GeriHürriyet Cumartesi Kaybolan kendi hayatımızsa onu nerede aramaya başlayacağız?
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kaybolan kendi hayatımızsa onu nerede aramaya başlayacağız?

Kaybolan kendi hayatımızsa onu nerede aramaya başlayacağız?
Abone Olgoogle-news

40 yaşına bastığı o gün, iş arkadaşlarının önüne getirdiği pastanın mumlarını üflerken pastanın üzerinde başka bir ismin yazdığını görüyor ve bir kimlik bunalımına giriyor. Gerisi, hatıralarıyla yüzleşmeye başladığı, çok sırlı bir hikâye... Tarık Tufan, yeni romanı ‘Kaybolan’da insanın gerçekte kim olduğunu anlayabilme çabasını irdeliyor.

Henüz bir üniversite öğrencisiyken bir yandan radyoda gece programları yapmaya, saatler boyu aklını, kalbini meşgul eden meseleleri konuşmaya başladı. Kendi deyişiyle hayata karşı öfkeliydi, geceleri uykusuz geçiriyordu. Bir gün uzun uzun düşündü. Bu kadar söz nereye gidiyordu? O andan itibaren yazmaya başladı. Bugün, yeni romanı ‘Kaybolan’la birlikte, yazarlığının 20’nci yılını da kutluyor. Yazar ve senarist Tarık Tufan’la en yeni kitabı ‘Kaybolan’ vesilesiyle sohbete oturduk.

Bir erkek için 40 yaşın sembolik bir anlamı var mı?

Bütün öğretilerde, mitolojilerde 40 yaşa ayrı bir önem atfediliyor. Bence hangi yaşta olduğu önemli değil; küçük, son derece sıradan bir olay yaşarsınız ve birden içinizdeki fay harekete geçer. Kayboldunuz ve kendinizi nerede bulacağınızı henüz bilmiyorsunuz. Bu içsel çatışmaların bunalım olduğunu düşünmüyorum. Yeni bir varoluş kurmanın sancıları belki.

ROMAN, YAZARINI GÜÇLÜ KOLLARIYLA İÇİNE ALIVERİR

Nasıl buluruz gerçekte kim olduğumuzu?

Gerçekte kim olduğunu hiç sormadan, satın alınabilir mutluluk vaatlerinin peşinde koşan, zihin konforunu koruyan biri olmak mümkün. Ama bu soruyu bir kez sorduğunuzda zahmetli bir yolculuğa düşmüşsünüz demektir...

Pastadaki yanlış isim, gerçekte yaşanmış bir olay mı?

Doğum günüm değildi, önüme gelen pasta yoktu ama karşımda duran bir adamı dinlerken orada olmak istemediğimi fark ettim. Sonra yaptığım işten vazgeçip yazmaya başladım. Yazarın, yazdığı karakterlerle gerçek hayatta karşılaşmak gibi tuhaf bir kaderi var. Her roman, dışarıda durmaya çalışan yazarını güçlü kollarıyla içine alıveriyor. O andan itibaren gerçek hayatla kurmaca arasındaki ayrım belirsizleşiyor. Romancı kendi yarattığı kurmacanın ilk kurbanı oluyor.  

Bu romanı hangi saikle yazdınız?

Herkes hayatının bir yerinde kaybolur. Kaybolduğunu hissettiği anda insanın ilk tepkisinin ne olduğunu düşündüm. Kendini aramaya nereden başlayabilir? Kaybettiğimiz bir şeyi aramaya, onu son gördüğümüz yerden başlarız. Peki, kaybolan kendi hayatımızsa onu nerede aramaya başlayacağız? Bu soru bana çok kışkırtıcı göründü.

Kaybolan kendi hayatımızsa onu nerede aramaya başlayacağız
‘Kaybolan’
Tarık Tufan
Doğan Kitap
390 sayfa
45 lira.

EDEBİYAT VE SANAT İMDADIMIZA YETİŞECEK

Kitapta bahsettiğiniz ‘fason hayat’ nasıl bir şey?

Bir marka var, malzemeyi bir atölyeye veriyor, onlardan kendisi için istediği modelde ve sayıda üretim yapmasını talep ediyor. Üreticinin hiçbir iradesi yok, marka sahibi ne isterse onu yapıyor. Aynı şeyi hayat için de hayal edebiliriz. Birileri size kavramlar, cümleler, ideolojik formasyonlar, kurmaca duygular veriyor ve bunlardan bir hayat yapmanızı istiyor. Bu hayatın ne kadarı size ait olabilir? Duyguların ifade biçimleri ve düşünme vasatı aynılaştırılmış, davranış prototipleri tektipleştirilmiş insanlarla dolu ortalık. Peki, insanın hakikati ne olacak? Bu fason hayata yenik düşmemek için ne yapacak? Edebiyat ve sanat tam da burada imdadımıza yetişecek.

HER DERDİME YAZARAK DERMAN ARIYORUM

Adalet Ağaoğlu bir röportajında “Mutlu olsam yazar mıydım? Bir şeylerden mutlu olmadığım için kaleme sarıldım” demişti. Siz neden yazıyorsunuz?

Bunu binlerce kez kendi kendime sordum. Her seferinde farklı yanıtlar verdim. Anladım ki her derdime yazarak derman arıyorum. Huzursuz bir ruhum var. Şimdilik bildiğim tek yolla medet peşindeyim. Yazarak... 20 yıldır hiç değişmedi.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle