GeriHürriyet Cumartesi İşini ciddiye alıp kendini ciddiye almayan biriyim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İşini ciddiye alıp kendini ciddiye almayan biriyim

İşini ciddiye alıp kendini ciddiye almayan biriyim
Abone Olgoogle-news

Dört yıl önce Türkiye’deki ününü bir kenara bıraktı ve uluslararası bir oyuncu olmak için yurtdışına gitti. Çünkü o kendi ifadesiyle ‘hazıra konmayan’ biriydi. Adım adım ilerledi, bağlantılar kurdu. Dünyaca ünlü bir dizide 12 bölüm rol aldı. Yasemin Kay Allen şimdi yeni projeleri için yeniden Türkiye’de: “Çabalamaya değer dediğin şeyleri kendin yaratmalısın. Geçen zamanda sandığımdan çok daha güçlü olduğumu gördüm.”

Dupduru bir güzelliği var. Bir bakışıyla çok seksi, bir duruşuyla masum olabiliyor. Gözlerinizi ondan alamıyorsunuz. Ama o bunlarla ilgilenmiyor, “Benden çok daha güzel kadınlar var” diyor. Yasemin Kay Allen’la aşkı, yeni işini, yurtdışında yaşadıklarını ve güzellik algısını konuşuyoruz.

2016’da pat diye Los Angeles’a gittiniz. Neden böyle bir karar verdiniz?

ABD, Avrupa ve Ortadoğu film endüstrileri bir araya gelmeye başladı. Yurtdışındaki ajansların Türkiye’deki işlerden artık daha fazla haberi oluyor. Bu değişimin tamamlanmasını beklemektense gidip bir şeyler yapayım, bir ajansım olsun, eğitim alayım ve ikinci anadilim olan İngilizcede kendimi geliştireyim istedim.

Sokağa pijamayla çıkmak sorun değildi

Neler yaptınız?

Orada yedi ay kaldım. İş vizesi başvurumu yaptıktan sonra Stella Adler Oyunculuk Okulu’nda eğitime başladım. İş vizesinin çıkması uzun sürdü, beklerken Londra’ya gitmeye karar verdim. İngiliz vatandaşlığım da olduğundan orada çalışma iznim var.

Bağlantılarınız var mıydı?

Hayır, hazıra konmadım. Kendi kendimeydim. Adım adım insanlarla tanıştım. Birçoğu buradaki işleri bilmiyordu. Yaptığım işleri ve büyüklüklerini gördüklerinde şaşırıyorlardı. Mütevazılığımı koruyup yavaş yavaş anlatmam gerekti.

Sıfırdan başlamak nasıldı?

18 yaşımdan beri bu işi yapıyorum. Bu sektörde büyüdüm. İnsanın üzerinde tanınmış olmanın verdiği bir baskı oluyor. Bu sebeple ara vermek, sakinlik başlarda iyi geldi. Mesela sokağa makyajsız ve pijamayla çıkmak sorun değildi.

Londra hikâyemi tamamlamıştım

Orada bir şeyleri tırmalıyor olmak egonuzu zedelemedi mi?

O meydan okumayı istiyordum. İsmim olmadan da bu işi yapıp yapamayacağımı görmekti amacım. Bir işinizi gösterdiğinizde “Bu burada kimsenin umurunda değil” diyebilirler, önemli olan kendine güvenmen. Mütevazıyımdır ama egoyla olan savaşta insanın kendini bilmesinin önemini gördüm.

Sonuç ne oldu?

Londra’da sıkı bir eğitim aldım. Ajansımı buldum. İlk deneme çekimi olarak ‘Strike Back’e çağrıldım. Aksiyon dizisi, sekiz sezondur devam eden, çok bilinen bir iş. Rus ajanı bir karakter aranıyordu. Rusçam yoktu ama aksan yapmayı seviyordum ve “Başarırım” dedim. Yönetmen ve senaristin olduğu bir görüşmeye katıldım. Üç hafta sonunda ikinci görüşmeye çağrılıp rolü aldım. Havalara uçtum. Hayatın ne getireceğini bilmeden kendimi bir boşluğa atmıştım. Evrenden bu şekilde cevap alınca insanın ümidi geri geliyor. Yeter ki bazı adımları atmaya cesaret edin!

Yurtdışında iş yaptığını söyleyen oyuncuların bazıları sadece beş dakika ekranda görünüyor...

İlk oynadığım sezon 10 bölümdü. Malezya’da çektik. Başrollerdendim. Bir sonraki sezonda da özlenen bir karakter olarak iki bölüm konuk oyuncu oldum. Ardından ABD’ye görüşmelere gittim, o sırada pandemi başladı.

Oyunculuk açısından yurtdışı ve Türkiye arasında nasıl farklar var?

Burada 120 dakikayı bir haftada çekerken orada 10 bölümü altı ayda çekiyorsunuz. Tabii bu dağlar kadar fark yaratıyor. Orada her zaman en iyisi için uğraşıyorsunuz.

Yurtdışında geçirdiğiniz süre size neler öğretti?

Hayalinizi kimse bir tabakla önünüze sunmaz. Bunu gördüm. Çabalamaya değer dediğin şeyleri kendin yaratman gerektiğini... Bir de geçen zamanda sandığımdan daha güçlü olduğumu anladım. Cesur olduğumu biliyordum ama içimdeki gücü ve savaşçıyı yeni keşfettim.

Neden Türkiye’ye dönme kararı aldınız?

Londra hikâyemi tamamlamıştım. ABD’yle ilgili planlarım vardı ama buradan ‘İyi Günde Kötü Günde’ işi geldi. Melisa karakteri beni dönmeye ikna etti. Pelin Karamehmetoğlu ve Aksel Bonfil’in kaleminden çıkmış bir işte çalışma fikri çok heyecanlandırdı. Elçin (Sangu) ve Ozan’la (Dolunay) okuma provasında tanıştım, hemen kaynaştık. Yetenek ve başarılarını zarafetle taşıyan insanlara bayılırım, onlarla çalıştığım için  çok mutluyum. Melisa duygusal bir kadın, hikâyesini seyirciyle paylaşmak için sabırsızlanıyorum.

İşini ciddiye alıp kendini ciddiye almayan biriyim
Karşımdakinin ses tonu, elleri ve gözleri beni etkiler

Yeni tanıştığınız birine kendinizi nasıl anlatırsınız?

Kelime oyunları seven, işin biraz geyiğinde olan, işini ciddiye alıp kendini ciddiye almayan biriyim.

Yurtdışında geçen sürede âşık oldunuz mu?

Üç senelik bir ilişkim vardı, bitti. Türkiye’ye gelmeye karar verdiğimde de mesafeler uzaktı, mantıklı bir karar verdik.

Sizce nedir aşk?

Her sene farklı bir kişiliğimle karşılaşıyorum. Hayat bu kadar değişken ve güvensizlik hissettiren bir yerken insan gitmeyecek, değişmeyecek dediği bir partner, arkadaşlık arıyor. Aslında bir aynanı arıyorsun. Ama bu kriterlere uyacak birini bulmak çok zor.

Kriterleriniz var mı?

Karşımdakinin ses tonu, elleri ve gözleri beni etkiler. Klasiktir ama beni güldüreceksin. Karakter olarak da kendi gibi ve dürüst olsun.

İnsanın kendine olan sevgisinin mesleğinden ayrı durması gerek

İşini ciddiye alıp kendini ciddiye almayan biriyim
Bu sene 31’e bastınız. 30’lar söylendiği gibi büyük bir değişim getirdi mi hayatınıza?

20’li yaşlarda daha cüretkâr oluyorsun. Hiç devrilmez hissediyorsun. 30’larla her şeyi biraz daha ciddiye almaya başlıyorsun. Zamanın değerini anlıyorsun. İnsan bir rahatlığa eriyor.

Nasıl bir rahatlık bu?

20’li yaşlardan sonra özellikle kadın olarak insanların seni ciddiye almama faktörü ortadan kalkıyor.

Bu tip şeyler çok yaşadınız mı?

Senelerdir nasıl olmam gerektiğine dair çok şey dinledim. “Biraz şöyle mi olsan”, “Biraz gülümsesen mi” diye sürekli bir yönlendirme... Genç bir kadın olarak bunu daha çok yaşıyorsun. Ama geçen zaman kim olduğumu bilmemin neler kazandırdığını gösterdi. Benim bir çizgim var, bundan sapmadığımda evren beni ödüllendiriyor.

Anneniz oyuncu (Suna Yıldızoğlu). Siz de 18 yaşından beri setlerdesiniz. İnsanların gözü önünde büyümek nasıldı?

Getirileri oldu, bunlara şükrediyorum. Ama pazarladığın şey imajın ve sensin. Bu da kafanı karıştırıyor.

Nasıl yani?

Mesleki olarak verdiğin kararlar ve o kararların sonuçları sana kendini değerli ya da değersiz hissettirebiliyor. Oysa insanın kendine olan sevgisinin mesleğinden ayrı durması gerek. İnsanın kalbinin içinde kendine güvenli bir bölge çizmesi lazım. Yoksa zedelenirsin.

Pitonuma iyi bakıyorlar

Instagram’a bir pitonla fotoğraf koydunuz. Sizin mi?

Evet. İngiltere’de bir arkadaşıma bırakmak zorunda kaldım. Orada iyi bakıyorlar.

İnsan neden yılan besler?

Çok istiyordum. Eski erkek arkadaşım da çok sürüngen beslemiş. Buraya getirmek için bir lisans almam gerekiyor.

Kedi, köpek gibi yılanla da bir bağ kuruluyor mu?

O da sizi anlıyor sanırım. Çok uysaldı. Bir kere tısladı bana, sadece aç olduğunda seni ısırabilir.

Süslü halleri gerçek gibi pazarlamanın âlemi yok

İsminizin başına konan ‘güzel’, ‘seksi’ gibi sıfatlar nasıl bir sorumluluk yüklüyor?

Başlarda yazılan yorumlara çok takardım. Çok mücadele ettim. Ama inan şimdi hiç orada değilim. İnsan sanatına ne kadar odaklanırsa bu tip yüzeysel şeylere karşı kendini o kadar dokunulmaz hissediyor.

Sektörün güzellik konusundaki algısına nasıl bakıyorsunuz?

Sabah kalktığımda bence herhangi biri gibi görünüyorum. Benden çok daha güzel kadınlar var. Ama biz ekrana çıkarken saatlerce saç, makyaj ve doğru ışıkla uğraşıyoruz. Görünen şey bir paket. Makyajlı ve süslü hallerimizi gerçekmiş gibi pazarlamanın âlemi yok. Sonra yorgun ya da makyajsız görüntülendiğinde “Aslında böyleymiş” diyorlar. Oysa ne kadar doğal, ne kadar kendimizle barışık olursak bu bizi izleyenlere örnek olmak açısından da daha sağlıklı bir durum olur.

Kadına şiddet çok gündemde. Siz bu meslekte hiç şiddete maruz kaldınız mı?

Psikolojik oldu tabii. Mesela aklıma ilk gelen; 16 yaşımda bir modellik ajansına başvurmuştum. Kadın “Güzelsin, incesin ama cildinin şurasında bir şeyler var. Gözlerimin içine bakamıyorsun. Biz sadece mükemmel kadınlar istiyoruz” demişti. Oyunculuk ve modellik farklı meslekler olsa da yine dış görünüşünle değer biçilen bir nokta karşına çıkıyor. Bu sektörlerin var olduğu her yerde, kendi içinde yaşadığı sıkıntıların acısını size çektirecek tipler var. Para ya da karar mekanizmaları onların elinde. Sana iyilik yapıyormuş gibi “Hayatım onu şöyle yapma, bunu öyle yapma” derken aslında kötülük yapabiliyorlar. Sektöre erken yaşta giriyorsan dikkatli olman gerek.

İngiltere-Türkiye-Avustralya hattında bir hayat

- Haftanın en az dört günü spor yapıyor. Yemek yapmayı seviyor. Yeme alışkanlıklarını değiştirmeye çalışıyor. Bol bol salata yiyor.

- Annesi oyuncu Suna Yıldızoğlu, Yasemin Allen’in babasıyla (Dudley Allen) İngiltere’de tanışıp evlendi. Çift sonra Türkiye’ye geldi. Allen burada doğdu.

- Anne ve babası ayrılana kadar (11 yaş) Türkiye’de yaşadı. Sonra babası Güney Afrika’ya giderek kendine yeni bir hayat kurdu. O, annesiyle Avustralya’ya gitti. Sekiz sene orada kaldı. Sinema, televizyon ve drama eğitimi aldı. Türkiye’ye kesin dönüş yaptıktan sonra ilk işi ‘Elif’ dizisi oldu. ‘Merhamet’, ‘Şeref Meselesi’, ‘Muhteşem Yüzyıl’ gibi dizilerde oynadı. ‘Su ve Ateş’ filminde Özcan Deniz’le, ‘Dönerse Senindir’adlı filmde Murat Boz’la başrolü paylaştı.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle