Güncelleme Tarihi:

Gizem: Gülay, çocuk kitaplarına sığındığım bir haftayla geldim sana. Lorin karınca görünce bile olduğu yerden delice kaçıyor. Olur da minik bir böceğe filan denk gelirse attığı çığlıkları görmen lazım. Aslanla karşılaşsa o kadar bağırır insan! Ne kadar sakinleştirmeye çalışsam da fayda etmiyor. “Kızım şuncacık hayvan, sana ne yapsın” demeler hiçbir işe yaramıyor. Ben de çareyi kitaplarda aramaya başladım. Siz yaşadınız mı Bilge’yle böyle bir sinek-böcek korkusu?
Gülay: Bizde tam tersi yaşandı. Evde bir böcek görürsem Bilge’yi çağırıp yardım istiyorum!
Gizem: İnanmıyorum! Nasıl oldu o iş? Ben de rahatsız olurum ama Lorin daha fazla korkmasın diye kendimi kontrol ediyorum. Nasıl yaptın, lütfen söyle...
Gülay: Bunun için kreş dönemini geçirdiği okula minnettarım. Çocukların doğayla iç içe olmasını önemseyen bir okuldu. Şöyle diyeyim; bahçedeki çimenleri makine değil, koyunlar yiyerek kısaltıyordu. Kar da yağsa bahçeye çıkaran bir anlayıştı, toprakla çok oynadı. Hele baharda her almaya gittiğimde elinde bir avuç solucanla karşılardı beni; “Bu aile bizimle yaşayabilir mi” diyerek... Sonra hepsini tekrar topraktaki evlerine götürmesi, onlarla vedalaşması derken okuldan epey geç çıkabiliyorduk. Yani biz her şeyi okula borçluyuz bence. Tepkileri frenlemek, çığlık atmamak ilk kural tabii. Bence sen doğru yoldasın ama okulda arkadaşlarından etkilenip “Ben de korkuyorum” diyor olabilir.
Gizem: Bir avuç solucan mı? Seni şu an ayakta alkışlıyorum çünkü benim Lorin’i elinde bir avuç solucanla görüp sakin kalma ihtimalim sanırım yok. Ama evet, okulun müthiş katkısı olmuş size. Ben haşere,
sinek, börtü böcek -her neyse onların genel tanımı- hiç sevmem, çok huylanırım ve evet, çocukken ben de çok korkardım. Ama inan, o korkmasın diye bunu bir gün bile göstermedim Lorin’e. Biraz bakındım, bazı korkular genetik yolla aktarılabiliyormuş çocuklara. Yani birçok korkumuz hayatta kalma içgüdüsüyle bize atalarımızdan mirasmış. Biz de vahşi ormanlarda baltayla gezmek zorunda olmadığımız için herhalde börtü böcek korkusunu aktardık çocuklara (gülüyor).
Gülay: Bu mümkün tabii. Genetik olarak beni atlayıp direkt annemden almış olabilir bu cesareti (gülüyor), inan ben de senin gibiyim. Bu arada anne-çocuk arasında söze ya da bedensel ifadeye dökülmeyen duygular da anlaşılıyor. Biz “Ne kadar da cesur durdum” desek de hissediyorlar bence... Kitaplar ne öneriyor Gizem? Kaç yaşında başlamak gerekiyormuş bunu fobi haline getirmeden öğrenmek için? Çok geç değilse ben de kendim için okurum (gülüyor).
Gizem: Birkaç farklı kitap seçtim ama ilk etapta korkuya yönelmek yerine onların da bir canlı olduğunu, aslında bize bir zararları olmadığını, kendi döngülerinde çok önemli rolleri olduğunu anlatan kitaplara baktım. Korkunun öznesini tanımaya yöneldim yani. İlk seçtiğim kitap Merve Kettner’in kitabı ‘Sinekler için Hayatta Kalma Rehberi’ oldu. Kitap sineklerin gözünden empatiyi, türcülüğü ve önyargıları sorgulayan; absürt dili ve rehber formatıyla mizahla hayvan sevgisini bir araya getiren eğlenceli bir hikâye. Sevilmeyen canlılara başka bir gözle bakmaya ve en küçük canlıların bile yaşama hakkı olduğunu fark etmeye davet ediyor çocukları.
Gülay: Çok güzelmiş, diğerinin gözünden bakabilme hayatın her alanında işlerine yarayacak bir beceri, hatta erdem.
Gizem: Yanına endişeyle baş etmenin yollarını anlatan eğlenceli başka bir kitap ekledim, adı ‘Tırtık Telaşlanıyor’. FKS Yayınları’ndan çıkan Robert Starling’in bu kitabında çocuklara endişeyle baş etmenin yolları tatlı bir ejderha olan Tırtık’ın maceralarıyla anlatılıyor. Daha önce okuduğumuz bir kitabı da akşam rutinimize yeniden ekledim. Onun da ismi ‘Stem Şehri-Arılar Arasında’. Vakıfbank Kültür Yayınları’ndan çıkan Ben Newman imzalı kitapta arıların döngüsü bilimsel dille anlatılıyor ve dedektif arı Fikret Çokbilen’in macerasının izi sürülüyor.
Gülay: Eminim faydasını görecektir çünkü bana kalırsa bir çocuğun özüne ulaşmanın en güzel yollarından biri ona kitap okumak. Tabii bu kadar çok çocuk kitabı basılırken ebeveyn olarak bize de büyük görev düşüyor; iyice incelemeden her kitabı okumamak.
Gizem: Çok haklısın. Lorin’in okulunda her ay gerçekleşen ebeveyn seminerlerinde bu ay Doç. Dr. Sedat Karagül’le ‘Nitelikli Kitap Seçimi’ konuşması vardı. Çocukların okuma kültürüyle kurdukları bağı birlikte yeniden düşünmeye yönelik bir anlatı oldu. Edindiğim bilgileri başka bir yazıda paylaşayım seninle ve okurlarımızla.