GeriKelebek Gümüş Ekran
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
  • Yorumlar
    0
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Gümüş Ekran

Abone Olgoogle-news

Çıldırtan kim?

Çılgın Şehir (Mad City) hepimizin her gün tartıştığı bir konuyu perdeye getiriyor.

Medya. Üstelik filmde sözkonusu olan televizyon.

Evet, televizyon sayesinde bütün dünyadan anında görüntülerle haberdar oluyoruz, nice bilgileri ondan ediniyoruz.

İş kişisel haklara geldiğinde, insanların psikolojik dengeleri söz konusu olduğunda medya ne yapıyor?

Hangimiz evimizden dışarı çıktığımızda kapının önünde kameralarla karşılaşsak, soru yağmuruna tutulsak şaşırmaz mıyız, normal konuşmamızı sürdürebilir miyiz?

Hele bir konuya, bir insana aitse bu soru, gerilim içinde kahroluruz.

Sam (John Travolta) zavallı, biraz aklı az çalışan, iyi niyetli bir müze bekçisi. İki çocuğu ve karısından başka dünyada ufku olmayan biri.

Diğeri de gerçeklerin peşinde koşan bir televizyon muhabiri (Dustin Hoffman).

Kader bunları bir müzede karşılaştırıyor.

Bekçi müzeden atılınca, tüfeğini bombalarını alıp müzenin sahibi ile konuşmaya geliyor, bu iş için de soruşturmaya gelen muhabirle burada karşılaşıyorlar.

Artık Sam, televizyonun oyuncağıdır.

Hiç kuşkusuz seyirci burada bir karara varacaktır.

Televizyon muhabiri bunu cezadan kurtarmak için mi çırpınmaktadır, yoksa bulduğu bir konuyu rating adına sömürmekte midir?

İş bundan sonra televizyon kanallarının, muhabirlerin ve talk showcuların savaşına dönüşmektedir. Bir noktadan sonra, Sam'in akıbeti kimseyi ilgilendirmemektedir.

Asıl dikkati çeken özelliklerden biri de, bütün muhabirlerin, müzeyi basan, içerdeki küçük çocukları rehin alan - denilebilir mi - adam hakkında olumsuz kanaatlar toplamaları.

Çünkü içerdeki muhabirin onu iyi tanıtmasının tersini yapmak zorundadırlar.

Onlar için gerçek önemli değil, seyredilmek önemlidir.

Tabii müzenin önünde hayli bir kalabalık oluşmuştur, adeta insanlar bahse tutuşurlar. Tişörtlere kadar her şey kamuya malolmuştur.

Televizyonlar sayesinde.

Seyrettikten sonra asıl sorulacak soru şudur:

Bu adam televizyon kanalları arasında malzeme olmasaydı, bu kadar gerilim içine sokulmasaydı, ruhu bu kadar zedelenmeseydi, olay bu kadar büyür müydü?

Beş dakika konuşmak için girdiği yerden çıkamaması televizyoncuların sorumluluğunun yargılanmasını gerektirecek derecededir.

Medyayı, özellikle televizyon haberciliğini tartışan, hepimizi ilgilendiren bir film.

Politik filmlerin usta yönetmeni Costa Gavras bu kez kamerasını belki de toplum için ideolojilerden daha tehlikeli bulduğu medyaya çeviriyor. Çağımızın medya cangılına bu kez onun vizöründen bakacaksınız.

False
Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle