GeriHürriyet Cumartesi Bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyorum
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyorum

Brezilya’nın bir kasabasında süt sağarken Türkiye’de başrol oynayacağı aklının ucundan geçmezdi. 17 yaşında geldiği İstanbul’da ilk kez sevgilisi oldu ve onunla evlendi. Ardından oyunculuğa adım attı. Jessica May: “Benim kaderim buradaydı.”

Çok sempatik. Yüzünden gülücük eksik olmuyor. Türkçeyi güzel çözmüş ama kolay olmamış: “Kendimi uzun zaman vücut diliyle ifade ettim. Sonra insanların nasıl konuştuklarını gözlemledim, konuşmalarını dinledim.” Jessica May ile ‘Maria ile Mustafa’nın Kapadokya’daki çekimlerindeyken sohbet ettik.

Brezilya, Paranacity’de bir kasabada doğdunuz. Nasıl bir hayatınız vardı?

10.000 kişilik kasaba... Bir çiftliğimiz vardı. Annem öğretmen, babam çiftçi. Hayvanların arasında, sakin bir ortamda büyüdüm. İnekler, köpekler, tavuklar... Babam her sabah kalkıp süt sağarken onu izliyordum. Sonra ben de inek sağmaya başladım ama çok zor.  Yumurtaları da ben toplardım.

O hayattan oyunculuğa nasıl geçtiniz?

Hayalim manken olmaktı. Çocukluğumda hep podyumda yürüdüğümü hayal ederdim.

Bu yüzden mi São Paula’ya gittiniz?

Evet, 15 yaşımda bir ajanstan teklif alıp hemen çalışmaya başladım. Küçük bir yerden büyük bir yere gitmek çok zordu. Ama bir daha o küçük kasabama sadece ziyaret amaçlı gittim.

“Kırık Türkçeli bir oyuncu arıyoruz” dediler

Yolunuz nasıl Türkiye’ye düştü?

Dokuz sene önce Çin’den iş teklifi geldi. Tam Çin’e gidiyordum ki deprem ve tsunami yüzünden uçağım iptal edildi. Bu sırada burslu olarak biyolojik bilimler bölümünü kazandığımı öğrendim. Okuyacaktım. Ama bir hafta sonra Türkiye’den modellik teklifi geldi. Okul mu yoksa çalışmak mı? Bilemedim. Hemen annemi aradım, “Üniversiteyi her yaşta okuyabilirsin. Modellik hayalini gerçekleştirmek içinse belli bir yaş sınırın var” dedi. Ondan aldığım ışıkla Türkiye’ye geldim.

Burada kalmaya nasıl karar verdiniz?

Bir iş diğerini getirdi. Bir çekim sırasında da fotoğrafçı olan eşim Hüseyin’le tanıştım.

Ve hayatınız değişti...

Evet. Biliyor musun eşim Hüseyin benim ilk sevgilimdi. Onunla tanışmam, Türklerin misafirperverliği... Şimdi bakınca anlıyorum ki hepsi bir bütün. Ve benim kaderim buradaydı. Çin’e gitmememin, buraya gelmemin hep bir sebebi olduğunu düşünüyorum.

Yeni dizinizdeki Maria karakteri de size benziyor...

Evet. ‘Maria ile Mustafa’ dizisinde canlandırdığım Maria da Kolombiya’dan Ürgüp’e geliyor. Onun da benim gibi başlarda kaderinin burada olacağından haberi yok. Mustafa’yla tanıştıktan sonra Türkiye’de kalmaya karar veriyor. Tabii onları bekleyen çok büyük zorluklar var. Bu arada benim annemin adı da Maria, bu da çok güzel bir tesadüf. Çekimler Kapadokya’da; enerjisi harika. Yönetmenimiz Faruk Teber’le çalışmak da çok güzel, çok şey öğreniyorum.

Oyuncu olarak nasıl keşfedildiniz Türkiye’de?

Mankenlikle birlikte reklamlarda oynamaya başladım. Yönetmenler ekrana yakıştığımı söylüyorlardı. “Belki bir gün” diye düşünüyordum. Sonra aniden bir telefon aldım, “Kırık Türkçeli bir oyuncu arıyoruz” dediler. Seçmelere gittim, ilk işim ‘Yeni Gelin’e seçildim.

Hiç eğitim almadan kamera önüne geçmişsiniz. Oyunculuk zor muymuş?

Çok zordu, bir kere anadilimde oynamıyordum. Bütün diyalogları önce Portekizceye çevirip sonra hissettiklerimi yansıtıyordum.

Önyargıyla çok karşılaşıyorum

Yurtdışından gelip burada başrol oynayınca önyargılarla karşılaştınız mı?

Tabii, çok önyargıyla karşılaştım. Hâlâ devam ediyor. Ama tepkiden çok destek aldığım için bunlar beni etkilemiyor. Bence herkesin güneşin altında bir yeri var. Ben konservatuvar okumadım ama usta oyuncular bana “Sen konservatuvarın içindesin” diyorlar. Onlardan çok şey öğreniyorum. Dersler alıyor, kendimi geliştiriyorum.

Bir çiftlikte yaşarken başka bir ülkede başroldeki oyuncu olacağınızı düşünür müydünüz?

Asla düşünmezdim. Eski hayatım ve şimdiki hayatım... Çok, çok değişik. Çevremdeki insanlar yaşadıklarıma inanamıyor. Bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyorum.

Bir rüyanın içindeymiş gibi hissediyorum

Hüseyin’i görünce midemde kelebekler uçmaya başladı

Türkiye’de âşık olup evlendiniz. İlk görüşte aşk mıydı?

İlk görüşte aşka inanmazdım ama Hüseyin’i (Kara) bir gördüm, midemde kelebekler uçmaya başladı.

Hüseyin Bey’i merak ettim. Çok mu yakışıklı?

Bana göre öyle. O benim prensim.

Dizilerde yabancı gelin olmanın zorluklarını yaşıyorsunuz. Hüseyin’in ailesiyle aranız nasıl?

Bazıları “Gâvur gelin” diyor. Hüseyin’in ailesi Karadenizli. Beni çok sahiplendiler. Kaynanam çok tatlı bir kadın.

Kültür farkı zorluklar yaratıyor mu?

Hayır. “Evlendikten sonra bir şeyler değişir” derler ya, bizde öyle bir şey yaşanmadı.

Aileniz Türkiye’ye geldi mi? Nasıl buldular?

2018’de geldiler. Karadeniz’i çok sevdiler. Babam yaylalarda inekleriyle yaşamak istedi. Brezilya’da yetiştirmek için bir acı biberin tohumunu aldı. Satan adam “Ne kadar sularsanız o kadar acı olur” demişti. Her gün sulamış ve o kadar acı olmuş ki! Şimdi babam kasabada acı biberleriyle ünlü.

‘Dayanıklılıklarını’ kelimesi için bir hafta çalıştım

Türkçe sizce zor bir dil mi?

Çok zor. Arkadaşlarım “Sen maruz kaldığın için öğrendin” diyorlardı. Hayır. Ben İngilizceyle de devam edebilirdim ama bu dili çok sevdim. Kulağa çok güzel geliyor.

Nasıl çözdünüz?

Türkçe ve İngilizce bilmiyordum. Uzun zaman kendimi vücut diliyle ifade ettim. Sonra insanların nasıl konuştuklarını gözlemledim, konuşmalarını dinledim. En çok kullandıkları kelimelere dikkat ettim. Çok soru sordum.

En zor kelime hangisiydi?

‘Dayanıklılıklarını’ kelimesi için bir hafta çalıştım. Cümle içindeki ‘birbirlerine’ gibi kelimelere bazen dilim dönmüyor. En son da ‘mutabık’ kelimesini öğrendim, hâlâ söylerken zorlanıyorum.

İnsanlar düğüne gitmeyince altın takmıyorlarmış, altınsız kaldım

Türk âdetlerinden size en ilginç gelen hangisi?

Altın.

Nasıl yani?

Düğünlerde altın takılıyormuş. Çok güzel bir âdet, bayıldım. Biz düğünümüzü ‘gelin toprağı’nda yapalım dedik ama pişmanım.

Neden?

İnsanlar düğüne gitmeyince altın takmıyorlarmış. O yüzden altınsız kaldım, bunu kaçırdım. Çok üzüldüm.

Altını seviyor musunuz?

Türkiye’ye geldiğimde en sevdiğim ve şaşırdığım şeylerden biri altındı. Hiç bu kadar altın görmemiştim. Mağazalarda, vitrinlerde, insanların üzerinde... Çok şaşırdım. Sonradan öğrendim ki çocuk olunca da takıyorlar. Artık çocuğumuz olunca takacaklar, kaçış yok.

O halde yakında çocuk planınız var...

İstiyoruz ama ileride. kendimi oyunculuk konusunda geliştirmek istiyorum.

Muhlama yapıyorum ama kimse yemiyor

İstanbul’da en ilginç bulduğunuz şey ne oldu?

Asılan çamaşırlar... Rengârenk görünüyordu. Bakkala camlardan uzanan sepetler çok güzel ve pratik. Burada dondurma bile harika bir şovdu.

Türk yemeklerini yapabiliyor musunuz?

O biraz sıkıntı. Çünkü çok sakarım. Ya kendimi keserim ya yakarım diye ailem mutfağa girmeme pek izin vermedi. Ama mercimek çorbası yapabiliyorum.

Muhlama yaptığınızı duydum...

Evet, favori yemeğim muhlama. Yapıyorum ama kimse yemiyor. Bir sorun var herhalde. Tadına bakıp bırakıyorlar. Henüz çözemedim.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle