En büyük en yüksek en zengin

En büyük en yüksek en zengin

Abartılı bir yer mi? Kesinlikle evet. Ama Dubai’nin insanı gerçekten şaşırtan özellikleri de yok değil. Neticede 10 milyon turist çölün ortasına bir hiç uğruna gelmiyor.

Haberin Devamı

Dünyanın en yüksek binası Burj Khalifa’ya nazır teras Binbir Gece Masalları gibi süslenmiş: Zemini kaplayan birbirinden değerli Şark halıları, yer masaları, Fas işi deri puflar, fenerler, titrek mum ışığının binbir renge boyadığı billur.Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Dubai Moda Haftası’nın gala yemeğindeyiz. Hava ılık. Las Vegas’taki Bellagio Oteli’nin fıskıyesinden ilham alınarak ve elbette onu katbekat aşacak biçimde tasarlandığı söylenen, 220 milyon dolar değerindeki fıskıye ışık oyunları eşliğinde dans etmeye başlamadan etrafı kolaçan ediyorum.
Teras henüz boş sayılır.

En büyük en yüksek en zengin


Zımba gibi görevliler, TV ekipleri, fotoğrafçılar... Şehrin ışıklarına bakarken Vogue Fashion Experience için geldiğim bu kente hakkını teslim ediyorum: “Dubai beklediğim gibi çıkmadı.” Ne kadar önyargılıymışım meğer.
Çok değil bundan iki yıl önce Abu Dhabi’ye gitmiş ve paranın gözünü oyarcasına satın alınan her şeyin insanın üzerinden kayan eğreti kılık gibi durduğunu düşünmüştüm.
Dubai’yi de aynı kefeye koyduğum için olsa gerek bu şaşkınlığım.

En büyük en yüksek en zengin

Dünyadaki lüks tüketimi yaklaşık 875 milyar dolarmış. Bunun da yarısı Dubai’de olup bitiyor.

Yaşayanı, oturanı, gelip geçicisi, işçisi ne der; nasıl düşünür bilemem ama dışarıdan bakan göz olarak Dubai, Abu Dhabi değil. En görünen farklılıksa birinin içe kapalı diğerinin dünyaya açık olması.
Davetliler yavaş yavaş gelmeye başladılar. Gelenin kim olduğunu bilmesem de fotoğrafçıların kapıya hücum etmelerinden ünlü oldukları belli. Fena halde modern bir davetli kitlesi var. Cavalli gibi modacılar, Karolina Kurkova gibi hafif geçkin süper modeller, manken sandığım ama blog yazarı çıkan bir sürü fıstık, yerel giysileri içinde salınan prens ve prensesler... Gecenin geliri Afrika’daki çocuklara gidecekmiş.

HER ŞEY PARA DEĞİL

Haberin Devamı

En büyük en yüksek en zengin


Dolayısıyla zaten çok zengin minik emirliklerin bütün önde gelenleri gala için ne paralarını ne varlıklarını esirgemişler: Bu gecenin geliriyle Afrika’daki 20 bin çocuk okutulacak/doyurulacakmış. Bir gün önce dünyanın en büyük AVM’si Dubai Mall’da yapılan defilede yanımda oturan İngiliz de mini ötesi eteğiyle giriyor içeri. Vogue Türkiye’nin başarılı Genel Yayın Yönetmeni Seda Domaniç’le konuşuyor, konuşmalarına kulak kabartıyor ve uçukluyorum: Dünyadaki lüks tüketimi yaklaşık olarak 875 milyar dolarmış ve bunun yarısı Dubai’de gerçekleşiyor, bunun da yüzde 30’u geçen yıl itibariyle 73 milyon kişinin ziyaret ettiği gerçekten de kaybolmadan gezmenin mümkün olmadığı devasa Dubai Mall’da harcanıyormuş.

Bu ülke diyemeyeceğim, bu şehir zaten hep ‘en’lere göz dikmiş belli ki. En yüksek en büyük en geniş en hızlı, en göz alıcı en kârlı. Ve bu ‘en’leri gerçekleştiren de başta Prens Charles’ın sınıf arkadaşı emir olmak üzere şimdi milyarlarca dolarlık halka açık bir şirket olan Emaar’ın başındaki altın çocuk Mohamed Alabbar gibi vizyoner işadamları. Kendisi ne emir ailesinden geliyormuş ne de zengin bir aileden... Amerika’da okuduktan sonra ülkesine dönmüş ve daha ilk projesinde o kadar başarılı olmuş ki, sonrası çorap söküğü...

“Paranın gücü” dediğinizi duyar gibiyim... Ama inanın para ile bitmiyor iş. Allahın çölünden çekim merkezi yaratmak her babayiğidin harcı değil. ‘EN’lere oynamak zorundasınız. Kısıtlı sahilinize marina kurmak yerine denizi kanal açarak içeri almak, yuvarlak ada yerine palmiye adası yaparak sahil şeridinizi genişletmek, dünyanın en iyi mimarlarıyla çalışmak, dünya markası ünlüleri, ister şef ister modacı ister sanatçı o bir karış toprağa getirtmeniz gerekiyor ki Ortadoğu’nun, Hindistan’ın parası size aksın ve çölün ortasındaki küçük şehrinize yılda 10 milyon turist çekebilin.
Ve ahenk sağlamanız gerek.

Haberin Devamı

En büyük en yüksek en zengin


Yerel nüfusunuz azsa şehre başta Asyalı yüz binler işçi olmak üzere dünyanın dört yanından yabancılar akın ediyorsa herkesin bir arada mutlu mesut yaşamasını sağlamak zorundasınız.
Kocasının emirin yeğeni olduğu fısıldanan Janet Jackson bile geldi, arka masamızda Alabbar’ın masasına oturdu. Bizim masada sadece Türkiye değil Fas’tan Pakistan’a kadar Emaar’ın bölge başkanı -kendisi de ayrı bir kıvılcım- Ozan Balaban ve şirketin Türkiye’deki milyarlarca dolar yatırımını emanet ettiği gencecik üst düzey iki yöneticisi var.
İstanbul Çamlıca’da dev bir projesi varmış meğer Emaar’ın.
Gidip görmedim.
Görünce yazarım.

Teras doldu, konuşmalar yapıldı, teşekkürler edildi.
Yemekler yenildi, müzikler çalındı ve her güzel şey gibi bitti.
Kapalısı, açığı, çarşaflısı, minilisi kadınlarıyla; tespihli, kefiyeli tumturaklı yerelleri, şortlu turistleri ve kravata mecbur şirket çalışanı erkekleriyle herkesin bir arada ve mutlu mesut yaşadığı bir şehir Dubai ve evet, Abu Dhabi’ye benzemiyor. İlla benzetmek gerekirse Singapur’a benziyor birçok yönüyle.
Küçük yüzölçümü, kozmopolitliği, finans merkezi olması, zor iklimi...
İkisi de inşaat cenneti ve iddialı inşaat projeleriyle İstanbul’la da benzeşmiyor değil bir bakıma.
İkisi de şantiye, ikisi de ‘en büyük’ peşinde. Ama farklı da.
Biri çölü nasıl vaha yaparım derdinde...
Diğeri vahayı nasıl çöl...

Haberle ilgili daha fazlası: