GeriHayat Karl Ove Knausgaard: 'Terapiste gitmektense kendimi vururum daha iyi'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    1
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Karl Ove Knausgaard: 'Terapiste gitmektense kendimi vururum daha iyi'

Karl Ove Knausgaard: 'Terapiste gitmektense kendimi vururum daha iyi'
Abone Olgoogle-news

“Kalp için hayat basittir: Atabildiği kadar atar, sonra durur.”  Fenomen yazar  Karl Ove Knausgaard’ın edebiyatı, altı kitaplık ‘Kavgam’ serisinin ilk cümlesi kadar basit. ‘Selfie çağının başyapıtı’ olarak nitelendirilen otobiyografik seri, 22 dile çevrildi, 25’e yakın uluslararası edebiyat ödülü topladı. Knausgaard ile gerçekleştirdiğimiz telefon konuşmasından geriye kalanlar...

Hayatınız boyunca hep günlük tuttuğunuzu fakat 26 yaşınızda hepsini yaktığınızı okudum. Nasıl bir ruh halinin sonucu bu? 

- Özgüveni sıfır olan bir adamım ben. Hayatım boyunca her şeyden, herkesten korktum. Kendi yazdıklarımdan bile...

3 bin 600 sayfalık bir otobiyografi, özgüvensiz birinin yapacağı iş değil gibi. Aksine, ‘selfie’ çağının edebiyatının başyapıtı olarak nitelendiren çok. ‘Zarif bir narsisizm’ yorumlarına katılıyor musunuz?

- Bu dünyada kendime yeteri kadar utanç verici zaman yaşattım. Bir noktadan sonra her türlü fikir, endişe, hayal ve hırstan arınıp tamamen  saf özgürlüğü hissetmek istedim. Kaçmıyorum, saklanmıyorum, başkasını oynamıyorum. 6 bin küsur sayfayı, sadece özgür olmak için yazdım, başkası okusun diye değil.

Karl Ove Knausgaard: Terapiste gitmektense kendimi vururum daha iyi

Duruşunuz, fikirleriniz hep Proust ile anılıyor. Onun kitaplarından çok etkilendiniz mi?

- İlk kez 24 yaşımda okudum bir kitabını. O kadar sarstı ki sokaktaki yürüyüşüm değişti. Zaman ve kimlik hakkında bazı fikirlerim var sanıyordum. Bir halt bilmiyormuşum meğer.

 Kitaptan çoğu kesit bir ‘hatırlama sanatı’ gibi. Hafızanız kuvvetli mi?

-Biz değiştikçe, hatıralarımız da değişir. Bugün çok canlı, renkli ve mutlu bir anı, realitede öyle olmayabilir. Biz o anı öyle hatırlamak istiyoruzdur sadece. Hatıralar hep bize akıl oyunları oynar. Bunu fark ettikçe zihnimi daha da serbest bıraktım; sanki hayatım boyunca bulunduğum tüm odalara, belli bir sırada olmaksızın, tekrar girip çıktım.

 Neler keşfettiniz?

- Yazma süreci daha fazla anımsama gerektirir. Unuttuğumu zannettiğim pek çok an, yazdıkça geldi. Yazdıkça sanki bir kapı açıldı, varlığından haberim olmadığı hatıralarımı buldum orada. Aslında her şeyi hatırlıyoruz. Unutmak diye bir şey yok. Unutmak dediğin küçük bir akıl tutulmasından ibaret.

 

ÇOCUKLUK DEDİĞİN EDEBİYAT GİBİ DEĞİL, ÇOK MASUM

Karl Ove Knausgaard: Terapiste gitmektense kendimi vururum daha iyi

 

 Proust, ‘Kayıp Zamanın İzinde’ kitabında bir parça mandalina kokusunun çocukluk hatıralarını canlandırdığından bahseder. Koku ya da tat hafızalarından faydalanır mısınız?

- ‘Koku’ ya da ‘tat’ insanı değilim. Görsel hafızam daha kuvvetli. Yüz ifadelerini asla unutmam. İnsanların yüzlerindeki çizgiler bana geçmişe dair çok şey hatırlatır. Fiziksel hareketler de yardımcı olur.

 Ne gibi?

- Uzun süredir futbol oynamıyorum. Ne zaman ayağıma topu alsam çocukluğuma dair akla gelmeyecek detaylar gelir aklıma. Çocuklukla ilgili çoğu şey, fiziksel hareketle ilgili çünkü. Ağaca tırmanırız, sokaklarda koştururuz... Kas hafızasıyla akıl hafızası arasında ciddi bir bağlantı var, pek görmüyoruz o ayrı.

  Çocukluğa dair yazmak daha mı zor?

- Çocukluk dediğin, şekli şemali olmayan bir kavram. Etrafında dönen birçok olayın farkında bile değilsin. Yıllar sonra böyle bir dönemi aralamak, içine sızmaya çalışmak çok güç. Şu da var: Çocukluk, çok masum bir şey. Edebiyatsa bunun tam zıddını temsil ediyor. Masumluğunu asırlar önce yitirdi. Bu yüzden çok zor çocukluk hakkında edebiyat yapmak. 

 Neler okurdunuz çocukken?

- Mark Twain çok okudum. 11 yaşındayken ‘Bram Stroker’ın Dracula’sıyla tanıştım. İyi kitaptır.

 ‘Naif ve kırılgan’ olarak tanımladığınız çocukluğunuzun, duygularını belli etmenin ‘zayıflık’ olarak algılandığı İskandinav kültüründe geçmesi zorladı mı?

- İnsanın kendi kültürünü objektif bir şekilde değerlendirmesi zor. ‘Kuzey’, kendi içinde sert çelişkileri olan bir bölge. Varlıklı olmak, salt mutluluğu beraberinde getirmez.  Dünyanın en ferah, huzurlu ve modern toprakları nasıl oluyor da dünyanın en yüksek intihar oranına sahip? Duygularını saklamaya çalışmanın toplum baskısından farkı yoktu. Buna rağmen çocukluğum ağlayarak geçti.

 Neye ağlıyordunuz o kadar?

- Aklına gelebilecek her şeye. Sınıf ortasında da çok ağladım, aile sofrasında da. “Erkekler ağlamaz” baskısına karşı verdiğim bilinçsiz bir tepkiydi belki de.

 Erken yaşlarda babanıza çiçek almışlığınız, karşılığında “Erkekler birbirine çiçek almaz” diyerek tokadı yemişliğiniz de var.

- Serinin ikinci kitabında çok sorguladım bu konuları: Erkekliğin tanımı nedir? Baba olmak aslında ne demek? Her erkek, bu dünyaya ‘babasının oğlu’ olarak gelir ve ömrü boyunca bu lanetle yaşar, kendi kimliğini elde etmesine bir türlü izin verilmez. Çocuklarımızı kendi doğrularımızla büyütürken onları egomuzla zehirliyoruz aslında. Sana benzemek zorunda değil. Hele senin hayattaki devamın olmak gibi bir yükümlülüğü hiç yok. Erkeğin, ‘babasından takdir görme/onay bekleme’ sendromu hiç bitmez. Dünyada yaşanan kavgaların, gürültülerin kökeninde hep oğlunu yeteri kadar ‘güçlü’ ve ‘erkek’ bulmayan babalar vardır.

 Hiç terapiste gittiniz mi?

- Asla. Terapiye gitmektense kendimi vurmayı tercih ederim.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle