Geçmiş olmak istemiyorum ve henüz yolun yarısındayım

Güncelleme Tarihi:

Geçmiş olmak istemiyorum ve henüz yolun yarısındayım
Oluşturulma Tarihi: Eylül 09, 2006 00:00

Charles Chaplin "Modern Times / Asri Zamanlar"da geçen yüzyılın başında ruhunu teknolojiye karşı savunmak zorunda kalan insanoğlunun dramını kara mizahla anlatmıştı.

65 yaşındaki Bob Dylan ise bu hafta piyasaya çıkan, aynı isimli yeni albümünde rock ve blues’u harmanlıyor, katliam ve cinnet çağında ruhunu korumaya çalışan global köyün sakinlerine sesleniyor: "Herşeyi itiraf ettim/İfşa edeceğim bir şey kalmadı/ ... /Bir süredir oturdum, sevgi sanatını öğreniyorum/Sanırım beni bir eldiven gibi sarmalayacak..." Günlük basına röportaj vermeyi pek sevmeyen Dylan, yeni albümü şerefine Rolling Stones Dergisi’nden Jonathan Lethem’le buluştu. İşte, İngiliz gazetelerinin "Sıradışı röportaj" değerlendirmesini yaptığı söyleşiden alıntılar...

ALBÜM YAPMAYI SEVMİYORUM

Yeni albüm hazırlamayı hiç sevmiyorum. İstemeden yapıyorum. Artık cilalanmak istemiyorum. Neyse ki albümlerimin prodüktörlüğünü (etrafta bu işi üstlenecek, güvenilir birileri yoksa) kendim üstleniyorum. Kimse, diğer müzikçilerden ne istediğimi benden iyi bilemez. İyi çalan, kişilik sahibi müzikçi bulamaz. Son albümü kaydettiğim turne grubum bugüne kadar birlikte çalıştığım en iyi ekip, en iyi müzikçiler. Kişilik sahibi müzikçilerden oluşan bir topluluk kurmak çok uzun zaman alıyor. Bu albümde kimseye bir şey öğretmem gerekmedi.

GENLERİME KAZINMIŞ ŞARKILAR

11 Eylül, savaşlar, kasırgalar... Dünyada ne olursa olsun, bu albümü zaten yapacaktım. Bu şarkıları trans halini andıran, hipnonik bir ruh haliyle besteledim. Bu şarkılar genlerime kazınmıştı, gün ışığına çıkmalarını istesem de engelleyemezdim zaten.

ŞARKININ NE DEĞERİ VAR Kİ?

Brian Wilson şarkılarını dört kanallı bir teypte kaydetmişti. Onunki kadar etkileyici şarkıları, bugün 100 kanallı stüdyoda kaydedemezsin. Evet, bizler hálá amatör koşullarda kaydedilmiş albümleri seviyoruz, ama şu gerçeği görmenin zamanı geldi: O günler çoktan geçti. Bugün teknolojiyi en iyi şekilde kullanmaya çalışıyoruz. Buna karşın son 20 yılda iyi tınlayan bir albüm yapan çıktı mı? Geçenlerde Napster’dan biri geldi. "Herkes müziği bedava alıyor" dedi. Şu cevabı verdim: Neden olmasın, şarkı dediğin şeyin ne değeri var ki?

THE DEAD’İNKİ BENİMKİNDEN İYİ

Eski plaklarımı dinlemem. Bir yönetmenin dönüp dönüp eski filmlerini izlemesini hiç anlamam. Siz gazeteciler eski yazılarınızı dönüp dönüp okur musunuz? Bazen şarkılarımın yorumlarını dinliyorum. Düşünüyorum, onlar farklı yorum getirebiliyorsa neden ben de denemeyeyim. Mesela The Dead birçok farklı düzenleme yaptı. Bu düzenlemeleri topluyorum, çünkü benimkinden daha iyi.

ALICIA KEYS VE GÖZYAŞLARIM

Alicia’yla Grammy’de karşılaşmamı hatırlıyorum. Kendi kendime şunu söylediğimi hatırlıyorum: Bu kızın hoşlanmadığım hiçbir özelliği yok. Sonra, yeni albümdeki şarkım Thunder on The Mountain’da bu duygularımı yansıttım: Alicia Keys’i düşünüyordum/O, Hell’s Kitchen’a doğduğu günlerde ben de yakınlarda yaşıyordum.

STADYUMDA HAYATIMI TEHLİKEYE ATIYORUM

Futbol stadyumunda müziğin ne işi var? Stadyumlarda ardı ardına konser vermek bir risk. Yani, her akşam bu ortamda çalarak hayatını tehlikeye atıyorsun. Bu şarkıların en iyi tınlayacağı yer, sesin dört duvar arasında yankılanacağı samimi bir kulüp ortamı. Bu müzik, bu atmosfer için yazıldı.

68 RUHUNU ÇOK ABARTIYORSUNUZ

1960’lar çok önemli, tarihsel bir olaymış gibi sunuluyor. Amerikan iç savaşı dönemi sanki. Ben hiç 1968 ruhunu sahiplenmek istedim mi? Hayır! Ama 1960’lara sahibim işte, kim itiraz edebilir ki? İstiyorsanız size vereyim, alın sizin olsun! Evet şarkılarımda o günlere dair bir şeyler var. Defalarca yorumlandılar.

PLAKLARIM SANAT DEĞİL, BİRER BELGE

Dünün harika tınlayan, dinleyicisini ağlatan, dizleri üstüne çökmesini sağlayan şarkıları arasında gerçekten kaçı gerçekten iyi? Belki de plaktı harika olan, başlı başına bir sanattı. Tüm bunlardan bahsederken, belki de ben bu sanatın içinde hiç yer alamadım. Buna karşın hálá sahici bir şeyler var plaklarımda. Dinleyiciye ne kadar sahici olduğunu gösteriyor.

KİTABI SEVİYORUM, ÇÜNKÜ SESSİZ!

Kitap sevmemin nedeni gürültüsüz olması. Sayfaya ne yazarsan yaz; resim yapmak gibi bir şey. Bunu kimse değiştiremez. Kitap yazmak, taşa yazmak gibi. Metin değiştirilemez. Birinin kitabı, diğerinden farklı tınlamaz. Okumak için sesini açmanız gerekmez. Müzik yazarları, bir şarkının çalındığı andaki duyguyu bilmez. Güncemi yazarken şunu düşündüm: Bu kitabın eleştirisini yazacaklar, bu duyguyu bilecekler. Bu insanı şımartıyor. Çünkü bir kitabın nasıl yazıldığını, belki benden iyi bilen kişiler yazacak eleştiriyi. Bazı eleştiriler beni ağlatacak kadar duygulandırdı. Hiçbir müzik eleştirmeninin yazısı beni bu kadar duygulandıramadı.

KARAKTER KAYBOLDU

En son karakter sahibi sesi ne zaman duydunuz? Elton John... Belki... Diğerlerini rahatlatmak için değil, kendi için söyleyebilen sanatçılardan bahsediyorum. Patsy Cline, Billy Le Riley, Plato, Socrates, Whitman, Emerson, Slim Harpo, Donald Trump. Bu duyguyu yitirdik. Benim dışımda kim kaldı, bilmiyorum.

EMEKLİ OLMAYA NİYETİM YOK

Hep bu işi zirvede bırakmak istedim. Sönüp gitmek istemedim. Geçmiş olmak istemiyorum, hep hatırlanmak istiyorum. Şimdilik, öyle ya da böyle istediğimi başarmış durumdayım. Turne defterini kapatabilirdim çoktan ama kapatmak istemiyorum. Şu anda yolun henüz ortasındayım. Emekli olmayı düşünmüyorum.

AMATÖR KAYITLARIMI KURCALAMAYIN Gizlice ele geçirilen amatör kayıtlarımın ortada dolaşmasından hoşlanmıyorum.

MERAK EDİYORSANIZ KİTAPLARI OKUYUN Gazeteciler bana ulaşamamaktan yakınıyormuş. Çok komik. Geçenlerde benimle yapılan röportajlardan oluşan bir kitap yayımladı. Tuğla gibi. Hani ulaşılmazdım?

BENİ, BENLE KIYASLAMAYIN
Beni, benimle karşılaştırmayın, diğerleriyle karşılaştırın. Mesela benim de sevdiğim Beck’le.
Haberle ilgili daha fazlası:

BAKMADAN GEÇME!