Anadolu türbeye, Nişantaşı falcıya gidiyor

Anadolu türbeye, Nişantaşı falcıya gidiyor

30 türbede 3 bin kişi üzerinde yaptığı araştırma sonucunda ‘Türbeler, kadınların camisi’ saptaması yapan İlahiyat Profesörü Ali Köse, bunun nedenini rasyonel bir bakışla açıklıyor: “Aracı kullanmaya alışığız.” Araştırmayı, bu ay başında piyasaya çıkan ‘Türbeler’ kitabıyla temellendiren Köse, “Anadolu türbeye, Nişantaşı falcıya gidiyor” gözlemini de aktarıyor ve Anıtkabir’e gitmekle türbeye gitmek arasında kutsallık açısından fark olmadığını savunuyor. Kendisinin hiç türbe ziyaretinde bulunmadığını söyleyen Köse’ye, kitabına aldığı örnekten yola çıkarak soruyoruz: “Otistik bir çocuğunuz olsaydı türbeye gider miydiniz?”

İnsanoğlu gerçeğin belirsiz olduğu hallerde bir yere tutunmak ister, belirsizlikten kurtulma ve kesin bir şeye inanma arzusu taşır. Bu amaçla da kendince bir gerçeklik yaratır. Metafizik alana ait manevi inançlar işte bu noktada devreye girer ve insana kesinlik duygusu veren anlam dünyaları sunar. Yaşadığımız hayat sosyal gerçeklikler üzerine inşa edilmiştir. Toplumlar gerçekliklere sosyal anlam atfettikleri zaman artık sorgulamazlar. Onun gerçek dışı olduğunu söylemeniz de makul gelmez insanlara. “Ben gördüğüme inanırım, melekti, cindi beni ilgilendirmez” diyen rasyonalistler de dahil olmak üzere insanlar kutsal şemsiyeye muhtaçlar. Ölüm var olmaya devam ettikçe, alemin nizamı kendi elinde olmadığı müddetçe de kutsallaştıracaklar. Seyredilme rekoru kıran filmlere bakıyorsun ‘Harry Potter’, ‘Yüzüklerin Efendisi’, ‘Avatar’, ‘Matrix’; en çok satan romana bakıyorsun ‘Da Vinci Şifresi’. Büyü var, sihir var, kutsallık var. Bunların çok satmasının nedeni de kutsallaştırma ihtiyacı.

TAHTAYA VURMANIN NE MALİYETİ VAR

Türbeler duaların kabulünü artırıcı bir mekan olarak algılanıyor. İslam aracı kabul etmiyor ama biz aracı kullanma mantığına alışkınız. Türbe olayının toplumda rağbet görmesinin temel nedenlerinden biri bu. Günlük hayatımızda da adamını bulma mantığıyla hareket ederiz. Aşık, aşık olduğu kişiye aşkını açıklamak için bile araya aracı koyar. Toplumsal yapı bu. Bu yapı, türbeyi de Allah’a ulaşma şeklinde algılamasına ve bunu kalıp olarak kabullenmesine çok müsait. Bu sadece bizim kültürümüze has bir olgu da değil. Hıristiyanlıkta da var. Babaya oğul aracılığıyla ulaşılır. Bir batılının sözü vardı. “Biz batıl inançları çok saçma görebiliriz ama tahtaya vurmanın ne maliyeti var ki” diye. Şifa arayanlar, “Her yolu denedim olmadı, bir de burayı deneyeyim” tarzında hareket ediyor. Türbeyi dinginleşme mekanı olarak görenler de var. Camiye gidip dua etmeye yakın değil ama türbeye gittiğinde rahatlıyor. Türbeler aynı zamanda psikolog. O umut 100 psikoloğa bedel. Ayrıca türbeye giden, derdin sadece kendisine ait olmadığına inanıyor. Sağ yanı felçli olan, tekerlekli sandalyeli birini görüp şükrediyor.

KADINLARIN CAMİSİ TÜRBE

Dünyanın tüm toplumlarında kadınlar daha duygusal, daha dindar. Günümüzde kadınların erkekler gibi kutsalla ilişki kuracakları mekanları yok. Camiler tam anlamıyla kadınlara açık değil. Türbelere kadınların erkeklerden daha fazla rağbet etmesinin en önemli nedeni bu, ‘kutsal mekan arayışı’. Ayrıca kadın psikolojisi işin büyüsel, egzotik ve ezoterik yönünü almaya daha müsait. Kutsalla ilişki kurmak için Anadolu kadınları türbeye giderken, Nişantaşı ve Beyoğlu medyuma, falcıya gidiyor. Kalıp olarak farklı ama mahiyet olarak aynı. Yaşanılan duygu da aynı. Belki yirmi sene sonra türbe ritüelleri bu şekilde olmayacak ama toplum yeni kutsallaştırmaların peşinde olacak.

MORRİSON VE TİTO’NUN MEZARI

Günümüzde film yıldızlarının, sanatçıların, devlet adamlarının veya Lady Diana gibi halkın sevgisini kazanmış kişilerin mezarları da bir türbe formunu andırıyor. Hayatlarında seküler figürler olan bu insanlar, adeta azizliğe yükseltilmiş gibi saygı görüyor, yüceltiliyor, kutsal alanda aktif ruhlara dönüştürülüyor. Uyuşturucudan kurtulmak isteyen biri uyuşturucudan öldüğü sanılan Amerikalı Rock yıldızı Jim Morrison’un mezarında çare arıyor. 1992’de mafyanın şehit ettiği İtalyan hakim Giovanni Falcone ve eşinin evlerinin önü bugün kutsal bir mekan. Hem de dilek ağacı (Falcone tree) olan kutsal bir mekan. Eski Yugoslavya Devlet Başkanı Tito’nun Hırvatistan’da bulunan heykeli de benzer işlev görüyor. Kimi mum yakıyor, kimi haç çıkarıyor.

FUTBOLUN KERBELA TAŞI

Psikolojik ve sosyolojik açıdan değerlendirdiğinizde kutsallık açısından Anıtkabir’e gitmekle türbeye gitmek arasında da bir fark yok. Dilleri farklı sadece; türbe dini alana ait, Anıtkabir değil; ama nihayette yaptığınız şey aynı. Bunu laiklik adına oraya gidenler için söylemiyorum. Cumhurbaşkanı gidiyor; “Aziz Ata şunları yaptık, huzuruna alnımız ak geldik” diyor. Neden İnönü’nün, Celal Bayar’ın mezarına gitmiyor da oraya gidiyor. Ona kutsallık atfediyor. Türbedeki kişiye de kutsallık atfediyorsunuz, onun sizi duyduğuna inanıyorsunuz. Kutsallaştırılan sadece türbeler veya mezarlar değil. Eşyayı da kutsallaştırıyoruz. Birkaç yıl önce Galatasaray Ali Sami Yen Stadı yıkıldı. Açık tribünün tuğlaları Galatasaray Store’da satıldı. Bir taşı futbol adına kutsallaştırıyorsunuz. Ben buna ‘Futbolun kerbela taşı’ diyorum.

TÜRBEYİ KUTSAMAZSA KADIN VÜCUDUNU KUTSAR

İlahiyatçı olarak türbe ziyaretlerinin İslamın özüne aykırı olduğunu söyleyebilirim. Diyanet de, “Türbelerden şefaat beklemeyin” der. Ama sosyal bilimci olarak, “Bunlar İslam’a uymuyor, dolayısıyla yok edilmelidirler” diyemem. Çünkü bu mekanizma insanların dinle ilişkilenmesini sağlıyor. Bunların önünü tıkar, set çekerseniz başka kanala gidilir. Avrupa tarihine baktığınızda görürsünüz bunu. Türbeyi kutsamazsa kadın vücudunu kutsayabilir, başka bir şeyi kutsayabilir. Onun için toplumun popüler dindarlık anlayışına, toplumsal gidişata müdahale etmek, Vahhabi mantığıyla hareket etmek yanlış olur. Toplum kendi yolunu bulur.

OTİSTİK ÇOCUĞUM OLSAYDI

Prof. Dr. Ali Köse, kitabın önsözünde gözlem için bulundukları Beykoz Akbaba türbesine otistik oğluyla gelen bir anneyi anlatıyor. Annenin çocuğu, şifa olsun diye türbeyi gölgeleyen ağacın iki dalı arasından geçirdiğini ifade ederken kendi kendine soruyor: “Onun yerinde biz olsaydık ne yapardık; ‘Otizm hastalığının türbeyle ne alakası var, çocuğunu doktora götürsene’ diyebilir miydik?” Köse’ye kitapta yanıtsız bıraktığı bu soruyu yöneltiyoruz şu karşılığı veriyor:
“Onun yerinde olsaydım aynı şeyi yapabilirdim. O da nihayetinde benim gibi bir insan, belki benden daha rasyoneldi. Ama çaresizlik böyle bir şey demek ki. Hep düşündüm, o annenin yerine koydum kendimi. Evet, ben de çaresiz kalsaydım ben de türbeye başvururdum. Bitkisel ilaçlar konusunda sürekli aleyhte konuşan, yararına inanmayan bir doktor arkadaşım kanser oldu ve ilk yaptığı şey bitkisel ilaçlara başvurmak oldu. Ben buna şahit oldum. Türbelere de psikiyatristler büyük oranda karşı çıkıyor. Çünkü rasyonalist bir eğitimden geçmişler, ilaçlarda çare arıyorlar. Diyanet de karşı çıkıyor. Ama Diyanet İşleri Başkanı da Balkanlar’a gittiğinde mutlaka bir türbe ziyaret ediyor. Çünkü türbeler dini bir olgu oldukları kadar milli karakter de arz ediyor.”

İLGİNÇ RİTÜELLER (KİTAPTAN)

* Malatya Keşaf Baba Türbesi’nde rakı şişeleri, viski bardakları, bira kutuları var. Dışarıdan bakınca sanki bir içki kokteyli görüntüsü söz konusu. Bunları, kocalarının içkiyi bırakmasını isteyen kadınlar getiriyor.
* Ankara Nallıhan’a bağlı Nallıkozlu, Ömerşeyhler ve Emresultan köylerinde düğünlerde davul çalınmaz. Bunun nedeni Nallıkozlu’da bulunan Cafer Sadık (Rahim Baba) türbesine atfedilen bir menkıbe.
* Çorum’daki Erzurum Dede Türbesi’nde dilekte bulunan kişi türbeye süt döküyor. Eğer yılanlar gece çıkıp bu sütü içerse dilek kabul oluyor.

Haberle ilgili daha fazlası: