Güncelleme Tarihi:

Gizem: Gülay, okula dönüşe az kaldı. Koca bir yaz bitti. Hem çok üzgünüm hem de okul açılıyor diye mutluyum, yalan yok.
Gülay: Sayılı gün çabuk geçti. Okul açılıyor diye sevinenlerin sayısı eminim çoğunluktadır. Sürekli bir etkinlik düşünmek, plan yapmak, takip etmek çalışan ebeveyn için kolay değil. Bir de tabii çocuklara sormak lazım.
Gizem: Çocuklar felaket durumda. Lorin “Kaç gün kaldı anne” dedi, “15 herhalde” deyip, bir hesap yapıp “20 gün kaldı” deyince “Oh ya, 15 diye çok üzüldüm bir anda” dedi. Her gün çok kıymetli onlar için. Çok şükür
bu sene adaptasyon sürecimiz de yok, güle oynaya gideceğiz ilk gün.
Gülay: Bu sene Bilge 11’inci sınıf oluyor ve dün okulundan mesaj geldi, 1 Eylül’de başlıyorlarmış. Mini mini 1’ler gibi bizimki de erkenden okula gidecek. Üniversiteye hazırlık için eksik taraması ve tamamlama programı olacakmış. Pek üzülmedim doğrusu, işin ciddiyetini kavrasınlar yıl başlamadan.
Gizem: Bilge’nin 11’inci sınıfa geçtiğine inanamıyorum Gülay. Üniversite filan diyorsun ya. Ne günler geçirdin kim bilir o okul yollarında ama hepsi ne kadar da hızla geride kaldı. Ayrılık kaygıları bitti, adaptasyon zorluğu denen bir şey kalmadı, bir topluluğun parçası olmayı öğrendi ama yerine de eminim yeni bambaşka dertler geldi. Büyümek böyle bir şey işte. Yine de paçandan tutup “Beni bırakma” diye ağlayan ve “Gitme anne” diye yalvaran bir çocuğu okula sokmak kadar zoru var mıdır bilmiyorum.
‘Sakin kalmalarını tavsiye ederim’
Gülay: Zaman çok hızlı geçiyor ve anne-baba olarak yaşadığımız her aşamada bir sonrakinin daha zor olduğu gerçeğini kabullendik artık. 1’inci sınıfa başlayan minikler 7 Eylül’de okula gidecek ve dediğin manzaralar yaşanacak. Ancak o anne-babalara sakin kalmalarını tavsiye ediyorum. Okula girmek istemeyen, ayrılık anksiyetesi yaşayan bir çocuğunuz varsa inanın bu dünyanın sonu değil. Bundan çok daha zorları da olacak.
Gizem: Sağol Gülaycığım, içimize su serptin! Lorin’i 2,5 yaşında kreşe vermiştim ben. Tabii o kadar küçük bir insanı bir yerlere emanet etmek çok zor oluyor anne için. Mahalledeki bütün kreşleri gezmiştim. Bir okulun müdürü hanımefendi, aynı zamanda pedagogdu, bana çok güzel tavsiyeler vermişti: “Çocuğunuzu nereye yazdırırsanız yazdırın, okul çıkışları çok mühim. Haftada bir gün anne-kız gününüz olsun. Köşedeki pastaneye gidin, birer limonata için ya da evin yakınındaki parkta oturun, ne olacağı fark etmez ama bir rutin yaratın ve gününüzün nasıl geçtiğini konuşun. Çocuk anlatmaya hevesli olmayacaktır. O yüzden o evde yokken siz neler yaptığınızdan bahsedin. Bu ona hem günün olağan rutininde devam ettiğini hissettirir hem de bir süre sonra o size gün içinde neler yaptığını anlatmaya başlar.” Gülay biz Lorin’i o okula yazdıramadık ama hanımefendinin tavsiyesinin ekmeğini ben hâlâ yiyorum. Sınıftaki diğer veliler dahi çocuklarının okulda ne yaptığını benden öğreniyor. Kim hangi yemeği yemiyor, kim bahçede haylazlık yapıyor, kim derslerinde başarılı her şeyi biliyorum.
Gülay: Çocukla iletişimde olmak okula başlangıç sürecinde çok önemli, hatta bana sorarsan ergenlik dönemi için en büyük yatırım. 11’inci sınıf oldu Bilge ama biz hâlâ ona “Okul nasıl geçti” diye sormuyoruz. Ben o gün işle ilgili neler yaşadığımı anlatıyorum, aralarda soru sormasına ve kendinden örnekler vermesine zaman tanıyorum. Böylece doğal bir şekilde aslında o gün ne olduğunu, okulda yaşadıklarını paylaşmaya başlıyor.
Gizem: Okula yeni başladığında hangi duygularını işleyemediğini anlamak için hayat kurtaran bir yöntem. Söyledikleri üç cümleyle kendilerini öyle güzel ele veriyorlar ki sorunu çözmek daha kolay oluyor. Yine de okul açılana kadar duygusal olarak çocukları hazırlamak önemli. Özellikle anasınıfına ya da 1’inci sınıfa başlayacak çocuklar için önereceğim birkaç kitap var. Duyguları kitap okuyarak, oyun oynayarak düzenlemeye bayılıyorum, büyük fayda sağlıyor ikisi de.
Gülay: Okula yeni başlayacak miniklere başarılar ve anne-babalara da sabır diliyorum.
Rakunların ve ahtapotların desteğini alın
Gizem Coşkunarda’nın kitap önerileri
◊ Audrey Penn’in yazdığı ‘Avucundaki Öpücük’ (Butik Yayıncılık) ilk tavsiyem. Kitap okula başlayacak, annesinden ayrılmak istemeyen Minik Rakun’un hikâyesini anlatıyor. Annesi onun korkusunu hafifletmek için Minik Rakun’un avcuna bir öpücük konduruyor. Bu sayede Minik Rakun annesini her an yanında hissediyor. Biz Lorin’le hem avcumuza öpücük kondurur hem de birbirimizin eline minik kalpler çizerdik. “Beni her özlediğinde elindeki kalbe bak. Ben de seni özlediğimde bu öpücüğe ve kalbe bakacağım” derdim.
◊ İkinci kitap Kronik Çocuk’tan, klinik psikolog Bahar Çakır’ın kaleme aldığı ‘Ahtapot Minu, Annem Hep Yanımda’. Ayrılma-kavuşma deneyimlerine çocukların dünyasından bakan, duygusal güveni merkeze alan bir kitap. Çocuklara sevginin yalnızca fiziksel varlıkla değil, duygusal bağla da sürdüğünü söylüyor.
◊ Yine Kronik Çocuk’tan ‘Porsuk ve Büyük Yardım’la ‘Zımbırtı Mımbırtı’yı da tavsiye ederim. ‘Porsuk ve Büyük Yardım’ çocuklara bir topluluğun parçası olmayı, akranlarıyla işbirliği yapmayı ve sosyal çevrede güvende hissetmeyi tatlı bir dostluk hikâyesiyle anlatıyor. ‘Zımbırtı Mımbırtı’ysa yeniliklere adapte olma, alışılmadık durumlarla baş etme ve değişimin yarattığı kaygıyı yönetme üzerine şahane bir kitap.