GeriHürriyet Pazar ‘1999’dan daha iyi durumda değiliz’
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

‘1999’dan daha iyi durumda değiliz’

‘1999’dan daha iyi durumda değiliz’
Abone Olgoogle-news

Marmara depreminin en önemli sonuçlarından biri de bu büyüklükte bir felakete hazır olmadığımız gerçeğiyle yüzleşilmesiydi. Peki geçen 20 yılda deprem bilinci ve önleyici hazırlık konularında ne kadar yol alındı? Riskli yapılardan tamamen kurtulabildik mi? 1999’dan beri bu alanda pek çok çalışma yapan İnşaat Mühendisleri Odası Başkanı Cemal Gökçe’den durum raporu aldık.

Büyük Marmara depreminden sonra birçok proje hazırlandı, rapor yazıldı. Bugün ne durumdayız?

- 20 yıl önemli bir süre. 1999’da bir çalışma yapıp İstanbul’da depremde etkilenecek bina sayısının gece-gündüz farkına göre 50-150 bin olacağını, 100 milyar dolar da maddi kayıp olacağını açıkladım. İnsafsızlık da yapmamak gerekiyordu. Çünkü Türkiye’deki yapı stoku yani halihazırda içinde oturulan, yaşanılan evler, işyerleri bir günde ortaya çıkmadı. Kısa sürede gidermek kolay değil. “20 yıl planlama yapmak lazım” demiştim.

Yol haritası da sunmuş muydunuz?

- “Her yıl 2 milyar dolar para ayırmak koşuluyla 20-25 yılda bu yapılabilir” demiştim. Depremi algılamak için oluşturulan İstanbul İl Afet Merkez Kurulu’nun 14 üyesinden biriydim. İstanbul’da 3 bin 30’u çok ağır olmak üzere 30 bin yapı hasar görmüştü. Yapı stokunun yüzde 25’i devre dışı kalmıştı.

Şimdi ne söylenebilir?

- 1999’daki yapı stoku, varlığını bugün de koruyor. Yeni yapılar inşa edildi ancak ağırlıklı olarak boş yerlere yapıldılar. Var olan yapı stokuna güçlendirme, yıkıp yeniden yapma anlamında bir şey olmadı. 2012’de Kentsel Dönüşüm Yasası çıkarıldı. Amaç, en riskli bölgelerden başlamak üzere, illerdeki yapıları güvenli hale getirmekti.

Kentsel dönüşüm amacına uygun yapılmadı

Amaca uygun hareket edildi mi?

- Dönüşüm, riskli bölgeler başta olmak üzere gecekondu bölgeleri, 25 yıllık yapılar ve çok eski binalardan başlayarak gerçekleşecekti. Ama riskli bölgeler bir kenara bırakıldı. Geliri, rantı çok yüksek olan Kadıköy, Bostancı, Bakırköy’de hareket başladı. Depremde yıkılması muhtemel binalar yerinde dururken 2000’de inşa edilenler bile yıkılıp yeniden yapıldı. Yani kentsel dönüşüm amacına uygun olmadı. Beş kat yıkıldı, yedi kat yapıldı; 20 daire gitti, 30 daire geldi.

Türkiye’de kaç riskli yapı var?

- Kentsel Dönüşüm Yasası’nın çıktığı 2012’de Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, 20 milyon yapı bulunduğunu, 7 milyonunun riskli olduğunu söylemişti. Bu rakam bugün de geçerli. Geçen yıl İmar Barışı çıkarıldı, 12 milyon kişi başvurdu. Bugün sorulması gereken iki soru var: Ruhsat aldıktan sonra üzerine kaçak kat ilave edilen kaç yapı var? Ne kadar yapı tümüyle kaçak yapılmış? Bu açıklandığında, gerçekte ne kadar depreme karşı riskli yapı olduğunu öğrenebiliriz.

Peki 20 yılda neler yapıldı?

- 2003’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) dört üniversitemize Deprem Master Planı yaptırdı. O notlar benim başucu kitabım. 2004’te 1. Deprem Şûrası, 2009’da Kentleşme Şûrası yapıldı. Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından 2012-2023 yıllarını kapsayan Deprem Strateji ve Eylem Planı hazırlandı. Hepsinde kararlar alındı. TBMM’de de Deprem Araştırma ve İnceleme Komisyonu oluşturuldu.

Toplanma alanları gökdelen, AVM oldu

En çok tartışılan konulardan biri de toplanma alanları...

- 1999-2003 arasında kurulan İstanbul İl Afet Kurulu deprem anında toplanma alanları olmadığını fark etti. En son 2003’te 493 yer belirlendi. Ancak bugün 400’den fazlası yapılaşmaya açılmış durumda. Kimi gökdelen, kimi AVM oldu. Forum AVM’lerin yapıldığı yerler, İETT arazisi, meteoroloji binasının olduğu yer, yıkılan Ali Sami Yen Stadı’nın yeri hep toplanma alanlarıydı. İnsanlar dışarı çıktığında toplanabilecekleri boş alan yok, sadece sokaklar var; onlar da riskli. İstanbul, ülkemizdeki birçok kent gibi 1999’dan daha iyi durumda değil.

1999 depreminin aynısı şu anda olsa sonuç yine aynı mı olurdu?

- Evet. Yeni binalar yapıldı ama nasıl yapıldıklarını bilmiyorum. Bugünkü yüksek yapıların depremle ilgili yönetmeliği 1 Ocak 2019’da yürürlüğe girdi. Bugüne kadar nasıl projelendirildi, kimler tarafından denetlendi? Bana biri “Bu gökdelenler depremde ne olacak” diye sorsa normalde “Sallanacak ama yıkılmayacak” demem lazım. Ama ancak “Deprem olursa sınayacağız” diyebiliyorum.

Yapı denetimleri konusunda ne durumdayız?

- Sistem kurulamadı. Bir mühendisin yapı denetim belgesi alması için öncelikle bir bilimsel kurul tarafından sınanması gerekir. Amerika’da, İngiltere’de böyledir. Bizdeyse beş yıllık mühendis bile belge alarak yapı denetimi yapabiliyor.

Çevre düzeni planları neden yapılamıyor ve daha da önemlisi neden uygulanamıyor?

- İşin bilimsel çerçevesini düşünen uzmanlar ve yöneticiler bu çalışmaların yapılmasına ön ayak oluyor. Ama can ve mal güvenliğini düşünmeyen ya da yapılan bu işleri farkında olmadan devre dışı bırakanlar yüzünden doğru mühendislik çalışmaları ranta ve bilgisizliğe kurban ediliyor. Oysa İstanbul’un 1/100.000’lik Çevre Düzeni Planı yapıldı. Sadece 2009’daki Kentleşme Şûrası’nda 400-500 bilim insanı çalıştı. Ben de hepsine katıldım. 1. Deprem Şûrası’nda Genel Kurul Başkan Yardımcılığı yaptım. O çalışmaların altına halen imza atarım. Ama hiçbiri uygulanmadı.

 Doğru mühendislik ranta kurban ediliyor

Önerileriniz neler?

1) Bilimsel ölçüde il çevre düzeni planlarının (1/100 binlik) yapılması gerekiyor. İstanbul için 2009’da yapıldı ama sonra bozuldu. Kadir Topbaş, “İstanbul’un anayasasını yaptık” demişti. Belediye Meclisi dört yıl içinde 4 bin parselde değişiklik yaptı. 81 vilayetin en az 30’unda il çevre planı yok. Kentlerin anayasası yapılmalı. Ve hiçbir meclis, bakanlık bu anayasayı kolay kolay değiştirmemeli.

2) Doğru öğretim kadrosu olan, yeterli, fiziki şartları uygun, laboratuvarı bulunan mühendislik okullarının önü açılmalı. Her mahalleye bir mühendislik okulu açmamak lazım. 200’den fazla inşaat mühendisliği bölümü var. Her yıl 13 bin öğrenci alıyor, 10 bin mezun veriyor. Bu neye göre oluyor?

3) Mesleği yapmak için diploma ön şart olmalı, sürdürebilmek için mühendis ve mimarlar mutlaka meslek odaları tarafından sertifikalandırılmalı. Bu, tüm dünyada böyle.

4) Deprem Master Planı, Deprem Şurası ve Kentleşme Şurası kararları, Deprem Strateji ve Eylem Planı gözden geçirilmeli ve uygulanmalı.

 Ekrem İmamoğlu: Kentsel dönüşümde İBB garantör olacak

İstanbul’a yönelik hazırlanmış olan Deprem Master Planı, Çevre Düzeni Planı, Mikrobölgeleme çalışmaları gibi bilimsel dokümanlarda alınan kararlar göz ardı edildi. İstanbul’da belirlenen riskli alanlarla Deprem Master Planı’nda belirlenen alanlar birbiriyle çakışmadı. Zemin durumu, yapı stokunun yapısı yerine, değeri yüksek olan alanlar kentsel dönüşüm kapsamına alındı. Afet yönetimi konusunda ne kurumlar arasında ne de ilçelerde yürütülen faaliyetlerle ilgili herhangi bir işbirliği, standardizasyon ve bilgi paylaşımı bulunuyor.

İstanbul için bakıldığında, toplanma alanı olarak belirlenen, kamuya ait olan birçok alan, plan değişiklikleriyle imara açıldı. Hem çok büyük bir rant kapısı açıldı hem de bugün park ve açık alan, deprem anında ise toplanma ve barınma alanı olarak kullanabileceğimiz alanlar yok edildi.

Deprem ve afet yönetimi konusunda mottomuz ‘İstanbul hazır!’ İBB, AFAD İl Müdürlüğü, ilçe belediyeleri ve ilgili sivil toplum kuruluşlarıyla bir araya gelerek il-ilçe-mahalle birbiriyle uyumlu afet yönetim ve acil durum müdahale planlarını tamamlayacak. İlk altı ay içerisinde tüm planlar, arama kurtarma ekiplerinin eğitim ve standardizasyonu, iletişim ve haberleşme ağı ve altyapısı tamamlanacak.

Ucuz ve nitelikli konut oluşturulacak

Kentsel dönüşüm çalışmaları, halkın katılımıyla ‘afet öncelikli’ olarak gerçekleştirilecek. Afet Bilgi Sistemleri, vatandaşların kullanımı ve etkileşimine açık bir biçimde İstanbul geneline yaygınlaştırılacak. Toplanma alanları bu sistemle entegre hale getirilecek. Her mahalleye, nüfusa yeterli büyüklükte, acil ihtiyaçlar ve müdahale araçlarını da içeren afet toplanma alanı tahsis edilecek.

1999 Marmara depreminin üzerinden 20 yıl geçmiş olmasına karşın, hâlâ tüm kenti ilgilendiren adımlar atılmamış, en başta yaşam alanlarımız olan konutlarımızın birçoğuna müdahale edilmemiştir. Kentsel dönüşüm alanlarında plan ve tapu sorununu çözdükten sonra, öncelikle tüm yaşayanları olduğu yerde tutacak biçimde toplu bir proje süreci kurulacak. Böylece o alanda yaşayan herkesin sorunu çözülecek ve kiracılar da mağdur edilmeyerek, onların da talepleri halinde proje alanında uygun bedellerle hak sahibi olması sağlanacak.

Projelendirme aşamasına geçildiğindeyse kentsel dönüşüm alanında yaşayanlara, İBB aracılığıyla Kiptaş tarafından mı, kooperatif kurarak kendi imkânlarıyla mı, müteahhitlerle anlaşarak mı proje süreçlerini gerçekleştirecekleri sorulacak ve tercihleri doğrultusunda projelere başlanacak. Tüm bu süreçte planlama aşamasından konutların teslimine kadar vatandaşa ve müteahhide İBB garantörlüğünü sağlayacağız. Aynı zamanda Kiptaş aracılığıyla sosyal konutlar yapacağız. Ucuz ve nitelikli konut oluşturarak, hane halkı gelirinde konut ve kiraya ayrılan payın oranı düşürülecek. Kentin merkezi noktalarında, kiralık konut üretimiyle kira fiyatları dengelenecek; başta Anadolu Yakası olmak üzere, iki yakada ucuz sosyal konut üretimi yapılacak. Dezavantajlı gruplara sosyal konutlarda öncelik verilecek.

AKUT’un araştırması: Çok korkuyor ama önlem almıyoruz

 Arama Kurtarma Derneği (AKUT), depremin 20’nci yıldönümünde ‘Deprem Farkındalık ve Bilinçlendirme’ başlıklı bir araştırma yayımladı. 26 ilde, 18 yaş üstü 1500 kişiyle görüşülerek yapılan araştırmanın sonuçlarına göre Türkiye’de insanlar yüzde 63 oranla en çok depremden korkuyor. Ancak buna rağmen halkın yüzde 55’inin deprem hazırlığı yok. Araştırmaya katılanların yüzde 43’ü olası bir depremde evlerinin hasar göreceğini veya yıkılacağını düşünürken, yüzde 32’si bir hasar veya yıkılma beklemiyor. Peki bir deprem olduğunda ne yapmalı? Katılımcıların yüzde 38’lik bir oranla çoğunluğu “Evde güvenli bir alana saklanırım” diyor. Bunu yüzde 23’le “Hemen evden dışarı çıkarım”, yüzde 22’yle “Çocuğumun yanına giderim”, yüzde 13’le “Hiçbir şey yapmam” yanıtları takip ediyor. Bu konuda hayati önem taşıyan ‘hayat üçgeni’ ve ‘yat-korun-tutun’ metotlarınıysa katılımcıların yüzde 79’u bilmiyor.

Acil durumda nereye gidileceği bilinmiyor

Araştırmanın dikkat çekici sonuçlarından biri de, katılımcıların yüzde 58’inin yaşadıkları bölgede acil durum toplanma alanı olmadığını belirtmeleri. Böyle bir alan olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 21. Geriye kalan yüzde 21’lik kesimse toplanma alanına yönelik bilgisi olmadığını söylüyor. Bölgesinde acil durum toplanma alanı olanların yüzde 23’ü de bu alanların yerini bilmiyor.

 

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle