GeriHayat 'Hayatı orkestra şefi titizliğiyle yöneteceksin'
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

'Hayatı orkestra şefi titizliğiyle yöneteceksin'

'Hayatı orkestra şefi titizliğiyle yöneteceksin'
Abone Olgoogle-news

Kendi kendime söz vermiştim: Röportajda görme engelli meselesine hiç girmeyecektim. Ama ne mümkün, sizi içine çekiyor! 30’uncu yıl albümü ‘Tek Yürek’ için buluştuk. Boğaz manzaralı, havuzlu, asansörlü, saunalı, barlı bir villa... Dünya şekeri yardımcısı Emine Hanım ve sersem köpeği Rocky... Dünyanın en yıldızlı, en eğlenceli karanlığı... Metin Şentürk’ün evi!

30'uncu müzik yılınız. Vay be, o kadar oldu mu?

- Ben de dedim. “Bu 30’uncu yıl hikâyesine hiç girmeyin” dedim. Eyvah, mevzu bitti demek. ‘Gittigidiyo nokta com’ gibi oluyor!

Yok ya, daha 51 yaş. Ne katıyor müzik insana? Müzisyen olmasaydınız ne eksik olurdu?

- Başka birinin hayatı olsa; müziği çıkar, bir renk eksilir. Mühendis olursun, pilot olursun... Ama benim hayatımdan müziği çıkarırsan... O zaman ben eksilirim! Geriye bir şey kalmaz. Bomboş bir adam olurdum.

İyi ama en son klip yönetmenliği de yaptınız. Haber sunuculuğu, stand up’çılık, hız rekortmenliği... Kendini bazen hayatı zorlarken, bir şeyleri ispatlamaya çalışırken bulduğunuz oluyor mu?

- Tabii ki oluyor! Hayatı zorlamazsan hayat seni zorlar. Doğumla ölüm arasında, dokunamadığın soyut bir süreç... Yaşama sanatı değil, yönetme sanatıdır hayat. İçinde aşk vardır, yönetirsin. İş vardır, yönetirsin. Arkadaşlıklar, hastalıklar, mutluluklar, aklına gelen ne varsa bir orkestra şefi titizliğiyle yöneteceksin.

Yoksa vay o orkestradan çıkacak sesin haline...

- E bak bana. Türkiye’de yaşıyoruz. Benim gibi bir engelli... Maça bir-sıfır yenik başlıyorsun ama galip bitirmek zorundasın. Hayatı zorlarım tabii çünkü hayat zor! Zorlamazsan hep yenik kalırsın. Bütün çabam buydu.

HIZ REKORU DEĞİL, HIRS REKORU

Hız rekoru da mı öyle?

- Evet. 60 metre genişlikteki bir pistte, 315 kilometre sürat yapacaksın. Yanında kimse yok, bir santim hata yapsan 90 metre savruluyorsun o hızda. Ben engelliyim, deli değilim ki. İyi bir hayatım var. Güzel yaşıyorum. Sosyal statüm yerinde. Hiçbir şey yapmasam da bana yeter. Ama bir mesajı var bu yaptığımın...

Nedir o?

- Bu bir hız rekoru değil, bu bir hırs rekoru. Orada diyoruz ki “Kardeşim her şey gelebilir başına. Gözün görmeyebilir, ayağın tutmayabilir. Ama bir şeyi zorlarsan, olur.” Yabancı basında 180-185 sayfa ülkemin adını geçirdim. Ölünce arkamdan dedirtmek istediğim tek laf var: “Bu adam bu memlekette askerlik yapamadı ama bu ülke için askerliğini başka konularda yaptı...”

Ertuğrul Özkök 20 sene önce sizin için “Görmüyor ama hayatı çok iyi seyrediyor” diye yazmış.

- Bak, ben arkadaşlarla toplanıp, film seyretmeyi çok severim. Filmin bir yerinde bir mevzu oluyor, ulan burada ne olmuştu... Pat ben söylüyorum. Halbuki benim sormam lazım onlara, “Burada ne oldu şimdi” diye. O kadar insan var ki etrafına bakıyor ama ne gördüğünün farkında değil. Hayatı seyretmek için görmeye gerek yok. Sevmek, kokusunu almak yeter. Göz insanın dünyaya açılan penceresidir. Ama sen pencereden bakmayı bilmiyorsan, o pencere bir b.ka yaramaz. Ben pencereden kafayı uzatıp havayı çekiyorum, rüzgârın rengini bile merak ediyorum.

Biz sizi kendinizle dalga geçen, fırlama halinizle sevdik. Fakat hiç düşündünüz mü, bir başkası sizin kadar barışık olmayabilir bu durumla. Üzülebilir; alınabilir, engellilikle ilgili yaptığınız şakalardan, makaralardan.

- Hayır, hiç düşünmedim. Ayrıca üzülürlerse de hiç umurumda değil. Gerçekler üzüyorsa, üzülsünler. Bazı üzüntüler insanı güçlendirir. Eski acılar, şimdiki anılardır. Burada iki yol var önümüzde: Ya gerçeğe gözlerimizi kapayacağız ve üzüleceğiz ya da gözlerimizi açıp, gerçeği kabulleneceğiz. Ne olacak ki üzülsen? Ne değişiyor? “Kabak tadı verdi, sıktı bu espriler” diyenler var, o ayrı. Kardeşim yapacağım. Çünkü ben bunu 20 yıl önce yaptığımda o zaman doğan çocuk, daha şimdi yeni 20 yaşında. Ben hatırlıyorum. Küçükken annem beni sokakta gezdirirken insanlar görüp görmediğimi işaretle sorarlardı. Hissediyordum tabii. Şimdi ama yolun karşısından adam espriyi patlatıyor: “Metin Abi! Nasıl görünüyorum bugün?”

Ne kadar gerçek karşımızdaki adam?

- Yüzde 100 gerçek. Benim evdeki hayatımla televizyondaki halim arasında tek bir fark var: Evde biraz daha ağzı bozuk biriyim, küfürlü konuşurum. Bu. Benim hayatım dört hece: Sa-mi-mi-yet. Biz Arnavut’uz.

HATIRLASAM DA SANA ANLATMAZDIM

Kosovalıymışsınız.

- Bir gün okuldan geldim, anladım ki annem ağlamış. “Anne niye ağladın?” dedim. “Yok vre more ağlamadım” dedi. “Anne sesinden belli, ağlamışsın” dedim. Fakirlik var. Bir de genetik bizde körlük. Evde altı kör...

Ya onu da anlamıyorum. Nasıl olur, herkes birbirine mi çarpıyordu evde?

- Elektrik faturası az geliyordu. “Anne” dedim,  “Fakirlik ayıp mı? Bak altı körüz biz. Ya hepimiz görseydik biz bu elektrik faturasını nasıl ödeyecektik bu evde?” Sonra annem bir daha asla ağlamadı.

3 yaşında düşünce siz de sarsıntıyla diğer kardeşleriniz gibi kör olmuşsunuz. Hiç hatırladığınız bir görüntü, renk falan var mı?

- Gördüğüm en eski şeyi mi soruyorsun? O görüntüyü hatırlamıyorum ama hatırlasam da sana anlatmazdım! Bunu başlığa alsana.

EKONOMİK SIKINTI, REFERANDUM...

NİÇİN BU İNSANLARI GERİYORUZ?

NİÇİN BU İNSANLARI ÜZÜYORUZ?

Bir de siyaset merakınız var. DYP’den denediniz, bağımsız milletvekili adaylığını koydunuz...

- Birleşmiş Milletler’e akredite Dünya Engelliler Birliği var, altı kıta, 65 ülke, 400 kuruluş üye. Ben onun başkanıyım.  Türkiye’de engelli ve ailelerinin daha rahat yaşaması partiler üstü bir mesele. Kamuoyu araştırmaları yaptırmıştık, seçilemeyeceğimizi bile bile adaylığımızı koyduk.  Ama bu adımı atmam gerekiyordu. Bunun adını siyaset merakından ziyade partiler üstü bir çaba olarak tarif etmek lazım. Bir arkadaşım “Seçilemezsen n’olacak?” diye sordu.

Ne dediniz?

- “Oğlum” dedim, “Meclis’e giremezsem, havuza girerim; bak evde havuzum var...”  Öbürü soruyor: “Seçimi kaybedersen ne yapacaksın?” E seçimi kaybedersem, sesimi kaybetmeyeceğim ya, şarkıcılığa devam! Demem o ki kazansaydık arkasında bir aşiret, bir cemaat olmadan siyasi tarihe geçecektik. Olmadı. E n’apalım, yarattığımız farkındalık yeter.

Albümün adı ‘Tek Yürek’. Tam da zamanına denk geldi: Tek vatan, tek millet, tek devlet... Referandum öncesi ‘Dombra’ gibi albüm adı.

- İçinde bir şarkı var, onun adı da ‘Bir Karar Ver’... Normalde 15 Temmuz öncesi çıkacaktı bu albüm. O zamandan beri hazır. İstanbul’da havaalanı baskını, 15 Temmuz, Antep’te patlama, Adana’da bombalama, yılbaşında Reina katliamı... Erteleye, erteleye bu zamanı bulduk. Ona da bu referandum denk geldi.

Kötü mü oldu?

- Referandum doğru bir şey. Elde etmek istedikleri sonuçların tıkandığı yerde, siyasilerin millete gitmesi bir demokrasi ölçütü. Ama şu zaman... Terör, ekonomik sıkıntı, darbe tehditlerinin yaşandığı şu zaman diliminde ülkede böyle gerginlikler olmasını asla ve asla doğru bulmuyorum.

Ne açıdan?

- Türk insanı çok... Bak, dünyada örneği olmayan bir savunma yaşadık 15 Temmuz’da. Ben hayatımda ilk defa “Ulan keşke ben de görebilseydim” dedim; “O köprüye ben de çıkabilseydim”. Her vatandaş çok büyük şeyler yaptı. O kadar büyük bir vatanperverlik! Ama şimdi yeniden bir tartışma! Ekonomik sıkıntı, referandum... Bir dakika ya, bu adamlar bir nefes alsın. Daha gazı gitmedi milletin ya! Niçin bu halkı geriyoruz? Niçin bu insanları üzüyoruz? İnsanların artık bu kadar gerilmemesi lazım.

AŞK MAÇINA ANTRENMANLI ÇIKIYORUM

İnsan göremeyince aşkı nasıl yaşıyor? “İlk görüşte tutuldum” denir ya, sizde nasıl oluyor ‘seviyorsan git konuş’ durumları?

- Sizin işiniz zor. Bize biraz daha hazır geliyor. Kabul, göz göze bir etkileşim oluyordur elbette ama insanların konuşmadan, bir şey paylaşmadan bir görüşte âşık olabildiklerine çok inanmıyorum ben. Ben akıllı insanı birinci sıraya koyuyorum. Zekânın devrede olmadığı her an benim için boş. Aşklarımı da dolu dolu, hakkını vererek yaşadım. Asla akıllı olmayan bir kadına âşık olamadım.

Peki çapkınlık vaziyetleri...

- Valla bir şey gördüğümüz yok! İşin şakası bir yana... Bak, dünyanın en akıllı insanını al, onu aşkla sına, altından bir aptal çıkar. Çünkü aşk başa geldi mi, akıl tatile çıkıyor. En okumuş profesöründen tut, en zeki insana kadar, ne hale geldiğini görüyoruz.

Ben kör oluyorum mesela. Etrafta olup biteni göremez hale geliyorum.

- Bendeki de öyle, aşktan! (Gülüyor). Ama işte burada ben sizden bir adım öndeyim. Antrenmanlı çıkıyorum maça. Neymiş, dön başa: Aşkı iyi yönetemezsen, körkütük olursun.

MİNİ GEYİK-1

- Benim çok misafirim oluyor. Ut çalarım, boş kalmaz. ‘Dergâh’ diyor eş-dost buraya. Şeyh uçmaz, mürit uçurur.

Ben gördüm bir kere sizi uçarken.

- Nerede?

Uçakta. Siz beni görmemişsinizdir tabii ama uçağı siz kullanıyordunuz resmen.

- Doğrudur. Yalanlamam. Yapmışımdır. Pilota bağlıyorum arada.

Abi sola alsana biraz, boşluğu çekiyorsun!

- Sen gülümse gülümse, iyi oluyor, Instagram’a koyacağım.

Hayatı orkestra şefi titizliğiyle yöneteceksin

MİNİ GEYİK-2

- Bu benim dokuzuncu köpeğim...

Engelli eğitimi var mı?

- E yok ama benle yaşayınca ister istemez oluyor tabii.

Nasıl yani?

- Mesela bunun çıngırağı var şimdi tasmasında. Gezdirirken anlıyorum nerede. Çağırıyorum, geliyor ya çıngır çıngır...

Eee?

- Bazen çağırıyorum, ses yok. Bağırıyorum, yok! Bağırıyorum, burnuyla dürtüyor. Meğer zaten dibimdeymiş.   

Hayatı orkestra şefi titizliğiyle yöneteceksin

MİNİ GEYİK-3

- Evde stüdyom var, saunam, buhar odam var. Hayatta sokağa çıkmam yapmadan. Cildim güzel olacak!

Yaş 51, var mı artık ufak ufak emeklilik planları?

- Sen bu 51’e taktın bak. Biz senle bir yere varamayız ki böyle!

Yok, hani Ege kasabası falan?

- Oğlum ne diyorsun, bana her yer Ege!

 

False