GeriKelebek Biz feministler yalnızlığı tercih eden kadınlarız yaşlılığımız da yalnız olur
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Biz feministler yalnızlığı tercih eden kadınlarız yaşlılığımız da yalnız olur

Biz feministler yalnızlığı tercih eden kadınlarız yaşlılığımız da yalnız olur
refid:15753105 ilişkili resim dosyası

Başbakan Erdoğan ile kadının toplumdaki yerini tartışan da o, 2007 yılında Köşk’teki bir resepsiyonda Cumhurbaşkanı Gül’e “Hayrünnisa Hanım neden katılmıyor” diye soran da... O, babasının annesine şiddet uygulamasının üzerine kadın haklarını eylemcisi olan Halime Güner... Uçan Süpürge’nin kurucusu Güler “Hayalim bir kadın köyü kurmak ve yaşlılığımı kadın mücadelesine emeği geçmiş kadınlarla birlikte orada yaşamak” diyor

56 yaşındayım. Altı kız kardeşin en küçüğüyüm. İzmir, Foça Çakmaklı köyü doğumluyum. Annem, babam Yugoslav göçmeni. Üç yaşında İzmir’e taşınana kadar sadece Boşnakça konuşuyormuşum. Babam 46 yaşında genç yaşta öldüğünde ben de altı yaşındaydım. Babamla annemin anlaşmazlıkları, babamın anneme uyguladığı şiddet bende iz bıraktı. Feminist olmamın nedenlerinden biri bu. Babam ticaretle uğraşıyordu. Ne zaman para kazansa onu başka bir kadınla yaşamayı tercih eden bildik erkeklerden biriydi. Hayal meyal hatırlıyorum, evin önünde bir Cadillac, arkada sarışın bir kadın, babam evden bir şey alıp gidiyor!
Ben de çok dayak yedim. Hatta lise döneminde bile dayak yedim. O zaman çok öfke duydum. Üç ay aynı evde olmamıza rağmen annemle konuşmamıştım. Şimdi başka türlü okuyorum. Düşünebiliyor musunuz, dayım eşinden ayrılmış gelmiş, herkes bizim evde ve bunlarla baş edemeyen sert mizaçlı bir kadının isyanı söz konusu. Çok tahlil ettim annemi, sonradan çok konuştum, onu mitinglere, kadına yönelik şiddet toplantılarına çok taşıdım. Annem 90 yaşına geliyor, halen evde tek başına.

KADIN KÖYÜ KURACAĞIM

Feminist olmamın ikinci ve daha etkileyici nedeni, İstanbul Kız Lisesi’nde parasız yatılı okumam. İlkokulu bitirdikten sonra oraya gittim. 5.5 yıl içinde okulda hep grup lideri oldum, hep kadın konularını konuştum. Lise andaçlarında ‘Kadın hakları savunucusu’ diye yazıyor. Yıl 1973’tü galiba. O tarihten beri koşturuyorum. Uçan Süpürge’nin kurucusuyum. Kendimi ‘aktivist feminist’ olarak tanımlıyorum. Birkaç sene sonra sadece feminist olarak kalabilirim. Kendime “Feministim” dediğim tarih 1987’de İstanbul’da düzenlenen kadın kurultayıdır.
Uçan Süpürge 1996 yılında kuruldu. 1998 yılından bu yana ilk kadın filmleri festivali olan Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali’ni düzenliyoruz. İki yıl sonra, 15. festivalde ayrılmayı düşünüyorum. Biz feministler, yalnızlığı tercih eden kadınlarız, yaşlılığımız da yalnız olur. Hayalim bir kadın köyü kurmak ve yaşlılığımı kadın mücadelesine emeği geçmiş kadınlarla birlikte orada yaşamak. Daha önceki lakabım olan ‘Bayan Kahkaha’yı tekrar hatırlayarak o köyde hayata devam etmek istiyorum.

EVLİLİK TEKLİFİ
Ömer’den önce davrandım


Ömer Güner, Dünya Barış Günü hazırlık komitesi başkanıydı. Ömer ile 1976 yılının 1 Eylül günü İzmir Savaşan Sineması’nda eylemi konuşurken tanıştık. Gazoz ısmarladık birbirimize. Örtüştüğümüzü gördük. 15 gün sonra İzmir’de bir kafede otururken döndüm, “Benimle evlenir misin” dedim. Çok şaşırdı. “Hayatımda ilk kez bir kadına evlenme teklif edecektim, o da benden önce davrandı” dedi. 36 kişinin öldüğü 1977’teki 1 Mayıs etkinliğine katılmak için 30 Nisan akşamı İzmir Fuar Evlendirme Dairesi’nde nikâhlandım. Militan bir kadın olarak makyaja karşıydım, yüzümü yıkayarak nikah masasına oturdum. Beyaz elbise giymiştim, neşem yerindeydi. Aynı akşam 1 Mayıs için ayrı otobüslerle İstanbul’a gittik. 1 Mayıs’tan sonra iki-üç gün İstanbul’da balayı yapacaktık. Valizimizi taşıyan arkadaşın aracı Boğaz Köprüsü’nde polis kontrolüne girmiş. Valiz 10 gün sonra dağılmış bir halde geri geldi. Ömer, çocuklarımın babası ve takdir ettiğim özel biridir. Onun soyadını taşıyorum ama 2003’ten beri ayrıyız.

SİYASET
Duvardan atmladım kızım erken doğdu


İzmir’de İlerici Kadınlar Derneği kurulmuştu, o derneğe katıldım. TKP sempatizanlarının kurduğu bir dernekti. Fakat ben partili olmadım. Hep özünde kadın meselesine inandım. İyi ki de, ne o zaman ne de sonra hiçbir siyasetin temsilcisi olmadım. En aktif zamanımdı. İş yerlerinde kreş açılması için kampanya başlattık. İKD’nin İstanbul’daki merkezindeki eğitime seçilmeyeceğim diye çok üzülmüştüm. Bir yandan da korkuyordum; hamileydim. Hayatımda ilk kez uçağa binip gittim. Son gün sabah saat beşte kalkıldı. Teorik derslerin pratiği olarak Bomonti’de bir fabrikanın önünde kreş bildirisi dağıtılacak, kadınlarla konuşacağız... Polis gelince kaçıştık. Hiçbir yeri bilmediğim için yüksek bir duvardan atladım. O gün hissettim içimde bir şey olduğunu. Kızım öyle erken doğdu. Halen ne zaman yüksekçe bir yerden atlayacaksam gayri ihtiyari iki elimi karnıma koyarım.

İŞKENCE
Annen de mi komünist


Kızımın adı Ürün. 32 yaşında. Ürün dergisi vardı o sırada. Oğlum İsmail 27 yaşında. İsmail, TKP lideri İsmail Bilen’in adı, asıl olarak da Ömer’in babasının adı. İsim koyarken iki nedeni birleştirdik. Ömer, 12 Eylül’de Barış Derneği davasından gözaltına alındı. İşkencede sormuşlar, “Oğlunun adını niye İsmail Bilen koydunuz?” Ömer, “İsmail’in adını annem koydu” deyince “Annen de mi komünistti?” demişler. 12 Eylül’de ben öyle bir şey yaşamadım. Arkadaşlarımızla empati kurarak onların yaşadıklarını algıladık. Onun etkileri ve izleri sürüyor. O dönemi yaşayan insanların evliklerinde hala bir travma var.

LİSE YILLARIM
Nazım kitabı bulundu okuldan sürüldüm


Kişisel tarihimde önemli bir dönüm noktasıdır: İstanbul Kız Lisesi son sınıfta gece yatakhanelere baskın yapıldı. Bende Nazım Hikmet’in şiirlerini anlatan bir kitap bulundu. Okuldan atmadılar ama parasız yatılı hakkı elimden alındı. İzmir’e dönüp, Karataş Lisesi’nden mezun oldum. Çalışkan bir çocuktum. Erzurum Tıp Fakültesi’ni kazandım. İstanbul’daki sürgünden sonra cezalıydım, İzmir’den çıkamazdım! Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Bölümü’nde okudum. SSK’nın bordro servisinde çalıştım. Akşam iş çıkışında Gültepe’de kadınlara okuma-yazma kursu veriyorduk. Bazen bir kadın ertesi günkü mitinge katılabilsin diye, kendimi tanımadığım bir evde, tanımadığım bir adamın pantolonunu ütülerken buluyordum. 1985’te Ankara’ya gelişim bir dönüm noktası oldu. Kadın tartışma gruplarına girdim. Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü’ne başladım. Güler İleri’den başlayarak birçok kadından sorumlu devlet bakanına danışmanlık yaptım. Işılay Saygın bakan olduğunda ilk olarak duvarlardaki kadın haklarıyla ilgili sözleri kaldırtmış, duvarları hortumla yıkatmış. O renkliliğin kaldırılması beni rahatsız etti. “Böyle bakanla çalışmam” sözlerim gazetede çıkınca iş büyüdü. Yasal süreç başlattı, demeç verdiğim için devlet memurluğundan atacaktı beni. O ara bir dönem Baykal Hükümeti oldu. Işılay Hanım’ın yerine gelen Abdülkadir Ateş hayatımı kurtardı; Turizm Bakanlığı’na geçtim. Yoksa birinci dereceden maaş alan emekli bir devlet memuru olamazdım.

12 EYLÜL
Grevci karısı rolünden çıktık


12 Eylül’ün kadınlar için katkısı oldu. Çünkü bedenimizi tanıdık, sosyal olaylarla daha çok ilgilendik. Siyasi örtü kalktı. ‘Grevci karısı’ rolünden çıktık, biz olduk. Erkekler bir savrulma dönemi yaşadı. Ama mücadele eden, okuyan, yazan kadınlar olarak biz düşünmeye devam ettik. Kadınlar özel alanlarını sorgulamaya başladılar. ‘Özel alan politiktir’, o zaman çıkan bir slogan. Bu süreç Ankara’da devam etti. Bakanlık görevim sırasında çok yer dolaştım. Türkiye’de kadın örgütlerinin, yüzde 74’ü 1990 sonrasında kurulmuş. Ben de birbirinden kopuk kadınlar arası iletişim, dayanışma merkezi olmasını çok hayal ediyordum. 96 yılının 13 Kasım’ında Uçan Süpürge kuruldu. Ben de Ocak 97’de emekli oldum.

UÇAN SÜPÜRGE
Kadınlar saçını süpürge etmeyecek

Uçan Süpürge ismi, 100’e yakın kadın grubunun olduğu 8 Mart’taki bir akşam yemeğinde oylanarak bulundu. Dedik ki, “Hiçbir kadın saçını süpürge etmeyecek!” 1996 yılında kurulan Uçan Süpürge’yle proje fabrikasına döndük. ‘İlk Adım’, ‘Yerel Kadın Muhabirler’, ‘Çocuk Gelinler’ projeleri çıktı. Kadın Filmleri Festivali yapalım, kadın bakış açısını içeren filmleri aktaralım, kadın yönetmenlere pozitif ayrımcılık uygulayalım dedik. Sinema Eleştirmenleri Jürisi’nin dünyada ödül verdiği tek kadın filmleri festivaliyiz. Bazılarının söylediği olumsuz sözlere hele Uçan Süpürge ile ilgiliyse takılırım. Uçan Süpürge benim üçüncü çocuğum. Bu tavrım ayrımcılıkları kim yaşatıyorsa anında söyleyip daha sonra ısrarla takip eden biri olmamdan kaynaklı denebilir. Ben hak aramayı meslek haline getiren kadınlardan biriyim. Yerel Kadın Muhabirler Ağı projesiyle dünyada sosyal girişimcilere verilen ASHOKA Vakfı’ndan ödül aldım. Aralık ayında birçok ülke televizyonunda yayınlanacak olan Fransız ve Kanada ortak yapımı ‘Değişimin Mimarları’ belgeseline konuk olan 10 kişiden biriyim.

ÇOCUKLARIM
Oğlum feminist oldu kızımı yapamadım


Oğlumu feminist yaptım. Sekiz yıldır Kanada’da, elektrik mühendisi. Kızım feminist olamadı. Erkeklerin kadınların hassas duygularını kullanma kurnazlığını analiz edememesinden kaynaklandığını düşünüyorum. Geçen ay 10 yıl önceki eski erkek arkadaşı tarafından dolandırıldı. Kadınlara, onların duymak istedikleri sözcükleri sıralayan erkeklerin sayısı arttı. Kadınlara, öğrenilmiş sözlerin arkasındaki içtenliği iyi okumalarını öneriyorum.

HAYRÜNNİSA GÜL
Ben sorduktan sonra resepsiyona katıldı


Hayrünnisa Hanım, genç yaşta evlendi ama İngilizce kursuna gitti, okumaya devam etti. Olumlu bir örnek. ‘Evlendin ama ölmedin’ mesajı bu. Hayrünnisa Hanım’a ‘Çocuk Gelinler’ projesi için yazılar gönderdim. Birlikte basın toplantısı düzenleme isteğime yanıt alamadım ama Cumhurbaşkanlığı’ndan destek yazısı geldi. Bu ayın sonunda yollara çıkıyoruz. 54 ile gideceğiz. 2007 yılında Köşk’te düzenlenen o resepsiyonda 500 kişi varsa 450’si erkekti. Cumhurbaşkanı’na Hayrünnisa Hanım’ın neden orada olmadığını sordum, “Erkeklerin türbanını görmüyoruz ama bir kadın yan odada kilitli” dedim. Hayrünnisa Hanım sonraki resepsiyonlara katıldı. Başbakan, kadın STK’larla toplantıda 7.5 saat yerinden kalkmadan bizi dinledi. Orada “Kendimiz olmak isteyen kadınlarız. Bizi annelik vurgularıyla tanımlamanızı doğru bulmuyoruz” dedim. Kendisi de, “Ben kadının birey olarak değil, aile içinde güçlü olmasını istiyorum” dedi. Başbakan sonra Hatay’daki konuşmasında bu sözlerini düzeltti. Fakat bence ilk refleksler çok önemlidir.

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

Bitcoin ve Ethereum ne kadar?

False