Güncelleme Tarihi:

Gizem: Gülay, internet ve sosyal medya platformlarının kullanımına ilişkin düzenlemeler içeren yasa değişikliği Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. 6 ay sonra da kesin uygulamaya geçilir.
Gülay: Evet, sonunda beklenen oldu. Yasa tam olarak neyi kapsıyor Gizem?
Gizem: Anlaşılabilir bir şekilde özetlemeye çalışayım. Yeni yasal düzenlemeyle Türkiye’de sosyal medya platformlarına 15 yaş sınırı getirilerek çocukların dijital dünyadaki güvenliği hedefleniyor. Bu kapsamda platformlar, küçük yaştaki kullanıcılar için yaş doğrulama sistemleri kurmak ve ebeveynlerin düzenlemeleriyle kullanım sürelerini takip edebileceği kontrol mekanizmaları oluşturmakla yükümlü kılındı. Kurallara uymayan mecralara ağır para cezaları ve reklam yasakları uygulanması da kararlaştırıldı. 6 ay sonra yürürlüğe girecek olan bu kararlar, çocuklara özel ayrıştırılmış dijital hizmetler sunulmasını zorunlu hale getirerek internet ekosisteminde daha denetimli bir dönem başlatacak. Yani yasak yerine kontrollü ve güvenli bir kullanımdan bahsediyoruz.
Gülay: Evet, önemli olan da bu. Çünkü dijital dünya artık çocukların ‘dışında’ bir yer değil. Tam içinde yaşıyorlar. Yasaklamak yerine ebeveyn kontrolünde güvenli kullanımını sağlamak önemli. Bir de sınır koymak kolay ama o sınırın arkasında ne oluyor, onu bilmiyoruz. Sınırlar içinde çocuğa ne kadar eşlik ettiğimiz önemli.
‘Kontrollü kullanım gerekiyor’
Gizem: Bizim evde konu bayağı canlı. Lorin 7 yaşında ama YouTube kanalı açmak istiyor. Video çekelim diye sürekli fikirlerle geliyor. Ben de sürekli reddediyorum. Bir süre sonra kendi başına gizlice kanal açması yerine belki de birlikte kontrollü kullanmak gerekiyor, haklısın.
Gülay: Bizde tablo tersine. Bilge
15 yaşında ama sosyal medya hesabı yok. Açmak istemiyor. Ben de çok zorlamıyorum. Ama bazen düşünüyorum... Acaba fazla mı dışında kalıyor?
Gizem: Tam bu iki uç arasında gidip geliyoruz. Ve asıl soru; biz ebeveynler bu işin neresindeyiz?
Gülay: Ben fark ettim ki ebeveynler daha çok ‘süre’ konuşuyoruz: Ne kadar izledi, ne kadar oynadı? Ama ‘ne izledi, ne yaşadı’ kısmını bazen kaçırıyoruz. Ve belki de en kritik yer orası. Çünkü çocuklar yaşadıklarını bizimle paylaşmazsa, sınırın da anlamı kalmıyor.
Gizem: Zaten son araştırmalar bunu söylüyor. Geçen hafta İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde BİLGİ ÇOÇA (Bilgi Çocuk Çalışmaları) Araştırma Merkezi ‘Çocukların Gözünden Dijital Dünya’ başlıklı panel gerçekleştirdi. TÜBİTAK desteğiyle Türkiye genelinde 29 ilde 1.500 haneyle yürütülen ‘Krizler Çağında Çocuk Olmak: Türkiye’de Pandemi Sonrasında Çocukların İyi Olma Halini Yeniden Düşünmek’ başlıklı araştırmanın sonuçlarına göre çocukların yarısından fazlası internette karşılaştığı kötü içerikleri aileleriyle paylaşmıyormuş.
Gülay: Yani aslında hep dediğimiz gibi çocuk yalnız... Belki hemen yanımızda, belki yan odada ama ekranın başında tek başına ve güvensiz.
Gizem: Daha da çarpıcı bir veri var: Türkiye’deki çocukların yaklaşık yüzde 95’i internete erişebiliyor ancak bu çocukların yüzde 53’ü ailelerinin kullanım süresini nadiren kontrol ettiğini belirtiyormuş. Çocukların yaklaşık yüzde 73’ü internet kullanımıyla ilgili ailelerinden neredeyse hiç yardım almıyormuş.
Gülay: O yüzden uzmanlar başka bir şey söylüyor: Yasaklamak değil, güçlendirmek önemli. Dijital dayanıklılık...
Gizem: Aynen. Çocuğun karşılaştığı riski tanıyabilmesi, yönetebilmesi önemli. Çünkü bu tamamen kapatılacak bir alan değil. Dijital dünya risklerden ibaret de değil. Aynı zamanda fırsat da... Çocuklar için ifade özgürlüğü, bilgiye erişim, öğrenme ve yaratıcılık açısından imkânlar sunuyor.
Gülay: O zaman mesele şu galiba: 15 yaş sınırı tek başına çözüm değil. Asıl mesele her zamanki gibi çocukla kurulan ilişki.
Gizem: Öyle Gülaycım. Çocukların riskleri yönetebilmesi için dijital dayanıklılık becerilerinin geliÅŸtirilmesi ve bu konunun okul müfredatına entegre edilmesi gerekiyor. BİLGİ Çocuk Çalışmaları Uygulama ve AraÅŸtırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci dijital dünyaya iliÅŸkin politika ve tartışmalarda onların sesine yer verilmeden gerçek bir anlayış geliÅŸtirmenin mümkün olmadığını söylüyor. Semerci ve panele katılan diÄŸer uzmanların görüşlerini de okurlarımızla paylaÅŸmak isterim.Â
Gülay: Bu arada yarın Anneler Günü. Ailece ekranları kapatıp baş başa geçirelim günü. Tüm annelerin günü kutlu olsun.
‘Neden hep evde, ekran karşısındalar?’
◊ Prof. Dr. Pınar Uyan Semerci: Çocuklar için dijital alan, doğdukları, yaşadıkları dünyanın parçası. Tıpkı yaşamın diğer alanlarında olduğu gibi bu alanda da çocuklar için güvenli alanlar yaratmak, onların riskleri yönetebilmelerini sağlayacak ‘dijital dayanıklılık’ becerilerini geliştirmek gerekiyor. Okullarda müfredata ve rehberlik hizmetlerine entegre edilmelidir. Ayrıca ‘dijital çağda ebeveynlik’ ailelerin dijital okuryazarlığını da geliştirmeyi gerekli kılıyor. Çocuk güvenliği, ailelerin sorumluluğu olmanın yanı sıra başta dijital platformlar olmak üzere eğitimciler ve politika yapıcıların da ortak sorumluluğuyla desteklenen bütüncül bir yapıya dönüşmelidir.
â—ŠÂ Â Dr. Esra Ercan Bilgiç (İstanbul Bilgi Üniversitesi Dijital Medya ve Çocuk Platformu’nun kurucusu ve Yeni Medya Bölümü’nde öğr. üyesi):ÂDijital dünyada çocuklara yönelik içerik riskleri, temas riskleri, siber zorbalık, ekran süresini yönetememe ve veri riskleri gibi riskler mevcut. Ancak çocuk hakları perspektifinden baktığımızda dijital dünyanın aynı zamanda ifade özgürlüğü, bilgiye eriÅŸim, haber alma, öğrenme, yaratıcılık ve katılım hakkı açısından önemli fırsatlar sunduÄŸunu da görmek gerekiyor.
◊ Gözde Durmuş (Çocuk hakları eğitmeni, danışmanı ve araştırmacısı): Dijital dünyayla ilgili kısıtlamaları konuşurken çocukların içinde bulunduğu fiziksel çevreyi de bununla ilişkilendirmek gerekiyor. Çocukların neden hep evde, ekranın karşısında oldukları sorusunu sormadan bir çözüm bulmak çok mümkün değil.