Güncelleme Tarihi:

Üçü de uzun boylu ve yakışıklı... Oyunculuk ne kadar hayatlarının merkezindeyse spor da öyle; onların yaşam tarzı. Uzun süredir arkadaşlar. Artık sadece gözleriyle iletişim kurabiliyorlar ve dertleriyle, tasalarıyla koşarak yüzleşiyorlar. Ege Karabenli (28), Altuğ Elveriş (35) ve Oğuzhan Şener’le (35) başlıyoruz muhabbete...
◊ Üç oyuncu ve model olarak bir koşu topluluğu kurmaya nasıl karar verdiniz?
Altuğ Elveriş: Bir araya geldiğimizde enerjimizin yükseldiğini ve birbirimize iyi geldiğimizi anladık. ‘Daha çok bir arada zaman geçirmek için bir şeyler yapmamız gerekiyor’ diye yıllardır kendi aramızda konuşuyorduk. Bulunduğumuz sektörün fiziksel olarak iyi görünme gerekliliğini getirmesi ve bu kaygıyla yaşamak da aslında dertleştiğimiz bir durumdu. Ve sporun birleştiriciliği fikri aramızda konuşuldu. Bu sayede daha çok birbirimizle görüşebileceğimizi ve bunu bir topluluğa, bizim gibi insanların da yanımızda olduğu bir olaya çevireceğimizi hayal ettik.
Oğuzhan Şener: Biz içinde bulunduğumuz oyunculuk ve modellik dünyasında kendimizi çok edilgen hissediyorduk.
◊ Nasıl yani?
Oğuzhan Şener: Oyunculuk ve modellikte hep bekleme modundasın. Artık beklemekten sıkıldık, edilgenlikten etkenliğe geçelim dedik ve aksiyon almak istedik. Zaten üçümüz de sporla ilgiliyiz, eskiden profesyonel basketbolcuyduk. Hem sporcuyuz hem dostuz diyerek yola çıktık.
◊ ‘Oyuncuyuz, yakışıklıyız, birazcık da spor bahanesiyle kendimizi de gösterelim’ demediniz mi?
Altuğ Elveriş: Hayır. Fiziği bize verilen bir ödül gibi görebiliriz, şükretmemiz gereken bir durum. Ama üçümüz adına şunu söyleyebilirim; hiçbir zaman kendimizi fiziksel görüntümüz üzerinden tanımlamadık. Dış görüntünle iç dünyan uyuşmuyorsa olmaz. Ben Mevlana’nın lafını anlamak için yıllarımı verdim: “Ya göründüğün gibi ol ya da olduğun gibi görün.” Bunun için hayatımız boyunca hep tutarlı olmaya çalıştık. Bir araya geldiğimizde bizi bence güzel yapacak olan şey kalplerimizin aynı yöne bakmasıydı.
◊ Kalpleriniz nereye bakıyor?
Altuğ Elveriş: Gerçekten birimizin diğerine yardım etme hayali ve güdüsü hep vardı. Çünkü bizler modellik ve oyunculuk yaparken belki de kariyer odaklı düşünerek biraz bencilleştik. Bu bizi üzüyordu. ‘The One Running’ de bu kolektif yapının oluşmasının en büyük nedenlerinden biri oldu.
◊ Oyunculuk sektöründe eleştirilen şeylerden biri, yüksek takipçili birinin ya da fiziği iyi olanın işe 1-0 önde başlaması. Sizde iyi fiziği temsil ediyorsunuz. Bu eleştirilere ne diyorsunuz?
Ege Karabenli: Yeteneği olan, bu işe yıllarını vermiş, çalışmış, fedakârlık yapmış insanların hak ettiği yerde olması lazım. Güzel ya da yakışıklı olmakla oyunculuk olmaz. İçinde başka nasıl yetenekler var, o önemli.
Oğuzhan Şener: Ben güzelliğin ve yakışıklılığın televizyonda, sinemada bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Fakat hiçbir zaman sürdürülebilir değil. Kişinin başarılı olabilmesi için çok çalışması, emek sarf etmesi gerekiyor. Psikolojik olarak da çok sağlam olmanız lazım. İlk elemeleri belki güzelliğinle, yakışıklılığınla geçebilirsin. Fakat ikinci defa çağrılman için kesinlikle becerinin, yeteneğinin ve çalışkanlığının olması gerekiyor. Ben çalışmanın her şeyden önemli olduğunu düşünüyorum.
Altuğ Elveriş: Masanın ayaklarından biri eksik olursa masa düşer. Aslında bunun cevabı bu kadar basit.
◊ Peki, sizin setlerde ‘Sadece iyi göründüğümüz için burada değiliz’ durumunu kanıtlamak için daha çok çalıştığınız oldu mu?
Altuğ Elveriş: Daha önce de söylediğim gibi biz hayatımız boyunca hiçbir zaman fiziğimizle var olmadığımız için insanların bizi kendini beğenmiş biri gibi gördüğünü düşünmüyorum. Ama kariyerimize modellikle başladığımız için o algının yarattığı şeyden dolayı üzerimizde bir ağırlık, bir sıkışmışlık hissettik. Modellik algısını kırmak, “Bunlar zaten model” dendiği yeri dönüştürmek için bayağı bir çaba sarf ettik.
‘Ofiste çalışmanın bana göre olmadığını anladım’
Altuğ Elveriş: Doğma büyüme İstanbulluyum. Babam ilaç firmasında çalışıyordu, annem hemşire. Ailede oyunculukla ilgilenen kimse yoktu. Ben sporcuydum, ablam da yüzücüydü. Hayalim hep reklamcı olmaktı. Öğrenci Seçme Sınavı’nda dereceye girdim, aslında üniversitede birçok yere girebilecekken hayalim olan bölümü seçtim. İstanbul Bilgi Üniversitesi Reklamcılık Bölümü’nü bitirdim ama sonra bir ofiste çalışmanın bana göre olmadığını anladım. O dönem hayat beni önce modelliğe götürdü. Milano’ya gittim. Hermès, Zegna, Faconable gibi büyük firmalarla çalıştım. Paris, Milano ve Londra’da yaşadım. Bir süre sonra modelliğin bana verdiği fiziksel sıkışmışlıktan sıkıldım. Türkiye’ye döndüm ve oyunculuk eğitimi almaya başladım. ‘Rise of Empires: Ottoman’, ‘Düğüm’, ‘Rüzgâra Bırak’ gibi projelerde rol aldım.
‘Asya’da da modellik yaptım’
Ege Karabenli: Aydınlıyım. Ailemde, baba tarafında ressam, heykeltıraş olanlar var. Ben 2018’de bir yarışmaya girdim, Gelecek Vaat Eden seçildim. Modelliğe başladım. Asya’ya gittim, modellik yaparken pandemi başladı. Orada sıkışıp kaldım. Pandemi sonrası Türkiye’ye döndüm. İki ay Kuşadası’nda kaldım. Ardından İstanbul’a taşındım. 2024’te Vietnam’a gidip ‘Mr. World’ yarışmasında Türkiye’yi temsil ettim. İlk 10’a girdim ve En İyi Model ödülünü aldım. Yakında yayımlanacak ‘Pera’ isimli işte rol alıyorum.
‘Başka biri olmak özgür hissettirdi’
Oğuzhan Şener: İstanbul’da doğdum, büyüdüm. Annem fizik öğretmeni, babam emekli işinsanı. Halam Aydan Şener... Yani ailemde oyunculuk vardı. Doğuş Üniversitesi’nde uluslararası ticaret ve işletmecilik bitirdim. Üniversite zamanında modelliğe başladım. Aynı zamanda müzisyenim; davulcuyum, bateri çalıyordum. Hem modellik yapıp hem barlarda, mekânlarda grubumla sahne alıyordum. Kendimi ve hayatı anlamlandırmaya çalıştığım bir dönemde oyunculukla tanıştım. Bir metnin içinde başka biri olmak bana çok özgür hissettirdi. ‘Veda Mektubu’, ‘Eşref Rüya’, ‘Kral Kaybederse’ gibi projelerde rol aldım. Şimdi ‘Daha 17’deyim.
‘Güç, yeri geldiği zaman kırılabilmek, yeri geldiği zaman esneyebilmektir’
◊ Koşarken aslında neden kaçıyorsunuz?
Ege Karabenli: Aslında bir şeyden kaçmaya çalışmıyorum, bir şeyi yakalamaya çalışıyorum.
Altuğ Elveriş: Ben önceleri hep tek başıma koşuyordum. Bunun bana bir terapi gibi geldiğini hissettim. Şu anda da koşmaya yeni başlayan arkadaşlarımızda bunu fark ediyorum. Koşudan sonra kimi öfkeli, kimi ağlamaklı hissediyor. Çünkü koşu kendinden kaçamayacağın alanı yaratıyor. Hiç düşünmediğin, unuttuğunu sandığın şeylerle bir an gelip yüzleşiyor, hüngür hüngür ağlamaya başlayabiliyor ya da öfkelenip ben bunun peşini bırakmayacağım diyebiliyorsun. Koşuya başladığında ve bitirdiğinde aynı insan olmuyorsun.
Oğuzhan Şener: Ben kaçmak için değil yüzleşmek için koşuyorum. Hayatta kaçtığım şeylerle koşarken yüzleşip koşu sürecinde halletmeye çalışıyorum. Bu bana kendimi daha yakından tanıdığım bir alan yaratıyor.
◊ Spor, koşmak aynı zamanda güç demek... Güç size ne ifade ediyor, sadece kas gücü mü?
Altuğ Elveriş: Güç, benim tam tanımlayamadığım bir kavram. Benim kendimi güçlü hissettiğim yer, kendimin içini-dışını, varlığımı anladığım ve bunu hayatıma yansıtabildiğim yer.
Oğuzhan Şener: Benim için güç, yeri geldiği zaman kırılabilmek, yeri geldiği zaman esneyebilmek. Hayatta her hali yaşayabilmenin insana güç getirdiğini düşünüyorum.
◊ Peki, koşmakla oyunculuk arasında nasıl bir bağ var?
Altuğ Elveriş: Haruki Murakami’nin ‘Koşmasaydım Yazamazdım’ diye bir kitabı vardır. Onu yazmak için disipline eden şeyin sabahın köründe kalkıp koşmak olduğundan bahsediyor. Koşmak insanın yaptığı iş her neyse ona mutlaka katkı sağlıyor.
Ege Karabenli: Öğrenmek hiçbir zaman bitmez. Oyunculukta da koşuda da hep kendinle bir yarış halinde oluyor, kendini geliştirmeye çalışıyorsun. İkisi arasında böyle bir bağ görüyorum.
Oğuzhan Şener: Benim için koşmak bedenimi ve zihnimi oynayacağım karaktere ve o ana hazırlama süreci. Enstrümanını, bedenini açmak için hareket etmen kesinlikle gerekiyor. O yüzden buna müthiş olanak sağlıyor.
‘Bu grup aslında bir hissiyat’
◊ Siz kaç yıldır arkadaşsınız?
Oğuzhan Şener: Biz Altuğ’la ortaokuldan beri birbirimizi tanıyoruz. Ege de 2020’de aramıza katıldı.
◊ Koşu grubunuza nasıl katılıyoruz? Ücretli mi?
Altuğ Elveriş: Hayır, ücretsiz. Katılmak isteyenler Instagram’dan koşu grubunu takip edip başvurabiliyor. Biz de davet ediyoruz. Referanslar da etkili oluyor. Günün sonunda bizimle koşamayıp ülkemizin başka bir şehrinde bizimle aynı hisleri taşıyan biri de ‘The One Running’in üyesi olabilir. Bu aslında bir hissiyat.
‘Aşk dünyanın en güzel şeyi’
◊ Aşkı bir koşuya benzetseniz. Bir sürat koşusu mu yoksa uzun soluklu bir maraton mu olurdu?
Altuğ Elveriş: Maratonla birlikte bir de ‘ultra trail’lar var. Yani 100 kilometre, 120 kilometre, 250 kilometre koşuyorlar. Bence aşk böyle bir şey.
◊ O zaman aşk senin için uzun soluklu bir şey. Çok âşık oldun mu hayatında?
Altuğ Elveriş: Üç defa âşık oldum. Her ayrılıktan da çok etkilendim ve şunu fark ettim: Ben ancak bir ilişki bittikten
beş yıl sonra başka bir ilişkiye hazır hale geliyorum.
◊ Sizler için de aşk maraton mu?
Ege Karabenli: Maraton da sürat koşusu da severim. Bazı şeyleri hızlı yaşayıp erken bitirmek de sağlıklı olabiliyor. Ama tabii ben de uzun bir şey olsun, beraber yaşayalım isterim.
Oğuzhan Şener: Ben de uzun soluklu olarak düşünüyorum. Aynı zamanda engebeli ve zorlukları olan bir serüven.
◊ Hayatınızda biri var mı?
Oğuzhan Şener: Benim iki senedir birlikteliğim var. Dansçı ve sahne sanatları performansçısı.
Ege Karabenli: Ben bekârım.
Altuğ Elveriş: Benim de yok.
◊ Aşkı nasıl anlatırsınız?
Ege Karabenli: Dünyanın en güzel şeyi.
Altuğ Elveriş: Aşkı göğüskafesimin açıldığı ve sevdiğim kadının vasıtasıyla hem kendimi hem de etraftaki bütün canlıları sevme becerimin arttığı bir şey olarak görüyorum. Ve aşkı Erich Fromm’un tanımı üzerinden kurguluyorum: Aşk insanın birbirini özgürleştirebildiği yer.
Oğuzhan Şener: Cevabı çok da net olmayan karmaşık bir şey aşk. Kafa karışıklığı, saçmalama; insan vermeyeceği tepkiler verebiliyor, almayacağı riskler alıyor. Sevdiğin kişiyle uzun soluklu özgürleşip büyüyebilme alanı.

