Güncelleme Tarihi:

Onu, rol aldığı karakterin kostümlerini çıkarınca tanımak biraz zor. Dövmeleriyle, saçlarıyla ve tarzıyla çok ‘cool’ bir havası var. Sakinliği seviyor, sesini yükseltmekten hoşlanmıyor. Hoşsohbet. Yüzünde estetik müdahaleler yok. “Gençken oyuncu arkadaşlarıma söylüyordum ‘Bir gün öyle bir vakit gelecek ki estetiksiz oyuncu arayacaklar ve bir tek ben kalmış olacağım. Deli gibi paralar kazanacağım, siz hâlâ uğraşacaksınız’ diye” diyor. İlkay Kayku’nun dünyasını keşfediyoruz.
◊ Geçen yaz altında kot şort, göbeği açık bir fotoğraf paylaştın. İnsanlar ekranda canlandırdığın Fidan karakterine öyle inanmışlar ki... Biraz da gerçek İlkay’ı mı göstermek istedin?
Aslında diğer işlerimde de bu oluyordu. Dışarıda, sokakta beni pek tanımıyorlar. Hatta bazen beni set önünde karakter dışı kıyafetlerle görünce tanımadıkları için “Oyunculardan rica eder misiniz, bir fotoğraf çektirebilir miyiz” diyenler oluyordu. “E, beni niye istemiyorsunuz” deyip canlandırdığım karakteri söylediğim zaman şaşırıyorlardı. Oynadığım karakterlere benzemediğimin farkındayım ama İlkay olarak çok görünür olmak için özel bir çabam da yok.
◊ Dövmeler falan da var...
Evet. Bir sürü var. Kedi, gül dövmeleri... Bence dünyadaki en güzel şeyler. İlk dövmemi yaptırdığımda 16 yaşındaydım. Üniversiteyi kazanmamın şerefine gidip kendime dövme ısmarlamıştım.
◊ İnsanlar seni canlandırdığın karakterlerin adıyla biliyorsa şöhreti böyle yaşamak nasıl bir şey?
Bir anlamda çok keyifli. Benim olduğum açı çok daha konforlu.
◊ Asi, maceracı ve cool bir tavrın, imajın var...
Macerayı severim, bence herkes sever, sadece buna cüret edip etmemekle alakalı. Asi olduğumu düşünmüyorum, mümkün olduğunca hayatla, çevremle ve yaptığım işle uyumlu olmaya çalışıyorum ama zaman zaman tabii insan içinden kükrüyor. Çünkü hiç ses çıkarmadığınızda da insanlar yada hayat o yolun doğru olduğuna kanaat getirebiliyor. Zaman zaman “Şöyle de olabilir” demek lazım, bu ne kadar asilik bilmiyorum.
◊ Seni ekrandaki karakterlerin dışında tanımayanlar için kendini nasıl anlatırsın?
Her şeyin konuşulmasına gerek olduğunu düşünmeyen, sakinliğin hayatta en çok kazandıran şey olduğuna inanan biriyim.
◊ “Her şeyin konuşulması gerektiğini düşünmeyen” biri olarak göz önünde bir meslektesin. Hiç yanlış seçim yaptığını düşünüyor musun?
Kimse illa konuşacaksın diye boğazımıza basmıyor. Ne kadar konuşacağımız, konuşmayacağımız bizim tercihimiz.
◊ İşin olmadığında neler
yaparsın?
Boş beyin insanın en büyük düşmanı. Ben boş durmam. Gezmeyi çok severim. Kampçıydım, karavancıydım. Ama artık durmak güzel olur diye düşünüyorum ve sabit bir yerim olsun istiyorum. Çünkü gezerken gereksiz ve fazla uyaran oluyor.
‘Kendimi esnek buluyorum’
◊ 29 yaşında başladığın meslekte 25’inci yılın. Bu meslek sana ne ifade ediyor?
Bence bir lütuf, belki de bu kadar sakinleşmemin sebebi oyunculuğa başlamamdır. Çünkü içimizdeki her türlü abartılı duyguyu dışarı çıkarabiliyor, bunun karşılığını kınanma değil, alkış alma biçiminde yaşıyoruz, çok eğleniyoruz. Üstüne üstlük para kazanıyoruz.
◊ Bundan sonrası için hayallerin neler?
Tiyatro benim için her zaman daha öncelikli. Getirileri de kocaman kocaman şeyler değil biliyorsunuz. Benim de hayattan kocaman beklentilerim yok. Sağlık, huzur, güzel arkadaşlıklar kâfi benim için. Zaten ‘Uzak Şehir’deki rol arkadaşım, Ecmel karakterini canlandıran Müfit Kayacan’la bir oyun hazırlığı içerisindeyiz. İki kişilik bir oyun.
◊ Saçlarını rolden dolayı mı boyatmıyorsun?
Hayatımda saçımı bir kere boyattım. Çok gençtim. Babam beğenmedi. Bir daha da hiç boyatmadım.
◊ Paylaştığın fotoğraflardan sonra seni seksi bulanlar olmuş. Sen kendini nasıl görüyorsun?
Kendimi esnek buluyorum. Hiç ben seksi bir kadın mıyım diye düşünmedim.
◊ Estetiğin yok gibi. Ekrandaki gençlerin aksine...
Kendimi biraz fazla seviyorum herhalde. Şükür, sağlıklıyım. Mimiklerimi kullanabiliyorum. Gençken arkadaşlarıma söylüyordum “Bir gün öyle bir vakit gelecek ki estetiksiz oyuncu arayacaklar ve bir tek ben olacağım. Deli gibi paralar kazanacağım, siz hâlâ uğraşacaksınız” diye. Hayatta uğraşacak çok fazla güzel şey var. Onun için kendimle uğraşmak çok zevk vermiyor bana. Spor yapıyorum, bu gerekli ama onun dışında yüzüme ya da başka bir yerlerime bir şey yaptırmak bana çok akıl
kârı gelmiyor.
‘Tercüman olarak çok çalıştım’
◊ Senin Ankaralı olduğunu okudum. Doğru mu?
Kastamonuluyum. Ailem küçük esnaftı. Dört kardeştik, ablam vardı, onu kaybettik. Benden küçük iki erkek kardeşim var.
16 yaşında üniversiteyi kazanıp Ankara’ya gittim. Rus dili ve edebiyatı okudum.
◊ O nereden çıktı?
Dil okumak istiyordum. İngilizce öğretmenim “İngilizceyi her yerde öğrenirsin farklı diller seç” dedi. İspanyolca, İtalyanca ve Rusça olarak tercihimi yaptım. Rusça oldu. Tercüman olarak da çok çalıştım.
◊ Peki, oyunculuk nerede devreye girdi?
Oyunculuk aslında aklımda vardı. Lisedeyken “Sınava gireyim mi” dedim babama. “Benim paramla öyle bir şey okuyamazsın” dedi. Yıllar geçti. Biraz para biriktirdim ama lisans programlarına girebilecek yaşı geçmiştim, 29 olmuştum. Sonra Bahçeşehir Üniversitesi’nde yüksek lisans programı buldum. Oyunculuk devam etti.
◊ Nasıl keşfedildin?
Ankara Sanat Tiyatrosu’ndaydım. Biraz para kazanmamız için bizi TRT’de bir-iki işe yönlendirdiler. Oradan başka işler çıktı. ‘Beni Affet’ başladı, yedi sene devam etti.
◊ Tanınmak ve şöhret olmak için geç kaldığını düşündüğün oluyor mu?
Hayır, her şeyin bir zamanı var. Daha önce olsaydı belki bu kadar zevk almazdım.
‘İnsan kendini ifade edemediği zaman gürültü çıkarıyor’
◊ Hakkında pek bilgi yok, biraz önce de aşkı konuşmuşken sorayım, evli misin?
Evliydim, boşandık.
◊ Çocuğunuz var mı?
Yok.
◊ Seni anne rollerinde de çok izledik...
Hiç anne olma tutkum olmadı. Küçükken İtalyan aileler gibiydik, dört kardeştik ve bir sürü kuzenim vardı. Her zaman birlikteydik. Ben net hatırlamıyorum ama annem anlatırdı, zaman zaman balkonun en dibinde beni ağlarken bulurmuş: “Anne biraz sussunlar, ne olur” dermişim. Hâlâ yüksek ses sevmiyorum. Fidan’a bakınca tabii öyle olmadığı düşünülebilir ama gerçekten sevmiyorum. Ayrıldığım eşimlede birbirimize pek sesimiz yükselmezdi. Yüksek sesle ilgili şöyle düşünüyorum: Herhalde insan kendini ifade edemediği ya da duyulmadığı zaman gürültü çıkarıyor. Ama çok şükür hiç öyle insanlarla bir araya gelmedim. Ben konuştuğumda da dinlendi. Sanırım ben de dinlemeyi biliyorum. Benim için sakin olmak önemli.
◊ Ayrılık aşka bakışını etkiledi mi? Mesela kendini aşka kapattın mı?
Bence hayatta hiçbir şeye kendini kapatmanın bir âlemi yok, büyük konuşmak da çok güzel değil ama kendim için söylüyorum, aşkın çok da elzem, gerekli bir şey olduğunu düşünmüyorum. Hayatta ilgilenecek o kadar çok şey
var ki, illa biriyle yapışık gezmemize gerek yok.
◊ Ekranda canlandırdığın karakter sert. Sana yaklaşmaya korkabilirler. Senin ilgini nasıl biri çeker?
Şöyle bir adam olsa ne kadar etkilenirim diye düşünmedim. O bir enerji meselesi. Tutarsa tutuyor, tutmazsa tutmuyor. Yıllar önce aşkın bir tanımını okumuştum “Genetik olarak sizin eksiklerinizi tamamlayacak genlere sahip insanlara tutulursunuz” diye. Bana çok mantıklı gelmişti. Çünkü böyledir diyebileceğimiz direkt bir açıklaması yok. O anlamsız tutuluşlar bundan olabilir.
‘O aşkı bir şeyler durdurabiliyorsa aşk değildir’
◊ İlkay olarak Kanal D’de yayımlanan ‘Uzak Şehir’ dizisinde canlandırdığın Fidan’a ne kadar benziyorsun?
Fidan’a hiç benzemiyorum. Ama karakteri kabul etme konusunda hiç güçlük çekmedim. Yalnız ilk zamanlarda fazla bağırması beni rahatsız ediyordu. Hep aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemesi mantıklı gelmiyordu, kafasının çalışmadığını düşünüyordum. Onun dışında Fidan bir kadın, bir anne; evliliğini, çocuklarını ve sosyoekonomik imkânlarını korumaya çalışan biri, yuh diyeceğim bir tarafı yok.
◊ İki sezon sonunda senin için Fidan nasıl bir karaktere dönüştü?
Fidan çocuklarının hayatları kolay ve güzel olsun diye kendince doğru bulduklarını ve olması gerekenleri dile getiriyordu. Kötülük değil bu. Onların iyiliği için olduğuna inanıyordu ama bir noktadan sonra bütün platformlarda olduğu gibi aşk bunu yendi. Fidan da aşkın yanında durmaya başladı. Keyifli de oldu diye düşünüyorum. Kendince bir tarzı oluştu. Sağ olsunlar senaristimiz, yönetmenlerimiz ve oyuncu arkadaşlarım da destek veriyor.
◊ Bu hikâyede aşk için verilen mücadeleleri görüyoruz. Dediğin gibi aşk gerçekten birçok şeyin üstesinden gelir mi?
Gerçek aşksa her şeyin üstesinden gelir, o aşkı bir şeyler durdurabiliyorsa bence aşk değildir zaten.
◊ Sence ‘Uzak Şehir’i bu kadar sevdiren ne oldu?
Herhalde biz; ekip ve oyuncular sevince izleyen de seviyor. Öyle değil midir? Yani kendinden hoşlanan birini izlemek çok güzeldir. Bu işte biz çok zevk aldık, bu da insanlara seyir zevki verdi.
◊ Fidan bugün karşında olsa ona ne söylerdin?
“Sakin ol kuzum” derdim.


