananları bir kaza değil, sistematik bir ihmal ve ‘olası kasıt’ olarak nitelendiriyor. Çünkü bilirkişi raporlarına göre yangın öncesinde sistemlerin çalışmadığı belliydi. Ancak önlem alınmadı.

“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz

Haberin Devamı
Haberlerimizi Google’da Takip Edin
En güncel haberlere ve son dakika gelişmelerine Googleüzerinden anında ulaşmak için bizi favorilerinize ekleyin.
Google’da tercih edilen
kaynak olarak ekleyin

‘KARAR EMSAL OLMALI’

Bu süreçte ölenlerin yakınları ‘Başka Canımız Yok’ adını verdikleri bir toplulukta buluştu. Davanın ilk duruşması 7 Temmuz’da başladı ve 10 gün sürdü. Bolu’da, mahkeme salonuna çevrilen bir spor salonunda görüldü. Bir sonraki duruşma 22 Eylül’de. Mahkeme salonuna taşınan sadece dosyalar değil. Bir baba çocuğunun oyuncağını, bir anne kızının son ses kaydını, bir dede yitip giden dört kişilik ailenin sessizliğini taşıyor. Aileler ihmali olan herkesin yargı önünde hesap vermesini istiyor: “Bu sadece bir ceza değil; Türkiye’deki tüm işletmelere ve kamu kurumlarına örnek, emsal olmalı.”

“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz

‘HERKES BİRBİRİNİ SUÇLUYOR’

Gözdem Güngör Derin (Kardeşi Kıvanç, kardeşinin eşi Burcu ve iki çocukları Pelin’le Kerem’i kaybetti)

Ben yaklaşık 15 senedir Almanya’da yaşıyorum. Kardeşim, eşi ve iki çocuğuyla birlikte üç günlük kısa bir tatil planlamıştı. Çıkış günlerinde ben de İstanbul’a geçecektim, görüşecektik. Ama olmadı. 5 yıl önce babamı COVID’den kaybettik. Ardından anneme kanser teşhisi kondu. Onun hastalığıyla uğraşıyorduk.

Haberin Devamı

Yeğenim Pelin 13, Kerem’se 5 yaşındaydı. Yangının olduğu akşam kardeşim Kıvanç beni aramış ama okul aile birliği toplantısında olduğum için görememişim. Ertesi sabah Instagram’da gezinirken ‘Kartalkaya’da yangın’ diye bir paylaşım gördüm. Kafamda oturmadı. Sonra yeğenim Pelin’in birkaç gün önce paylaştığı bir post’tan kaldıkları yeri anladım.

İstanbul’da tanıdığım herkesi aradım, listeler dönmeye başladı. Resmi haberi Pelin’in okulunun paylaşımından öğrendim. Her biri ayrı ayrı bulunmuş. Kıvanç ve Kerem birlikte, Pelin ve Burcu birlikte hastaneye sevk edilmişler.

Biz apar topar eşim ve çocuklarımla İstanbul’a uçtuk. Başta anneme söyleyemedik. Burcu’nun kardeşinin eşi de doğuma gün sayıyordu, ona da anlatamadık. Hepimiz yıkıldık, insan asla konduramıyor.

Haberin Devamı

Anneme söylemek için benim gelmemi beklediler. Annem beni, eşimi ve çocukları birden karşısında görünce bir şeylerin çok kötü olduğunu anladı. “Hangisi” diye sordu
“4’ü birden anne” dedim. “Yaşamıyorlar” dedim. O anı tarif edemem. Dünyamız karardı, ailemiz yok oldu.

Büyük kızım ve büyük yeğenim kardeş gibi büyüdüler. Olaydan sonra kızım, büyük bir travma yaşadı.
5 yaşındaki kızım ölüm ve yasla tanıştı. Psikolojik destek alıyorlar. Benim çocuklarım psikolojik destek alırken sanıklar “Bizim çocuklarımızın psikolojisi bozuldu” diyorlar. Oysa ortada 78 can var. Onların çocuklarının psikolojisi bozulduysa bizimkilerin ne hale geldiğini tahmin edemezler.

Haberin Devamı

“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz

‘SU DEPOSU BOŞMUŞ’

Davanın ilk haftasını takip ettim. Mahkemede olmak iyi geldi. Ama dinlediklerim karşısında şoke oldum. Hiçbir sanık sorumluluk kabul etmiyor. Herkes birbirini suçluyor. Pişmanlık duyan yok. İtfaiye raporu geri çekilmiş. Otelin su deposu boşmuş, itfaiye kendi deposundaki suyu kullanmak zorunda kalmış. Otel sahipleri gururla “Dedemiz bu oteli yaptı” diyor ama yaşananlar karşısında sorumluluk hissetmiyorlar. Duman dedektörü çalışmıyor, yangın alarmı yok. Kâğıt üstünde yönetici olanlar, imza atıp sorumluluk almayanlar... Hepsi bu ihmalkârlığın bir parçası.

Bundan sonra dileğim, bu davanın emsal teşkil etmesi. Can güvenliği insanların insafına, inisiyatifine bırakılmamalı. Denetimler, raporlar, uygulamalar gerçek olmalı. Adalet değil, sistem değişmeli. Kayıplarımızı geri getiremeyeceğiz. Ama onların anısına daha güvenli bir gelecek kurmak için mücadele ediyoruz. Bu sadece bizim değil, herkesin mücadelesi olmalı.

Haberin Devamı

“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz

‘BU BİR TRAJEDİ DEĞİL, GÖZ GÖRE GÖRE GELEN BİR KATLİAM’

Yaprak Yalçın (Eşini ve kızını kaybetti)

20 Ocak’ta otele üç aile olarak giriş yaptık. İlk konaklamamızdı. Gece 3.30 sularında bağrışmalarla uyandık. Eşim hemen kalktı, kapıya yöneldi ancak yoğun dumanla karşılaştık. Aynı katta kalan arkadaşlarımız da odadan dışarı çıkmış ama panikle odalarının anahtarını içeride unutmuş, bizim odaya sığındılar. Camdan dışarı baktığımızda alevleri gördük, odanın içi hızla dumanla doldu.

8 kişiydik. Merdivenlere ulaşmak mümkün değildi. Ön cepheye bakan başka bir odaya geçmeyi denedik. Koridora çıkar çıkmaz gözlerim yandı, ciğerlerim dumanla doldu ve yanmaya başladı, tam bayılmak üzereyken kendimi başka bir odada buldum. Ayıldığımda eşim ve küçük kızım yanımda yoktu. Büyük kızım benimleydi. Bizi fark eden biri içeri çekmiş sanırım, sağ olsunlar. Kızım çığlık attığını söyledi, belki de onu duydular.

Eşimin ve kızımın yokluğunu fark edince hemen eşimin cep telefonunu aradım. Yan odaya sığındıklarını söyledi ve “Bir dakika, kapatmam lazım” dedi. Sesi telaşlıydı, bu bizim son konuşmamız oldu.

O sırada biz defalarca 112’yi aradık, “Geleceğiz” dediler. Odadaki bir baba ve oğul atlamaya karar verdi. 8’inci kattaydık ancak sundurmaya atlarsak 3 kat gibi olacaktı. Onlar atladı. Ardından biz de yatak, yastık, yumuşak ne varsa sundurmaya atıp daha yumuşak bir alan yaratmaya çalıştık. İlk atlayanları görenler olmuş, sundurmaya merdiven getirdiler, ben panikten hatırlamıyorum ama bir halat bulunmuş. Odadaki diğer baba kalorifere bağladı, tek tek halatla aşağıya indik.

Eşim ve küçük kızım kurtarılamadı. Olayın üstünden altı ay geçti. Küçük kızım 10 yaşındaydı. Tarif edilemez acılar yaşıyoruz. Psikolojik destek alıyoruz, büyük kızım tekrar okula başladı. Hayatımıza tutunmaya çalışıyoruz.

Duruşmalarda sanıklarla aynı ortamda bulunmak zordu. Hiçbiri sorumluluk almadı, pişmanlık göstermedi. Oysa bilirkişi raporunda söylendiği gibi yangın başladığında uyarı yapılsaydı 6 dakika içinde herkes kurtulabilirdi. Ama bu tercih edilmedi. 32 kişi yargılanıyor. Ama sadece bireyler değil, denetim görevini yerine getirmeyen kamu kurumları da sorumluluğu paylaşmalı. Bu sadece bir ihmal değil, sistemsel bir çöküş.

Mahkeme heyetinin titiz çalıştığını düşünüyorum. Adil bir karar, sadece kaybettiklerimiz için değil, bundan sonra kaybedilmesin diye önemli. Bu dava caydırıcı bir emsal olmalı. Çünkü bu bir trajedi değil, göz göre göre gelen bir katliam. Hak yerini bulmalı.

“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz

‘KENDİ ÇOCUĞUNUN KABANINI İLİKLERKEN BİZİM ÇOCUKLARIMIZI ÖLÜME TERK ETTİ’

Rıfat Doğan (Kızını ve eşini kaybetti)

Biz Bolu’da yaşayan bir aileyiz. Genelde Kartalkaya’ya kayak tatiline gideriz. Bu kez de sahiplerini tanıdığımız, üç nesildir aynı aile tarafından işletilen, köklü ve ‘güvenli otel’ sertifikalı bir oteli tercih ettik. Görünüşte her şey kusursuzdu: Alarm butonları, yangın dolapları, dedektörler... Ama sonra hepsinin sadece görüntü olduğunu, çalışmadığını öğrendik. En kötüsü personelin deneyimsizliğiydi. Eski kadronun yerini ucuz işgücü almıştı. Bizim bunları bilmemiz mümkün değildi; zaten denetim görevi devlete ait.

O gün kızımı kayak dersine hazırladım. Çay-kahve içtik, sohbet ettik. Annesiyle onlar otelde kalacak, ben işlerimi hallettikten sonra yani birkaç gün içinde yanlarına gidecektim. Onunla geçirdiğim son zaman oldu. Olacakları bilemeden eve döndüm.

O gece Kartalkaya’da yangın çıktığını öğrendim. Önce “Ufak bir yangındır” dedim ama sonra bizim otel olduğunu ve büyüklüğünü görünce hemen yola çıktım. Otelin önünde Emine Murtezaoğlu Ergül’le (otelin sahiplerinden) karşılaştım. “Ceren’le Lalin nerede abla” dedim. “Bilmiyorum” dedi. Kurtarılanların diğer otele götürüldüklerini söylediler. Dorukkaya’ya geçip anons istedim, “Yok” dediler. Lobide gezindim. Grand Kartal Otel’in yönetim kurulu üyeleri hiçbir şey yokmuş gibi kahvaltı yapıyordu. Otel yanarken, içeride insanlar varken hiçbir şey olmamış gibiydiler. Emine Hanım oturmuş muzunu yiyordu.

Tekrar otele döndüm, gizlice içeri sızdım. Tavan çökmüş, duman yoğunlaşmıştı. Bir itfaiyeci dışarı çıkardı ve bir daha girmeme izin verilmedi. Saat 3 gibi “Ceren bulundu” dediler. Arabaya bindirdiler, gerçeği orada söylediler.

Olaydan iki ay sonra cesaret edip kızımın telefonunu açabildim. Emine Hanım’la sarmaş dolaş fotoğraflarını, kahve içtiklerini gördüm. Bu kadın kızımın orada olduğunu biliyordu. Ulaşabileceği tüm imkânlara sahipti. Ama ne o gece ne sabah, aramadı.

Görüntülerde yönetim kurulu üyelerinin çocuklarını giydirip kaçtıkları, bizimkilerin kapılarını çalmadıkları net şekilde görülüyor. Elif Ergül Aras (otelin yönetim kurulu üyesi) üşümesin diye çocuğunun kabanını iliklerken bizim çocuklarımızı ölüme terk etti.

Avukatlarımız hepsine tek tek sordu ancak “Pişmanım” diyen olmadı. Herkes kâğıt üzerinde yetkisiz, sorumsuz... Otelin genel müdürü “Ben değilim”, muhasebeci “Tuvalete bile izinsiz gidemem”, patron “Turizm Bakanlığı denetlemedi” diyor. Oysa belgeler, WhatsApp yazışmaları, tanık ifadeleri ortada. Her detaydan haberdarlarmış.

Yangın başladığında “Kimseyi uyandırmayın, biz söndürürüz” diyenler var. Arabaların çıkarılmaya çalışılması, içlerinde ne olduğunu düşündürtüyor. Şüphelerimiz var ama araştırmak yargının işi. Biz bu eksiklikleri bilemeyiz. Ama devlet bilmeliydi. Denetlemeyen kurumlar, ilk anda soruşturma izni bile vermeyen bakanlıklar da sorumlu. Bu dava sadece bireyleri değil, sistemi de yargılamalı.

Ne karar çıkarsa çıksın, giden geri gelmeyecek. Ama bu dava emsal olmalı. Ağır ve hakkaniyetli bir karar herkese sorumluluğunu hatırlatmalı. Biz intikam değil, adalet istiyoruz. Gerçek bir adalet. Mahkeme heyeti bize çok güven verdi. Adalete güveniyorum. Dilerim alınacak karar da bu güvene layık olur.

“78 can gitti, sanıklardan biri bile ‘pişmanım’ demedi” İntikam değil adalet istiyoruz

‘MAHKEME HEYETİ KARARLI VE OBJEKTİFTİ. SANIKLARSA BİRBİRLERİNİ SUÇLADILAR’

Uğurtan Doğan-Ersin Doğan (Oğullarını, gelinlerini ve iki torunlarını kaybettiler)

◊ Evliliğimizin 46’ncı yılını mutlulukla geçiriyorduk. Oğlumuz Mert, Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler mezunuydu. Eşi Duygu’yla üniversitede tanıştı, evlendiler. Bu evlilikten iki güzel torunumuz oldu: Doğa (2015) ve Mavi (2017). Mert çok iyi bir baba, eş ve evlattı. 39 yaşında, uluslararası bir şirkette genel müdürlük görevine gelmişti.

◊ 21 Ocak 2025 sabahı, Bolu’dan aldığımız bir telefonla her şey altüst oldu. Büyük bir umutla çıktıkları tatil, saat 16.30’da hastane bahçesindeki bir TIR’da onları teşhis etmemizle sona erdi. O andan itibaren hayatımızın rengi gitti.

◊ Daha önce de kayıplarımız olmuştu ama bir gecede evladımızı, gelinimizi ve iki torunumuzu kaybetmek tarif edilemezdi. Hele ki bu, göz göre göre gelen bir ihmalkârlıkla, vicdansızlıkla yaşanmışken... Canlarımızı Adana’da toprağa verdik.

◊ Yavrularımızın evini 100 gün açamadık. Daha sonra, kokularını duymak için eşyalarına dokunmaya başladık. Bazı kıyafetlerini sevdiklerine hatıra verdik. Bu acıya birbirimize tutunarak dayanıyoruz.

◊ İlk duruşmalarda mahkeme heyeti kararlı ve objektifti. Sanıklar arasında pişmanlık gösteren olmadı. Birbirlerini suçladılar, sorumluluk almadılar. Bazıları “Kâğıt üstünde yöneticiydim” dedi. Oysa kamera kayıtları, otel yöneticilerinin kendilerini kurtarıp diğerlerini uyarmadığını açıkça gösteriyordu. Bizim çocuklarımız sabaha kadar yardım beklerken, bazı VIP misafirler özel olarak uyarılmıştı.

◊ Bu bir kaza değil. Bu bir katliam. Olası kasıtla işlenmiş, göz göre göre gelen bir cinayet. Başta Halit Ergül, Emine Murtezaoğlu Ergül, Elif (Ergül) ve Emir Aras’la Ceyda Hacıbekiroğlu olmak üzere herkesin adalet önünde hesap vermesini istiyoruz.

◊ İntikam değil, adalet istiyoruz. Ve bu süreci birlikte yürüttüğümüz, bize destek olan ‘Başka Canımız Yok’ topluluğuna yürekten teşekkür ediyoruz.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!