Herkes benden, gizli devlet belgelerini açıklamamı bekliyordu ben içimdeki gizli belgeleri açıkladım

Güncelleme Tarihi:

Herkes benden, gizli devlet belgelerini açıklamamı bekliyordu ben içimdeki gizli belgeleri açıkladım
Oluşturulma Tarihi: Mart 13, 2011 00:00

Fatih Çekirge Ankara’da kapalı kapılar ardındaki kulislerde neler olup bittiğinin kokusunu en iyi alan gazetecilerden biri. Hürriyet’in Ankara temsilciliğinden, Star Gazetesi’nin genel yayın yönetmenliğine ve nihayet Hürriyet.com.tr’nin yayın yönetmenliğine kadar, 30 yıllık gazetecilik mazisinde, uzaktan tanıyanlar için o Ankara grisi bir adam. Ama yakından tanıyanlar bilir ki, şeytan tüyü olan, sürprizli, gökkuşağı gibi renkli biri. Çekirge ondan yine hiç beklenmeyeni yaptı ve geçtiğimiz hafta Sel Yayınları’ndan ‘Kuzey Yolcusu’ isimli bir şiir kitabı çıkardı

Haberin Devamı

Sizi tanıyanlar, sizin için “Politik kulislerin pîrîdir” sıfatını kolaylıkla kullanabilirler. Ama siz, bu kitapla bir romantikle tanıştırıyorsunuz bizi. ‘Kuzey Yolcusu’, bir nevi “İçimdeki romantiği keşfedin” çığlığı mı?
- Olabilir aslında. Ankara’da gazetecilik yaparken devletin tüm o gri kavramlarıyla geçti ömrümüz. Gündüz bunlarla uğraşan, ama gece başka türlü adamlardık. Mesela Sedat Ergin, gündüz kanun hükmünde kararname gibi biridir. Ama gece içinden çok iyi bir cazcı çıkar. Bir gazetenin kurumsal ağırlığını taşımaktan kurtulunca, ruhunuzda size ait olmayan bütün safralardan da kurtuluyorsunuz. Benim içimde de başka danslar, figürler var. Herkes benden, gizli devlet belgelerini açıklamamı bekliyordu; ben, içimde gizlenmiş belgeleri açıkladım. ‘Kuzey Yolcusu’ derin Fatih’tir.

Haberin Devamı

Bu şiirlerde sanki iç dünyanıza bir otopsi yapmışsınız. Bu otopside hangi duygular, neler ortaya saçıldı?
- Ben bu otopsiyi yaptım ama bu otopsideki ben, sadece ben değilim, çoğul. Daha doğrusu, ben miyim o da meçhul. Bu kitabı okuyan herkes, kendi ruhuyla karşılaşabilir. O yüzden ağır tartışmalar yapmadım kitapta, ağır tartışmalar serptim sadece. Bunu serpmek, insanın aklına mayın döşemek, ruhuna tohum ekmek gibi bir şey.

Ölüm, güven, yalnızlık, teslimiyet, inanç gibi tohumlar ekmişsiniz... Bunlar arasında, sizi en korkutan duygu hangisi?

/images/100/0x0/55eb2a99f018fbb8f8af9e82

- Ölümle anlaşıyorum, ölümü seviyorum. Bir kadını sevmek gibi ölüm. Mesela, ölüm bana dişi geliyor. Daha kucaklayıcı, kabul edici, içinde tartışma barındırmayan, tekrar ana rahmine dönüş gibi görüyorum ölümü. Ölümle ilgili bir korkum yok. Yalnızlık korkum da yok. Ama sürekli güvenli bir kümeste yaşamaktan korkarım. En çok, güvenliğe hüküm giymekten korkuyorum.

Madem güven duygusundan nefret ediyorsunuz, bu sorgulamaları yapmak, bu kitabı yazmak için niçin bu kadar beklediniz?
- Bu sorgulamaları hep yaşıyorsun, sadece kamuya yansımıyor. Enis Batur, Attila İlhan, Ece Ayhan gibi isimlerle yarenlik yaptım. Oralarda öyle şeyler pişti ki... Mesela, Star Gazetesi kurulurken Attila İlhan’la buluştum. “Halka bir gazete yapayım ama çok satsın istiyorum” dedim. “Düşüneyim, yarın buluşalım” dedi. Buluştuk, birlikte bir belediye otobüsüne bindik. İki-üç durak sonra, cam kenarında oturan birini bana gösterip, “Tanıyor musun” diye sordu. Acaba hangi yazar, çizer diye düşündüm. “Çıkaramadım” dedim. “Ulan, işte o halk! Onu tanımadan, gazete yapamazsın. Sen ne kadar zamandır otobüse binmiyorsun?” diye sordu.  

Haberin Devamı

 Kitaptaki yolcunun yönü niye kuzey?
- En zorlu coğrafya kuzeye doğrudur. Sorgulanan şeyler de zorlu. Bir insanın nefesini tutup, kendi içine dalması da zordur. Bu yolculuğun zorluğunu anlatmak için yönü kuzey. Kuzeyin çetinliği beni hep çekmiştir. Güneye doğru lay lay lom coğrafyasıdır. Ama bunun devamı da var. Burada dört yön konuşacak. Daha bu birinci yön.

E, o zaman siz ruhun pusulasını çıkarmaya koyulmuşsunuz.
- Evet, belki güneyden gelen birileri de yazıyordur şu anda.

Kitapta, “Ressam resmini sergiye niye koyar? Şairler kitabını niye yayınlar? Korkudan mı?” diye soruyorsunuz. O zaman ben de size soruyorum; siz bu kitabı niye yayınladınız, korkudan mı?
- İşte orada da güvende olma korkusu var. “Bak şunu yaptım, şu kadar sattım” demek istiyor, göstermek istiyorlar. İnsan yaptığı işi, başkasına göstermeyi niye ister? Bir kelebeğin kozasından çıkışı, başkalarına göstermek için midir? Örümcek, o muhteşem ağı göstermek için mi örer? Bu gösterme duygusu, insanda oluşan bir şey. İşte ben de onu sorguluyorum. Bu kitabı “Basayım mı, basmayayım mı?” diye kendi içimde çok tartıştım. Herhalde egom galip geldi ve bastım. Egomdan kaçamadım. 

Haberin Devamı

Hayatta girdiğiniz hangi dehlizler sizi korkutur?
- Bir kadın kadar muazzam bir dehliz olamaz. Oraya her adım attığın an, zaten müthiş bir uçuruma adım atmış olursun. Bir kadınla istersen aynı dili konuş, bir başka dilin geliştirilemediği ilişki dilsiz bir ilişkidir. Ben aşkta sınırsız cesurumdur. Şimdi aşktan korkup kaçmak diye bir şey var. Kaçanlar, aşkın ne olduğunu bilmiyor.

LEYLA ZANA BİR DİRENİŞ AMA MERVE KAVAKÇI PLASTİKTİ

Asırlardır, insanlar inançları yüzünden birbirinin kanını akıttı. İnanç derken, sadece dinden söz etmiyorum. Kamplaşmış inançlardan bahsediyorum. Mesela devlet, gün geldi komünistlerden korktu, gün geldi Kürtçe konuşanlardan, gün geldi başörtüsünden. Benim gençliğimde devlet komünizmden korkuyordu, evinde Nâzım Hikmet kitabı bulunduran, anında içeri tıkılıyordu. Şimdi onun yerine başka korkular var. İşte ben de diyorum ki, içinde bulunduğumuz kamplardan dışarı bakarak, ötekinin olduğu yerden bireysel sorgulamalarımızı ne kadar iyi yapabilirsek, bu toplumsal özgürlükleri besleyecek. Demokrasi dediğimiz de bu zaten. Mesela ben, Leyla Zana’ya yapılanlara ses çıkarmadığım için özeleştiri yaptım ve üzüldüğümü söyledim. Sonra biri çıkıp, “O zaman Merve Kavakçı’ya niye üzülmüyorsun” diye sordu. Leyla Zana, bir direnişti. Tarihi vardı. Merve Kavakçı ise bana plastik geldi. Çünkü birden ortaya çıktı. Ama şimdi bildiğim bir şey var; başörtüsü nedeniyle üniversiteye alınmayan kızlarımız için, bu bir zulümdür. Anadolu’ya çıkın, kadınların büyük bölümü örtülü ama milletin meclisinde biri bile yok. Olmaz böyle şey. İşte bunları aşmalıyız.

Haberin Devamı

KADINLAR FEMİNİZMİ BİR MAKAM KOLTUĞU GİBİ GÖRÜYOR

Hürriyet’in internet sitesinde, bir süredir ‘Seksi fotoğraflar için tıklayınız’ zihniyetinden, kadınların ruhuna batan cam kırıklarıyla daha çok ilgilenen bir noktaya geldiniz...
- Bir anda gelinmedi. Bazen, mesleki başarı elde etme duygusu, insanda bir körleşme yaratıyor. Kırıp döküyor. Bende de oldu. Rekabet, bir körleşme, bir hoyratlık yarattı. Belli bir yaştan sonra, günahlarınla hesaplaşma ayinine başlıyorsun. Bazı haberler oluyor, “Eski Fatih olsaydı şöyle yapardı” diyorum. ‘Eski Fatih’ diye bir şey var artık. İşte o zaman, içimde çok sorgulamalar gerçekleştirdim. Sinir uçlarımda yürüyebildiğim için, bendeki bu değişimin dozu çok yüksek olabiliyor. O dönemi rahatlamış bir şekilde geçiriyorum.

Haberin Devamı

Ama bu seksi fotoğraflar bombardımanı, o yelken seyahatinden sonraya denk geliyor...
- Ama bu sorgu, savcı sorgusu gibi olmuyor. Bir mahkeme yok, yargılama yok. Bir başlıyorsun, dönüştürüyorsun zamanla. Buradaki tek kriter, samimiyet. Kadının obje olmasına tüm samimiyetimle karşıyım. Hatta, gazetelerin arka sayfa güzellerine de karşıyım. Bu devrin artık kapanması gerekiyor. Biz Hürriyet’in internet sitesinin ana sayfasında bu tür fotoğrafların hepsini temizledik. 

Erkeği dışlayan bir feminizmi itici bulduğunuzu söylemişsiniz. Sizin için ideal feminizm tarifi nedir?
- Feminizmin, erkeklerden arındırılmış bir cephe haline dönüşmesine karşıyım. Kadınlar beni erkeklerden daha çok zenginleştiriyor. Kadınlar feminizmi sanki bir makam koltuğu gibi görmeye başlıyorlar. Bu yanlış. Bunu bir cehpe olmaktan çıkarmaları lazım.

Geçtiğimiz günlerde, Hürriyet Gazetesi’nin yedi yıldır sürdüğünü Aile İçi Şiddete Son kampanyası çerçevesindeki bir konferansta, ‘Şiddete karşı, iyi erkeklerin rolü’nü konuştunuz. Siz gerçekten iyi bir erkek misiniz?
- Gerçekten iyi bir erkeğim. Kadınlara karşı hatalar yapmış olabilirim. Ama buna hata dediğim için iyi bir erkeğim. Bir kadınla kurduğum ilişki sonrasında, bir hata özeti çıkarıyorsam, bu aynı zamanda bendeki hata raporumdur. Bu hata raporları da insanı çok sıkı bir eğitimden geçiriyor. Ben o konferansta şiddetle ilgili pek çok şey söyledim ama çok önemli bir şey söylemeyi unuttum.
Şiddet bize lazım: Kadınları büyük ve şiddetli bir aşkla sevmeli.

/images/100/0x0/55eb2a99f018fbb8f8af9e84
UÇURUM SONRASI
Bir ses su oluyor
Kuzeye doğru
Belki de bir-iz
Ki ufkunda buz mavisi dalgalarla o yolcu
Yankısını kusmaktadır sesinin
...

UZUN SÜRMÜŞ
BİR ÖLÜM

...
Kendisini martı sanan bir güvercin
dalgalarla kanat kanada uçuyordu.
Ne büyük bir tehlike Allah’ım.
Ufacık bir kanat sekmesi,
bir dalga köpüğü sonu olabilirdi.

Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!