GeriHürriyet Cumartesi Pirinç denince artık aklıma eşitlik geliyor
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Pirinç denince artık aklıma eşitlik geliyor

Dominik’te aylar süren kıran kırana mücadelenin sonunda kupa onun oldu. ‘Survivor’ denince akla gelen kaslı sporcu algısını yerle bir etti. Büyük bir fan kitlesi var. Takipçi sayısının artış hızı bile haberlere konu oldu. Cemal Can Canseven’le yarışma biter bitmez konuştuk: “Naiflik kazandı. Beni diğer şampiyonlardan ayıran bir özelliğim de var. O da kimsenin kalbini kırmamış olmam.”

Kupayı kaldırdıktan bir gün sonra görüntülü konuşuyoruz. Normal hayata yeni yeni uyum sağlıyor. Beş aydır ekranda. Karşımda her gün gördüğüm bir arkadaşım varmış gibi hissediyorum. Neşeli, enerjik. Çocukluğundan beri hayallerinden peşinden gitmiş bir ‘Survivor’ o:  “Dışarıdan bakınca herhalde ‘Bu yapamaz, umursamaz görünüyor’ diye düşünüyorlardı. Ama ben kendimden emindim. Tek hedefim o kupayı almaktı.”Cemal Can Canseven’le hayat hikâyesini ve adada yaşadıklarını konuştuk.

‘Survivor’ dendiğinde akla kaslı, sert ve bir spor branşıyla ilgilenen yarışmacılar geliyordu...

Bu önyargıları hep birlikte yıktık. “Duygularını saklamayan, kırılgan bir insan neden şampiyon olmasın?” diye düşünüyordum. Yarışma mülakatlarında da ‘sürpriz yumurta’ olacağımı söylemiştim. Bana gülmüşlerdi. Sürpriz yumurta kırıldı ve içinden civciv çıktı.

Ben neysem o oldum

Yarışmaya giderken amacınız popüler olmak mı yoksa gerçekten birinci olmak mıydı?

O adaya birinci olmaya gittim. 2016’dan beri sürekli başvuruyordum. Dışarıdan bakınca herhalde ‘Bu yapamaz, umursamaz görünüyor’ diye düşünüyorlardı. Ama kendimden emindim. Tek hedefim o kupayı almaktı. Yeri geldi kolum çıktı. Yeri geldi ruhsal durumum yerle bir oldu ama benim bir sorumluluğum vardı. Binlerce kişi arasından seçildim. Orada elimden geleni yapmasaydım seçilemeyen insanların hakkını yemiş olurdum. Bunun için de büyük savaş verdim.

Sizin için “Naiflik kazandı” diyorlar. Bu sizin stratejiniz miydi?

Kesinlikle naiflik kazandı. Beni diğer şampiyonlardan ayıran bir özelliğim var. O da kimsenin kalbini kırmamış olmam. Mesela yarışmadan dönünce öğrendim ki bir arkadaşım kalp krizi geçirip vefat etmiş. Hayat çok kısa. Birbirimizi üzmeye hiç değmez.

Ağlamak güzel bir şey

Yine de bütün yarışmacıların istisnasız sizi sevmesi garip değil mi?

Dertlerini dinlediğim, onların dertleriyle dertlenip çözümler ürettiğim için beni sevmiş olabilirler. Gerçekten ben neysem o oldum.

Kameralar açıkken de kapalıyken de herkes aynı mıydı?

Hiç rol yapmadım. Ama yapanlar vardı. İsim veremem.

En çok eleştirilen sık sık ağlamanızdı. Hep duygularınızı uçlarda mı yaşarsınız?

Ağlamak da gülmek gibi güzel bir şey. Neden duygularımızı içimizde saklayalım? Özel hayatımda da ağlarım. Ailemden böyle gördüm, biz duygularımızı içimizde tutmayız.

Ada hayatı size ne öğretti?

Normal hayatta olgunlaşamayacağım bir seviyeye getirdi. Ne olursa olsun hayallerin peşinden gitmenin önemini gösterdi. Ailenin ve arkadaşların değerini daha çok anlamamı sağladı. Bu kadar güçlü bir karakter olduğumu düşünmüyordum. Ama bir kere düştüysem ertesi gün kat kat güçlü ayağa kalktım.

Peki sizde neler değişti?

Oraya gitmeden önce herkes bana “Can” derdi. Artık “Cemal Can” diyor. İsmim bile değişti. Ailemin oğluyken milyonların oğlu oldum.

Tüm dünya koronavirüsle mücadele ederken siz her şeyden uzaktınız. Ülkeye dönünce ne hissettiniz?

Çok garip. Herkes maske takıyor. Onun şaşkınlığını yaşıyorum. Mesela insanlara sarılıp kucaklaşmamak gerekiyormuş. Sizler alışmışsınız ama bizim bu sosyal mesafe sürecine alışmamız yeni başladı. Nasıl selamlaşacağız falan gibi şeyleri düşünüyorum.

İsmi dedesinden ve Fenerbahçe’den

◊ Kolyemi 10 yaşımdayken kuzenim verdi. Bir yüzünde Allah, diğer yüzünde kuzenimin adı yazıyor, Atakan. Kardeşim gibidir. En zor zamanlarımda hep o kolyeyi tutarak dua ettim. Ve dualarım kabul oldu.

◊ Cemal, dedemin ismi. Babam yedi yaşındayken babasını kaybediyor. O yüzden bana ‘Cemal’ adını koyuyor. Aynı zamanda babam fanatik Fenerbahçeli. Can Bartu hayranı. Bu sebeple diğer adım da ‘Can’ olmuş.

◊ Hep takım ruhunu tatmak, Milli Mücadele ruhunu yaşamak istiyordum. Bu duyguları yaşamak için Survivor’a katıldım.

DANLA İLE KURSTA TANIŞTIK

250 bin olan takipçi sayınız bir anda 3.6 milyona çıktı. Gözlerin üzerinizde olması korkutuyor mu?

Zaten bu hayatı yaşayan çok yakın arkadaşlarım vardı. Ve birçok insana dokunabiliyorlardı. Ne mutlu bana ki ben de birçok insana dokunmuşum. İnsan sevgisini paylaştıktan sonra daha mutlu oluyor.

En yakın arkadaşlarınızdan sosyal medya fenomeni Danla Biliç bu hikâyenin neresinde?

Üniversite hazırlık sınıfında sınıfta kalmış ve geçmek için bir kursa yazılmıştım. Danla ile aynı sınıfa denk düştük. Yan yana oturuyorduk ve sınıfta kimse konuşmuyordu. O dönem Rihanna’nın ‘Diamond’ şarkısı çıkmıştı. Danla da ona özenip saçlarının yanını kazıtmış. Dikkatimi çekti. Kendime “Bu kızla arkadaş olmam lazım” dedim. Biraz sataştım, notları istedim ama çok havalı ve çalışkandı. Sonunda alışverişe davet ettim. Alışveriş yaptığımız o günden sonra hiç ayrılmadık.

Hayatımda hiç aşk olmadı

Aşk hiç yok mu?

Hayatımda hiç aşk olmadı. Hep arkadaşlarım ve ailem vardı. Çünkü önceliğim hep kariyer oldu, hayallerime ulaştıktan sonra aile kurarım diye düşündüm.

Bundan sonrası için hayalleriniz ne?

Hiç planlamadım. Bir YouTube kanalım vardı. Orada video çekmeye devam ederim.

Albüm teklifleri almışsınız…

Sadece evde, duşta şarkı söyleyen biriydim. Adada bana mikrofon verildi, ilk kez şarkı söyledim. ‘Survivor’ iletişim ödüllerinde Samsun Demir, Mustafa Ceceli gibi isimler bana ulaştı. Şoke oldum. Ama eğitim almadan yapmam.

Pirinç denince artık aklıma eşitlik geliyor

110 kiloydum ama İstanbul’a gidip model olmak istiyordum

Siz kimsiniz?

Annem Rize, babam Balıkesirli. Ben İzmir’de doğup büyüdüm. Bir ablam var. Babam esnaf. Yeni Foça’da bir elektrikçi dükkânı var. Eski dönemlerde de belediye başkanlığı yapmıştı.

Hep Foça’da mı yaşadınız?

Foça’da ilkokuldan sonrasını okumak için okul yok. Ailemle İzmir’e yerleştik, orada büyüdüm. Babam her gün iş için Foça’ya gidip gelirdi. Ben lisedeyken ablam evlendi, İstanbul’a yerleşti. Ben de İstanbul hayalleri kurmaya başladım.

Ve İstanbul’a gittiniz?

Hemen değil. 110 kiloydum. Ama İstanbul’a gidip model olmak istiyordum. Üç ay evde kulaklıklarımı takıp dans ederek 15 kilo verdim. Sonra üniversite sınavlarına girdim. Hocalarım “Yapamaz” diyorlardı.

Neden?

Dışarıdan dünya umurunda olmayan bir çocuk gibi duruyordum ama dünya çok umurumdaydı. Yeditepe Üniversitesi Reklam, Tasarım ve İletişim bölümünü yüzde 50 bursla kazandım.

Mezun oldunuz mu?

Yok, okula kapağı attım ya yedi senedir üçüncü sınıftayım. Sebebi farklı hayallerimi gerçekleştirmekti. Bu sene okula geri döneceğim.

DJ’liğe nasıl başladınız?

Hayatımda müzik, dans hep vardı. Bir gün arkadaşım, “Sen DJ olsana” dedi. Ataşehir’de oturuyorum. İstinye’de bir kurs buldum. Cebimde beş lirayla her gün kursa gidiyordum. Hocam Serdar Ayyıldız bana inandı, altı ay eğitimle her şeyi öğretti. Sanırım hayatımın dönüm noktalarında bana inanan insanlar karşıma çıktı ve Allah “Yürü ya kulum” dedi. İzmir’de bir kulüpte çaldım. Bir hafta sonra dört mekânda çıkıyordum.

Pirinç denince artık aklıma eşitlik geliyor

Adada herkes cinsiyetsiz gibi

Nasıl geçti beş ay?

Ne çektiğimi bir ben, bir Allah bilir.

En zorlayan neydi?

Tek sınavım özlemdi.

En çok neyi özlediniz?

Ailem ve arkadaşlarıma duyduğum özlem tarif edilmez. Bir de pandemi yüzünden küçük bir kamp alanına sıkışmış yaşadık. Sanki orada doğmuş, büyümüş ve ölecek gibi hissediyordum. O yüzden en çok normal hayatımı, müzik dinleyerek kilometrelerce yürüyüş yapmayı özledim.

Kumla peeling yapıyorduk, dişlerimi parmaklarımla temizliyordum

Adada en çok tüketilen şeyler hindistancevizi ve pirinçti. Şimdi size ne hissettiriyor?

Hindistancevizini hiç sevmedim, bir kere bile kırmadım. Pirinç denince de aklıma eşitlik geliyor.

Neden?

Bir pirinç tanesinin bile değerini anladık. Kızlara öncelik veriyorduk. İyi ki Yasin gibi bir karakter adadaydı. Yemeklerimizi o dağıtıyordu, bütün kavgasını insanların eşit şekilde yemek yemesi için verdi.

Tuvalet ihtiyacınızı nasıl hallediyordunuz?

Ormana gidiyorduk. Tuvalet kâğıdı falan yoktu. Beni en zorlayan kısmı da oydu.

Aylarca yıkanmıyordunuz. Kokuyor muydunuz?

Hiç kokmuyorduk. Kumla peeling yaparak temizleniyorduk. Dişlerimi suyla parmaklarımı sürerek temizliyordum.

Cinsellik...

Orada o duygular sıfır. Herkes eşit ve cinsiyetsiz gibi.

Açlıkla mücadele nasıldı?

Açlık beni hiç etkilemedi. 15 kiloya yakın verdim ama bir kere bile “Açım” demedim.

Ama sütlaç ve bebe bisküvisi özlemine karşı büyük bir mücadele yaşadınız...

Beni tanıyanlar sütlacı ne kadar sevdiğimi bilir. Bu sevgi annemden geliyor. Bebe bisküvisi de olmazsa olmazım. Bir şey anlatacağım, bir gece uykudan uyandım. Karşımdaki kameramanı bebe bisküvisi ambalajındaki bebek figürüne benzettim. O günden sonra bisküvi hep aklımda kaldı.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle