GeriHürriyet Cumartesi Funda Eryiğit: Soğuk değilim, sadece yeni tanıştıklarıma mesafeliyim
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Funda Eryiğit: Soğuk değilim, sadece yeni tanıştıklarıma mesafeliyim

Abone Olgoogle-news

Tiyatrodan televizyona birçok başarılı projede onun adı var. Hep farklı karakterlere hayat verdi, hepsiyle izleyenleri büyüledi. Funda Eryiğit’le konuştuk: “Kendimi kabul etmem gerektiğini fark ettiğim yaş 27’ydi. 30’larda kendimle daha çok barıştım.”

Yeni dizisi ‘Son Yaz’ın çekimleri için bir süredir Çeşme’de yaşıyor. Set programı yoğun. Sohbet için sözleşiyoruz. Başta sanki biraz gergin... “Mesafe önemli bir kavram” diyor, sohbet ilerledikçe rahatlıyor, açılıyor. Çok başarılı işlerine rağmen “Şöhret hayatımın büyük bir parçası olmadı” diye anlatıyor. Funda Eryiğit’le (36) Hollanda’dan Türkiye’ye uzanan hayat hikâyesini, ilginç takıntılarını ve bilinmeyenlerini konuşuyoruz.

Yıllardır sektörde olmana rağmen son dönemde yıldızın daha da parladı. Ne oldu?

Aslında ben hep çalışmaya devam ettim. Ama kimi projeler çok ses getiriyor, kimi daha kıyıda köşede kalıyor. Ya da tiyatro yapıyorsun, herkes duymayabiliyor. Bu sefer birkaç farklı mecrada proje yaptım, sebebi bu olabilir.

Çözüm konuşmakta

Afife Jale, Altın Koza... Birçok ödülün var. Ödüllü oyuncu olmak ne ifade ediyor?

Güzel bir duygu, gururlanıyorum, hoşuma gidiyor ama hiçbir zaman oyunculuğa karşı motivasyonumu aldığım ödüller belirlemedi. Bir ödül aldıktan sonra ertesi gün unutup devam etme hissini yaşıyorum.

Hayatta daha çok neyin peşindesin?

Yeni şeyler keşfetmenin. Bu anlamda hep taze kalmak ve merak duygumu korumak istiyorum. Bu işi yapmanın sebebi de bu olabilir çünkü oyunculuk hayattan kopuk ilerlemiyor ve sürekli yeni şeyler fark etmeni sağlıyor.

En son ne keşfettin?

Her çözümün başlangıcı konuşmak.

Seni iyi anlatan özelliğin ne?

İnatçılığım. Hem olumlu hem olumsuz etkilerini görüyorum.

En yaralı duygun nedir?

Aa terapiye gelmişim gibi oldu (gülüyor). Dünyanın ve ülkenin gidişatı beni yaralıyor. Haksızlığın ve sefaletin hâkim olması beni yaralıyor. Bunu toplumsal olarak da gündelik yaşamda da görüyoruz. Oysa herkes yapması gerekenleri en iyi şekilde yapmaya çalışıp güzel düşünse her şey kolaylıkla iyi olacakmış gibi geliyor; bir yandan da gerçeğin öyle olmadığını bilmek, görmek yaralayıcı oluyor.

Seni tanımadan önce soğuk biri olduğunu düşünüyordum. Belki de rollerinden dolayı...

Aslında bu rollerle ilgili değil galiba, ilk bakışta gerçekten soğuk algılanabiliyorum. Hayatımda beni başlarda soğuk bulup tanıdıkça seven insanlar var.

Tek-çift takıntım var

Nedir bu mesafenin sebebi?

Bence soğuk değilim, sadece yeni tanıştığım biriyle mesafeliyim, hemen sempatik olamıyorum galiba. Hissetmediğim şekilde bir ilişki kurmak da istemiyorum. Mesafe önemli bir kavram bence. Eskiden daha içekapanık ve ketumdum. Yaş aldıkça azaldı ve insanlardan soğuk olduğumu daha az duymaya başladım.

Farklı takıntıların da varmış...

Evet. Tek-çift takıntısı gibi...

Nedir o?

Anlatması çok zor. Harfleri, objeleri bir atlayarak saymak gibi bir şey... Adını ben koydum. Ama genel olarak tek sayıları çift sayılardan daha çok seviyorum. Ayrıca alarmları mesela 9.00’da kalkacaksam mutlaka 9.01 ya da 9.03’e kurarım.

Ali Atay’la oyunculuğa benzer yerlerden yaklaşıyoruz

Yeni işin ‘Son Yaz’da nasıl bir karakteri canlandırıyorsun?

Canan çok genç yaşta üniversite öğrencisiyken Selim’le (Ali Atay) büyük bir aşk yaşıyor. Hamile kalıyor, evleniyorlar. Evli ve çocuklu olarak üniversiteyi bitiriyor. İkinci çocukla birlikte mesleğini yapamaz hale geliyor ve kendini ailesine adıyor. Yıllar içinde hem kendisiyle hem eşiyle bir hesaplaşma sürecine giriyor, boşanmaya karar veriyor ve olaylar gelişiyor.

Üç yıl sonra ekrana iş yaptın. Bu projede seni ikna eden neydi?

Hikâyede iyileşme, birlikte olma ve aile olma gibi konuların işlenmesi hoşuma gitti. Oynama hevesi duyduğum sahneler vardı.

Çekimler Çeşme’de. Orada kış nasıl geçiyor?

Çeşme’yi yazları kalabalık bulur, pek sevmezdim. İlk defa kışın geliyorum. Çok güzel bir yermiş. Kışın kalıp yazın başka yere tatile gidebileceğin bir yer gibi. Pandemi açısından da rahat oldu.

Susma hali beni zorladı

Ali Atay’la nasıl bir ikili oldunuz?

Oyunculuğa benzer yerlerden yaklaşıyoruz. Birlikte oynamaktan keyif alıyorum. Hem oyuncu hem yönetmen olduğu için sahneyle, karakterle ilgili söylediklerine çok güveniyorum.

Bir diğer popüler işin ‘Bir Başkadır’. Kimileri bayıldı, kimileri fazla abartıldığını söyledi. Sendeki hissi ne oldu?

Bende yeri çok ayrı. Çok seviyorum ve çok sahiplendiğim işlerden biri. Seyirci sevebilir de eleştirebilir de, herkesin zevki farklı. Ben kendi adıma çok seviyorum.

Neredeyse hiç konuşmayan bir karakteri canlandırdın. Susarak oynamak zor muydu?

Evet, Ruhiye karakterinin susma hali beni zorladı. Oyuncu olarak karakterin kendisini nasıl ifade edeceğinin peşine düşerken bu sefer ifade edememesinin peşine düştüm. Benim için güzel bir deneyimdi. Tekrar baştan sona oynamak isteyeceğim bir karakter.

Asghar Farhadi’nin filmlerini çok severim

◊ Hollanda doğumluyum. Dokuz aylıkken oradan ayrılmışım. Anne-babam daha iyi bakılırım diye beni Türkiye’ye babaannemin yanına yollamışlar. Dört yaşında onlar da yanımıza gelmiş.

◊ Mutfakta zaman geçirmeyi seviyorum. İtalyan, Türk mutfağı ve Gürcü yemeklerinin bazılarını yapıyorum.

◊ Asgar Farhadi’nin filmlerini çok severim. Kim Ki-duk filmleri bir dönem çok ilgimi çekerdi ama geçti. Kenneth Lonergan, Reha Erdem... En sevdiğim yok, bir sürü isim var takip ettiğim.

◊ Yeni bir tiyatro oyunu üzerinde çalışıyorduk ama pandemi sebebiyle durdu. Her şey yolunda giderse önümüzdeki sezon oynarız.

Funda Eryiğit: Soğuk değilim, sadece yeni tanıştıklarıma mesafeliyim

Hakkımız olan hiçbir şey lütuf değil

18 yıldır bu işi yapıyorsun. Ne kadar şöhretin kurallarına uyan biri oldun?

O kurallar nedir bilmiyorum ama ilk zamanlar zorlanmıştım, tanınmaktan çok utanıyordum. İlk dizim ‘Canım Ailem’de oynarken öğrenciydim, insanların sokakta beni tanımasına gerilirdim. Bu da zamanla geçti. Şöhret hayatımın büyük bir parçası olmadı. Tabii ki sosyal medyadan gelen yorumlardan etkileniyorum. Olumlu şeylerden mutlu oluyor, olumsuz şeyler gördüğümde dertleniyor ve üzülüyorum. Bu da herhalde göz önünde olmanın dezavantajı olabilir.

Neden acımasız kötü yorumlar yapar olduk?

Daha hoyrat olduk. Yanlış olan bir şeyi ifade şeklimiz bile hırçınlaştı. İfade ederken karşımızdaki insanı görmediğimiz için olabilir. Direkt kendisine söyleyemiyoruz aslında. Bir de fazlaca olumsuzluklarla çevriliyiz, tüm dünyada insanlar gittikçe daha fazla kutuplaşıyor. Siyaset de günlük ilişkiler de yapıcılıktan çok yıkıcılık üzerine kurulu. Tüm bunlar toplumsal olarak psikolojimizi etkiliyor
galiba.

Yıllardır ekranda ve sahnedesin. Karakterleri yaratırken toplumu gözlemliyorsundur. Nedir çıkardığın sonuçlar?

İnsanların şunu kendinde hak görmesini isterim; hakkımız olan hiçbir şey lütuf değil. Yaşam hakkı bile bir lütuf gibi algılanıyor, oysa bu bizim en doğal hakkımız. Zaten olması gereken şeyler için bile mücadele etmek gerekiyor. Gündelik hayatta basit olaylardan dünyayı ilgilendiren çok ciddi adaletsizliklere kadar bunun örneklerini görebiliyoruz.

Dokuz sene üniversite öğrencisiydim

En cesur hareketin neydi?

Dokuz sene üniversite öğrencisi olmam.

Nasıl! Dokuz sene mi okudun?

Evet. Önce dört yıl İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde okudum. Ardından İstanbul Devlet Konservatuvarı Tiyatro bölümüne girdim. O sırada bir sene dizide oynadığım için bir yıl sınıfta kaldım ve eğitimim beş sene sürdü. O zaman bu bana normal geliyordu ve her şey kendiliğinden gelişti. Ama yıllar sonra bakınca “Cesurmuşum” diyorum.

Oyunculuğa merakın ilk üniversiteni okurken mi başladı?

Hayır, 14 yaşında kendini keşfetme gibi şeylerle başladı. Lisede bir tiyatro grubuna girdim. Oradaki insanların kafa yapısı bana çok farklı geldi. Alternatif şeyler düşünüyor ve hayata farklı bakıyorlar diye düşündüm. Ve çok sevdim. Ama okuldaki sıra arkadaşımla bir yandan siyaset okumak istiyorduk ve bir şekilde kendimi siyasal bilgiler fakültesinde okurken buldum. Üniversitede tiyatro yapmaya devam ettim. Üçüncü sınıfta okurken oyunculuk yapacağımı biliyordum ve konservatuvara gitmeye karar verdim.

Kadınların içinde bulunduğu hikâyeler hep macerasız...

Oyunculardan edebiyat dünyasına sıçrayan taciz ifşaları var. Sen de 18 yaşından beri setlerdesin... Fiziksel ya da psikolojik olarak maruz kaldığın şeyler oldu mu?

Benim eşit haklar ve adalet konusunda yaşadıklarım oldu.

Ne gibi şeyler?

Aklıma ilk gelen seslendirme dünyasında olanlar... Kadınların sesinin güvenilir bulunmadığına dair şeyler bile duydum. Bu sebeple kadınlar daha az reklam seslendiriyormuş. Ya da dizilerde kadın başrol oyuncuların erkek başrol oyunculara göre daha az para kazanıyor olması... Bu sorunları hâlâ yaşıyoruz.

Ünlü olduktan sonra bile o maddi eşitsizliği yaşıyor musun?

Evet, yaşıyorsun. Bugün birçok kadın oyuncu arkadaşım da bana hak verecektir diye düşünüyorum. Senaryolarda da kadınların içinde bulunduğu hikâyeler daha standart, macerasız... Olaylar erkek karaktere bağımlı olarak yazılıyor.

Peki bunların değişeceğine dair umudun var mı?

Hiçbir ezilen, hakkını ertesi gün almış değil. Hep mücadele ve zaman gerekiyor. Ben de umut görüyorum. Küresel olarak kadınların kuvvetlendiği bir çağdayız.

Cazibe, kendine güvende...

Seni çok seksi bulanlar var. Hep beğenilen bir kadın mıydın?

Yok, çok popüler ve beğenilen bir gençliğim olmadı. Şu anda da beğenmeyen, hoşlaşmayan vardır.

Güzel olduğunu ilk nasıl anladın?

Buna kendimle barışmak diyelim. Kendimi kabul etmem gerektiğini fark ettiğim yaş 27’ydi. 30’larla kendimle daha çok barıştım. Şimdi de her şey yerine oturuyor. Bu insanın genç yaşlarda kendine karşı acımasız olmasıyla alakalı herhalde.

Sence bir kadını seksi yapan nedir?

Çok klişe olacak ama bence kadını da erkeği de cazibeli gösteren şey kendine güvenmesi, kendisiyle ilgili ciddi derdi olmaması. Ve cesur olması.

False