Erdal Beşikçioğlu: ‘Sahnemiz üzerinden kendi uyuzumuzu kaşıyoruz’

Güncelleme Tarihi:

Erdal Beşikçioğlu: ‘Sahnemiz üzerinden kendi uyuzumuzu kaşıyoruz’
Oluşturulma Tarihi: Şubat 05, 2022 07:00

İçi su dolu üç küvet ve gelinlikler içinde üç kadın... Kadına şiddeti merkezine alan ‘Küvetteki Gelinler’ Tatbikat Sahnesi’nin bu sezon sahneye taşıdığı yeni oyunu. Gerçek bir olaydan uyarlanan oyunun yönetmeni Erdal Beşikçioğlu ve oyuncuları Naz Göktan, Selin Zafertepe, Hazal Türesan’la buluştuk. Beşikçioğlu, oyunu “Kadın ve kadının varoluşu üzerine bir sorguydu benim için. Üstüme vazife değil ama kendimce buna ihtiyaç duydum. Sosyal medyada bu konularda çok paylaşım yapan var ama eyleme geçmeye baktığınızda çoğunu göremiyorsunuz” diyerek anlatıyor.

Haberin Devamı

Fişekhane Ana Sahne’de buluşmak üzere sözleşiyoruz. Erdal Beşikçioğlu randevusuna o kadar sadık ki, bir gün önce yağan kar fırtınası yüzünden tüm uçuşlar durmuş olsa da ertesi sabah ilk uçağa atlayıp Ankara’dan geliyor. Oyun madem küvette geçiyor biz de fotoğraf çekimini küvette yapmaya karar veriyoruz. Oyuncular ve Beşikçioğlu bu sefer susuz küvetlerde dalışa geçiyor. Beşikçioğlu oyunun kurgusunu “Belki delice bir fikirdi ama bu oyuna ‘Evet’ diyen kadın oyuncularımızın da bir o kadar deliliğe hazır olmaları gerekiyordu” diye anlatıyor.

Erdal Beşikçioğlu: ‘Sahnemiz üzerinden kendi uyuzumuzu kaşıyoruz’
Naz Göktan, Selin Zafertepe ve Hazal Türesan
Stil danışmanı: Doruk Kakız
Saç ve makyaj: Burak İleri-Pelin Pehlivanoğlu
Erdal Beşikçioğlu:
Stil danışmanı: Büşra Işık
Kostüm: Prada

Haberin Devamı

‘Küvetteki Gelinler’in derdi nedir?

Naz Göktan: ‘Küvetteki Gelinler’, gerçek, yaşanmış bir olaydan yola çıkan bir seri katil hikâyesi. Biz, oyunumuzda olayı kadınların dilinden anlatıyoruz. Bu üç kadının ortak noktası bir adam aslında. Yoksa hayatları, yaşları, aileleri ve beklentileri farklı. Adam, onları aşk, sevgi temelinde kandırıp, onlarla evlenip sonra da hem psikolojik, hem mental şiddete maruz bırakıyor. Onları gün geçtikçe bir sıkıntıları, bir hastalıkları olduğuna inandırıyor. Vasiyetlerini hazırlattırıyor, hayat sigortası yaptırıyor. Sonra da küvetlerinde, hiç beklemedikleri bir anda boğuyor.

Erdal Beşikçioğlu: ‘Sahnemiz üzerinden kendi uyuzumuzu kaşıyoruz’

Sahnelemek için neden bu oyunu seçtiniz?

Erdal Beşikçioğlu: ‘Küvetteki Gelinler’i yapma sebebim İstanbul Sözleşmesi’nin hiç edilmesiydi. Kadın ve kadının varoluşu üzerine bir sorguydu benim için. Üstüme vazife değil ama kendimce buna ihtiyaç duydum. Sosyal medyada bu konularda çok paylaşım yapan var ama eyleme geçmeye baktığınızda çoğunu göremiyorsunuz.

Oyun boyunca üç kadın su dolu küvetlerin içinde. Neden bu anlatım yöntemini seçtiniz?

Haberin Devamı

Erdal Beşikçioğlu: İşin draması boğulma kavramı üzerine. Bunun da bir şekilde seyirciye hissettirilmesi ya da ucundan gösterilmesi gerekiyordu. Kadınların suyun içinde olmaları, bedenleri ve yaşam alanlarının parçası haline dönüştü. Bu sayede seyirciyle de güçlü bir empati kurdular. Belki delice bir fikirdi ama bu oyuna ‘Evet’ diyen kadın oyuncularımızın da bir o kadar deliliğe hazır olmaları gerekiyordu. Keza üçü de çok hazırlıklı geldi.

Peki, zor mu bir saat boyunca su dolu küvetlerin içinde oynamak?

Hazal Türesan: Provaları önce sandalye, sonra kuru küvette yaptığımız için su geldiğinde çok rahatladık. Yapmak istediğimiz her şey suyla ortaya çıktı.

Haberin Devamı

Peki su dolu küvetlerin içindeki oyuncuları yönetmek zor muydu?

Erdal Beşikçioğlu: Kuru küvette provaları yapmaya başladığımızda yönetmek daha zordu. Suyla birlikte daha rahat oldu. Mesela bir çocuk bir su birikintisinde en keyifli zamanını geçirir. Oyunculara da o su birikintisini verince işimiz daha kolay hale geldi.

Şiddetle yüzleşmek sizi zorladı mı?

Hazal Türesan: Okuma provalarında kadınların yaşadıklarını gördükçe dağıldık. Ayaklandıktan sonra Erdal Beşikçioğlu’nun rejisiyle yer yer bazı anlarda çok eğlendiğimizi fark ettik. Bu durumun içinde “Ben buna nasıl gülebiliyorum” diye sorgularken yakaladık kendimizi. Şiddetle bu biçimde yüzleşmek tuhaftı. 

Haberin Devamı

Erdal Beşikçioğlu: Aslında o şiddeti ortaya çıkarırken biraz da eğlendik. Çünkü nüktedan bir oyun. Hikâye, karakterler öldükten sonra yaşamı fark ediş ve uyanışlarıyla başlıyor. Kendi sorgulamalarında kendi eğlenceleri de ortaya çıkıyor. Bu yüzden bir yandan gözünüzden yaşlar akarken bir yandan kahkahalarla güldüğünüz bir iş. Seyirciyle yakalanması zor bir empati. Bu üç hanım gelinlikleriyle bunu yakaladı.

Erdal Beşikçioğlu: ‘Sahnemiz üzerinden kendi uyuzumuzu kaşıyoruz’
Tatbikat Sahnesi ‘Küvetteki Gelinler’i bu sezon sahneye taşıdı.

İKİ GÖBEK ATALIM, İNSANLAR ALKIŞLASIN

Sizin gerçek hayatta bu oyunda anlatılan gibi takıntılı, manyak sevgilileriniz oldu mu?

Haberin Devamı

Hazal Türesan: Hiç toksik ilişki yaşamadım. Bence, ailemde ve çevremde kavga, gürültü ya da değersizlik görmediğim için haliyle kendimi başka bir erkeğin değerli hissettirmesine ihtiyaç duymadım. 

Naz Göktan: Ben de yaşamadım. Görece daha temkinli, kendini huzurlu hisseden, problemsiz, kontrol edebildiği ortamlarda yaşayabilen biriyim.

Selin Zafertepe: Bunlara katılmıyorum. En basitinden duygular üzerinden manipüle edilme durumu bile bir şiddet bence. Çünkü gerçek olup olmadığı belirsiz bir duygu, sürekli söylene söylene beyinde gerçek gibi kabul ediliyor. Dolayısıyla ben bu duygusal manipülasyona çok maruz kaldım. Bunun ortam ya da ailenle ilgisi olduğunu da düşünmüyorum. Yaşadığım bir şeydi, tabii artık değişti.

Peki, siz hiç, bir kadını bu tip duygusal manipülasyonlara maruz bıraktınız mı?

Erdal Beşikçioğlu: Bilemezsiniz ki... Kadının ve erkeğin yaradılışı arasında hayatı algılama ve sahiplenme biçimlerinde çok büyük farklar var. Birçok erkek, ataerkil yapıları sebebiyle bunu bilmeden  yapıyor olabilir. Belki ben de, hatta belki sen de çok nahif bir insan olmana rağmen bunu yapmışsındır. Çok zor bir durum. İnsan birbirine değer verdiği ölçüde kendi soyunu bir üst seviyeye taşıyacaktır diye düşünüyorum.

Sanat bu tip konularda bir şeyleri değiştirebilir mi sizce?

Erdal Beşikçioğlu: Değiştirir tabii ki, yoksa niye yapıyoruz, deli miyiz? Avrupa’daki pek çok ülke kendi sosyal ve felsefe devrimini sanat üzerinden yapmış. Sanat tuhaf bir etkileşim alanıdır. Bakış açısını değiştirir. Hayata daha keyifli bakmanızı, kendinize olan saygınızı oluşturmanızı sağlar. Yoksa manyak mıyız bunları yapalım! Biz de iki göbek atalım, insanlar alkışlasın. Ne anladık bundan? Bir mesajın yoksa bu işi yapmanın da bir manası yok.

ERKEKLERİN ALANLARI HEP DAHA GENİŞ, ÖYLE BÜYÜYORLAR

Oyunda ana tema kadına şiddet. Siz ilişkilerinizde hiç şiddet gördünüz mü?

Naz Göktan: Psikolojik şiddete maruz kaldığıma eminim.

Hazal Türesan: İlişkilerde psikolojik şiddeti fark edip hep uzadım. Erkekler öyle ataerkil bir şekilde yetiştiriliyorlar ki, belki farkında bile değiller. Ben küçükken anneannemle yaşıyordum. Ezan okunduğunda eve girmek zorundaydım ama kuzenim erkekti ve o daha sonra gelebiliyordu. Erkeklerin alanları hep daha geniş, öyle büyüyorlar. Sen o büyük alanların içinde kadın olarak ‘Bir dakika, ben buradayım’ dediğinde ayarları bozuluyor.

Erdal Beşikçioğlu: Bir de toplumsal kavramlarımız var. Sünnetimiz var. ‘Oğlum erkek oldu’… Çok önemli bir kavram. Herkes oğlan çocuk oldu diye hediyeler veriyor. Kızımız kadın olmaya adım attığı zaman da hemen örtbas ediliyor. Kadın, o zaman kadınlığının değerinin farkına varamıyor. Belki kadın için de ‘vay anasını’ diye sünnet gibi tören düzenlense, o da varoluşunun farkına varıp ayakları yere daha sağlam basacak.

Hazal Türesan: Kadın regl olduğunda pedi bile gizli gizli istiyor, ped gizli gizli veriliyor.

Erdal Beşikçioğlu: Zaten bir alkol, bir de ped tezgâh altı satılıyor işte…

Selin Zafertepe: Küçükken erkeklerin çıplak fotoğrafları da çekilirdi. Benim de var ama küvette, hep önüm kapalı.

Naz Göktan: Aa yine mi küvet (gülüyor)!

ANKARA’DA SEYİRCİ, YAZARINA GÖRE OYUNA GELİR İSTANBUL’DA HİKÂYE VE YAZARLA PEK İLGİLENİLMİYOR

Tiyatrolar her geçen gün daha çok ilgi görüyor. Ekranda gördüğümüz popüler isimlerin çoğunu tiyatro sahnesinde de görmeye başladık. Bu durum yıllarını tiyatroya vermiş oyuncuları nasıl etkiliyor?

Erdal Beşikçioğlu: Ona bakarsan, bir dönem de gazinolarda bu çok oluyordu Hakan. Ben çok oyuncu gördüm gazinolarda sahne alan. Ama bu kötü değil, bu etkileşim devam ettiği sürece insanlar televizyonda gördüklerini merak edeceklerdir.

O zaman bu durum tiyatroların işine yarıyor diyebilir miyiz?

Erdal Beşikçioğlu: Aslında tiyatronun amacı o değil ama şöyle bir şey anlatayım: Mesela Ankara’da seyirci yazarına göre oyuna gelir. Sonra yönetmenine bakar. Hikâyeyi seyreder. Hikâye içinde oyuncular iyiyse onları değerlendirir. İstanbul’da hikâye ve yazarla pek ilgilenilmiyor. İzleyici hoşça vakit geçirmek istiyor. Bunu bütün İstanbul için değil elbette, popüler kültür için söylüyorum. Ama İstanbul’un da yüzdesi yüksek bir popüler kültür takipçisi var.

Yani sizce ekrandaki isimler sahnede olsun…

Erdal Beşikçioğlu: Sahne üzerinde canlı soluk alıp verme olsun da her ne şekilde olursa olsun. Her körün bir topal alıcısı vardır.

Hep oyun ürettiniz ama bir yandan ekranı da bırakmadınız. Oradan kazanıp bu tarafa mı yatırdınız?

Erdal Beşikçioğlu: Bu motorun bir şekilde dönmesi gerekiyordu. Bunun için de ekranda görünmeniz şart. Pandemiden sonra yine televizyon başladı. Allah’tan dijitale ‘Hamlet’ gibi işler yaptım da hayata geri döndüm. Yoksa dizi olayı büyük bir monotonluk. Yaşam zevklerini alamadığınız bir biçim.

HER KADIN O BEYAZIN İÇİNDE GÖRÜLMEK İSTİYOR

Bu oyundaki kadınlar gelinlikle; sizin gelinlik giyme hayalleriniz var mı?

Hazal Türesan: Hiç hayalini kurduğum bir şey değil.

Selin Zafertepe: Ben daha önce evlenip boşandım. O zaman da gelinlik giymeye çok istekli değildim. Hatta ‘Beetlejuice’da Winona Ryder’ınki gibi gotik kırmızı bir gelinlik giymek istemiştim. Çocukluk hayalim buydu. Ama ailem “Biz seni beyaz gelinlikle hayal ediyoruz” deyince onları kırmak istemedim. Yani o zaman da benim için çok bir şey ifade ettiği söylenemez.

Erdal Beşikçioğlu: Böyle söylediklerine bakma…

Neden bakmayayım?

Erdal Beşikçioğlu: Her kadın o beyazın içinde görülmek istiyor bence. Çünkü beyaz bir kadına o kadar yakışıyor ki… Çok güzel oluyorlar ve bu göz ardı edilemez. Her kadın üremek, kendinden bir parça dünyaya getirmek istiyor. O yüzden bakma sen bunların böyle dediklerine (gülüyor).

Naz Göktan: Valla ben çok domestik biriydim. Gelinliğim, düğün şarkım, kısacası her şey 20 yaşıma kadar kafamda belliydi. Sonra bu fazla seremonik olan şey beni rahatsız etmeye başladı sanırım. Bir de ben aşkın sonsuz olduğuna inanıyordum o zamanlar. Ne zaman ki her aşkın muhakkak hayal kırıklığı barındırdığına inandım, o zaman yaşla beraber, beyaz gelinlik hayali de farklı bir şekil aldı.

Konumuz aşka geldi… Ne dersiniz?

Erdal Beşikçioğlu: Aşkı zaten sadece insanda yaşamak bence ilkel toplumların yaklaşım biçimi.

Neden?

Erdal Beşikçioğlu: Çünkü aşk spesifik olan bir şey değil ki. Maddeye dair de âşık olabilirsin. Sanat da bu aşkın üzerine kurulu bir biçimdir. Sanat ve aşk, aşk ve hayat her anında var olan bir şey. Kar yağdı ve hepimiz dışarıya çıktık. Neden? Beni hayatım boyunca dışarı çıkartıp koşturacak bir kadın görmedim, iki çocuğumun doğumu hariç… Hayat insanın kendi içindeki aşkı keşfetmesinde var oluyor bence. Doğaya, maddeye, hayvana ya da canlıya karşı…

SOSYAL MEDYAYLA MÜTHİŞ SAHTE OLDUK

Oyunda sahte bir kimlik ve sahte bir hayatla kadınlar bir adam tarafından kandırılıyor. Günümüzde sosyal medyanın bu sahteciliğe etkisi nasıl oldu?

Naz Göktan: Müthiş sahte olduk. Birinin profil fotoğrafıyla gerçek hayattaki halini ne kadar benzetiyorsunuz birbirine. Ben çok az benzetiyorum. İnternette gördüğüm her şeyi defalarca sorguluyorum.

Neden böyle olduk?

Erdal Beşikçioğlu: Sosyal medya kişide varoluş şeklini değiştirdi. Eskiden var olabilmek için ilkelere mutlak bağımlılık gerekiyordu, şimdi gerekmiyor. Bazen öyle şeyler görüyorum ki insan üstünü başını parçalamak istiyor. Allah’tan sahnemiz var da sahnemiz üzerinden kendi uyuzumuzu kaşıyoruz.

BİRAZ SERT VE HOYRAT OLMAK GEREKİYOR

Bu bir kadın hikâyesi diyoruz. Kadın size ne ifade ediyor?

Erdal Beşikçioğlu: Annemi. Daha ne ifade etsin. Dünyanın en değerli varlığı.

Peki, erkekler kadınlardan ne istiyor?

Erdal Beşikçioğlu: Onu bilemiyorum, evli olduğum için de o sürecin hâlâ içerisindeyim. Aslında ne beklediğimizin adını da koymak istemiyoruz. Erkek ya da kadın olmasına da gerek yok, eksiğini tamamlayan bir insan var olduğu sürece hayat yaşamaya değer bir hal alıyor.

Hazal Türesan: Evet ya, gerçekten ne istiyorlar? Bilmiyorum.

Erdal Beşikçioğlu: Peki şunu sorayım; kadın erkekten ne istiyor?

Hazal Türesan: Ne isteyeceğim, mutlu olmak istiyorum.  Çok fazla bir şey de beklemiyoruz. Her şeyi de hallediyoruz.

Bu sektörde kadın olmanın zorluklarını yaşıyor musunuz?

Hazal Türesan: Eğer biraz nahif ve sessizsen, herkese kıymetli davranıyorsan ilişkiler çatırdıyor. Biraz sert ve hoyrat olmak gerekiyor. Fark edemediğin mobbing’ler yaşıyorsun. Ama artık konuşur ve ‘Bir saniye’ der hale geldik. Çünkü kadınların da sesi çıkmaya başladı.

Erdal Beşikçioğlu: ‘Sahnemiz üzerinden kendi uyuzumuzu kaşıyoruz’
Oyuncular (soldan sağa) Naz Göktan, Hazal Türesan ve Selin Zafertepe ile yönetmen Erdal Beşikçioğlu

CANLI PERFORMANSIN ÖNÜNE HİÇBİR DUYGU GEÇEMEZ

Televizyon, sinema ve tiyatronun ne gibi farkları var?

Erdal Beşikçioğlu: Televizyonda; yönetmenini, görüntü yönetmenini üniversite sınav sonucuyla seçiyorsun. Bilemezsin ki hangi sınıftan geldi. Puanını tutturmuş, kazanmış. Ama oyuncu çocuk gibidir, o çocuğa nasıl davranacağını bilmen gerekir. O kadar savunmasızdır ki, kendi kişiliğinden çıkıp başka bir kişiliği yaratacak bir beynin orada olması gerek. Televizyonda böyle bir durum yok. Öteki tarafta sinema biraz daha disiplindir, büyük bir akademik özgeçmiş gerektirir. Tiyatroysa her bir bireyin birbirine değer verdiği bir alandır, dünyanın da en lezzetli yeridir.

Ekran, sinema, tiyatro… Bir sıralama yapsanız…

Erdal Beşikçioğlu: Canlı performansın önüne hiçbir duygu geçemez. Tiyatro ortak bir üretim ve etkileşim alanı. Sonra sinema. Orada biraz daha arıyor, biraz daha konuşup paylaşıyor ve yaptığınız işten tatmin oluyorsunuz. Dizideyse işin sonunu bilmiyorsunuz. Bir hafta içerisinde o sözleri doğru şekilde söyleyip geçmeniz gerekiyor.

Oyun yönetmek mi yoksa oyuncu olmak mı sizce daha keyifli?

Erdal Beşikçioğlu: İyi oyuncularla oyun yönetmek çok keyifli.

Neden?

Erdal Beşikçioğlu: Mahallede oyun oynamak gibi bir şey. Çocuk gibi… Hiçbir şey düşünmüyorsun. Aşk da herhalde öyle hissettiriyor, onun gibi.

SAHNE YERİNE TELEVİZYONDA GÖRÜNÜR OLMA ÇABASI ÜRETME AŞKININ ÖTESİNE GEÇTİ

Erdal Beşikçioğlu nasıl bir yönetmen, anlatır mısınız biraz?

Selin Zafertepe: Karakterin iç dünyasını, yapısını, yaşadığı an itibariyle hissettiklerini ya da oyunla ilgili sahnede görmek istediği durumu, tek bir cümle, bazen de tek bir kelimeyle anlatabilen ve aynı zamanda bir kelimesiyle oyuncunun içinde birçok pencere açan, nadide bir yönetmen. Pek çok yönetmen bir şeyleri göstererek anlatır. Ama Erdal Beşikçioğlu oyuncunun ruhunu işliyor.

Hazal Türesan: Adam deha. Gözüne bakınca seni çok iyi anlıyor. Konuşmana gerek yok. İnanılmaz bir adamla çok iyi bir iş yaptım.

Naz Göktan: Erdal Hoca’yla 10’uncu senem. Oyunculuğa onunla başladım. Beni yetiştiren hocalarımdan biri oldu. Bir evde baba ve anneyi nasıl kaşından gözünden anlıyorsun, öyle bir şey benim için. Tabii zor tarafları da var, ama eskiden daha da zordu (gülüyor).

Peki siz oyuncularınızı, bu üç kadını nasıl anlatırsınız?

Erdal Beşikçioğlu: Biz çok değerli oyuncularla çalıştık, okulda da öyleydi. Şimdi o tür insanlar yok, kalmamış. Çünkü o zaman sadece tiyatro ve sanat vardı. Ve o aşkı onlardan daha iyi öğretecek yoktu.

Şimdi ne oldu?

Erdal Beşikçioğlu: İnsanların sahne üzerinde olmak yerine televizyonda görünür olma çabaları üretme aşkının ötesine geçti. O zaman da ihtiras meydana geldi. İyi bir oyuncu, kendi içinde kendiyle derdi olan oyuncudur. Bizim oyunumuzdaki üç kadın oyuncunun da kendi içinde dertleri vardı. Eksikliklerinin farkındalardı ve kendi içlerinde çalışarak başka bir boyuta taşıdılar. Akademik olan oyuncularla da çalışmak başka bir keyif oldu. 

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!